Sabatay Sevi Yaktın Bizi Yakıyorsun Bizi…

Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül… Bunlar sıcak aylardır. Sıcak aylarda hararet ve hareket olur.
Gelecek günler büyük sürprizlere gebedir.

EMNİYET Genel Müdürü cinayetle ilgili bilgiler verirken, “Bu fevrî bir iş değildir” cümlesini kullandı. Fevrî, Osmanlıca bir kelimedir. “Birdenbire, düşünmeden yapılan şey”mânâsına gelir. Bakınız, ülkenin büyük bir bürokratı böyle diyor.
Avukat Arslan’ın hâdiseden önce Bulgaristan’a gittiği, yurda girerken Türkiye sınırına ambülansla getirildiği de gazetelerde yazıldı. İnsanın hatırına “Acaba kendisine yapılan iğneler ağır mı gelmişti?” sorusu geliyor.
Danıştay hakimi vefat edince birileri sevinçlerinden ve telaşlarından neredeyse zil takıp oynayacaklardı. Kına da yakmışlardır.
Evet, bu hâdisenin fevrî bir iş olmadığına dair elde bir yığın karine bulunmaktadır.
Maddî sıkıntı çeken, geliri son derece yetersiz olan genç avukat, o pahalı silahların parasını nereden bulmuştur?
Bazı yazarlar bu işi Türk Gladyosu Ergenekon Teşkilatına bağlıyor. Google’dan “Ergenekon Gladio” kelimeleriyle aradım, binlerce veri çıktı. Saatlerce okudum, kafam karıştı. Ergenekon Teşkilatı ne demektir, şunu bilen birisi çıksa da beş-on sayfada çok açık, çok vazıh, çok anlaşılır şekilde özetlese ne iyi olur.
Danıştay’daki cinayetten sonra büyük partilerden birinin genel başkanının etekleri zil çalıyordu. Ağır ve kışkırtıcı beyanlar… Yangına su değil, benzin dökmeler… Delilsiz, isbatsız suçlamalar…
Serbest seçimlerle iktidara gelme ümidi olmayanların çırpınışlarıdır bunlar. Olağanüstü rüzgârlar esecek, iktidar tepetaklak edilecek, mâlum Hazrete “Buyurun hükümeti siz kurun” denilecek ve ol Hazret anlı şanlı, pür tantana, pür velvele başa geçecek…
Bu hâdise bir komplodur.
Bu hâdise bir tertiptir.
Bu hâdisenin dalları budakları çoktur.
Bu hâdise, Danıştay’ın başörtüsü aleyhindeki kararına kızan dindar bir avukatın fıttırıp ani bir kararla ve düşünmeden gidip bir hâkimi vurması değildir.
ABD ve İsrail Ortadoğu’da iki büyük İslâm devletini savaşa sokmak istiyor.
Bu savaşta milyonlarca insan ölecektir.
İki büyük ülke harap olacak, iki büyük devlet çökecek, iki halk perişan olacaktır.
Savaşanlar silah, araç gereç, cephane için milyarlarca dolar harcayacaklardır. Bu paraların büyük kısmı Yahudilerin cebine girecektir.
Savaş sonunda iki büyük ülke parçalanacaktır.
İslâm dünyasını büsbütün esir ve zelil etmek mümkün olacaktır.
Ankara’daki planlı, programlı, belli bir senaryonun bir parçası olan cinayet fevrî bir hareket ise devamı gelmez.
Fevrî değilse devamı gelecektir.
Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar gürültü bombaları idi.
Başka bombalar da atabilirler.
Ses çıkartacak bombalar.
Türkiye’de arı kovanına çomak sokmaktan kolay bir şey yoktur.
Ankara cinayeti Büyük Ortadoğu Projesinin dışında değil, içindedir.
Eskiden sinema afişlerinde “32 kısım tekmili birden” diye yazılırdı. Bu hâdise olup bitenlerin, olup biteceklerin 100’de biri bile değildir.
Türkiye’de bir laik-laik olmayan çatışması çıkartmak istiyorlar.
“Biz bu vatanı, bu devleti sokakta bulmadık; bu vatan, bu devlet bize babamızdan, atamızdan kalmıştır. Onları gericilere bırakamayız” felsefesi.
Uyuşturucuyu, terörün tozu dumanı içinde helikopterle taşıyanların bu işlerde ne kadar tuzu biberi vardır?
Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül… Bunlar sıcak aylardır. Sıcak aylarda hararet ve hareket olur.
Gelecek günler büyük sürprizlere gebedir.
Atatürk Atatürk diyorlar… Herkes Atatürkçü… Hangisi samimî, hangisi sahte?..
1960 ihtilalinde de Atatürk diye bağırmıştı gazeteciler, profesörler. O tarihte ülkenin en samimî, en halis Atatürkçüsü Celal Bayar’dı. Atatürk diye diye onu da rezil bir vaziyette tepetaklak ettiler, Yassıada’ya tıktılar.
Samimî ve halis Atatürkçü Bayar zindanda çile doldururken, Atatürk’ün en büyük rakibi İsmet Paşa’nın başlar üzerinde yeri vardı.
Herkes Atatürkçü… Kim Atatürkçü?..
Kirli bir senaryo gereğince öldürülen hakimin cenazesine giden bakanlar ve milletvekilleri hakaret ve saldırıya uğrayarak cami avlusundan uzaklaşmak zorunda kaldılar.
Birtakım önemli kişiler “Bu reaksiyonlar güzeldir, devam etmelidir” şeklinde beyanat verdiler.
Ülkede gericilik, irtica tehlike ve tehdidi aleyhinde fırtınalar estirilmek istendi.
Karacüppeliler yürüyüşler yaptılar.
Müslüman halk şaşkın, tedirgin, üzgün… Nereye sürükleniyoruz?
Bir bardak suda başörtüsü kasırgaları kopartılıyor.
Başörtüsü bütün medenî dünyada serbest. Başörtüsü laik Fransa üniversitelerinde serbest. Laik Portekiz’de serbest… Zaten Avrupa’da anayasasında laiklik yazan başka devlet yok… Başörtüsü, İngiltere’de ilkokuldan üniversiteye kadar serbest… Almanya’da, Avusturya’da serbest… Danimarka televizyonunda başörtülü bir sunucu var. Bana, üniversitelerinde başörtüsünün yasak olduğu bir tek medenî ülke gösterebilirler mi?
Başörtüsünün serbest olması medeniyettir.
Başörtüsünün yasak olması medeniyetsizliktir.
Ah Sabatay Sevi!.. Sen öldün, aradan üç yüz küsur sene geçti ve Türkiye’de fırtınalar estirmeye, kasırgalar kopartmaya devam ediyorsun.
Yahu ben de mi saçmalamaya başladım? Ankara cinayetiyle Sabatay Sevi’nin ne alakası var?.. Ah Sabatay Sevi, yaktın bizi!.. Nereden çıkarttın Yahudilerin beklenen Mesih’i olduğunu?.. Yalancıktan Müslüman olmasaydın başımıza bunca iş gelmeyecekti…

Mehmet Şevket Eygi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir