Sadece Üç Gün Değil Hayatları Bayram Olsun

Çocuk yuvalarında, yetiştirme yurtlarında, huzurevlerinde zor geçer bayramlar; biliriz… Küçücük bir teması, iki çift sözü bekler gözlerde biriken yaşlar dökülmek için! Bu kez çocuklar kimsesiz değil. Malatya’daki acı olay, tüm yüreklerde yakıcı sıcaklığını koruyor. İşte bu yüzden tüm ülke yuvalara akın ediyor. Ama dileğimiz bu ilgi bayramla kalmasın…

Malatya Çocuk Yuvası’ndaki şiddet görüntüleri, toplumsal duyarlılığın Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı yuvalara ve yetiştirme yurtlarına yönelmesini sağladı. Günlerdir o şiddet görüntülerini konuşuyoruz, tartışıyoruz, kınıyoruz… O çocukların daha fazla şefkatle büyütülmesi için kampanyalar düzenliyoruz.

Bugün bayramın ilk günü ve Malatya’daki acı olay hâlâ tüm yüreklerde yakıcı sıcaklığını koruyor. Eminiz ki; bugüne kadar hayatlarında bir kez bile çocuk yuvalarına gitmemiş binlerce insan, bugün onlara koşacak… Zaten onlar da bu bayram kendilerini ziyarete geleceğinizden biraz daha fazla eminler… Çünkü o talihsiz görüntüler, ne yazık ki bütün yurtlarda da seyredilmiş. Bu nedenle özellikle 7 yaşın üzerindeki çocuklar olup bitenlerin fazlasıyla farkında. Ve gözünüze, “Sizden alacaklıyız” der gibi bakıyorlar! Aslında çok da haksız değiller…

Arife günü hazırlığı
Çocuk yuvalarında, yetiştirme yurtlarında, huzurevlerinde zor geçer bayramlar; biliriz… Küçücük bir teması, iki çift sözü bekler gözlerdeki biriken yaşlar dökülmek için! Üstelik bu kez durum çok daha hassas! İşte bu yüzden muhabir kardeşim İlker Akgüngör ile dün sabahın köründe, saat dokuzda Bahçelievler’deki Şeyh Zayed Çocuk Yuvası’nda aldık soluğu. Ama bizden bile erken ziyaretçileri vardı çocukların… Otomobillerin, minibüslerin, kamyonetlerin biri gidiyor, biri geliyordu. Her yaştan insan, kocaman paketlerle iniyorlardı. “Hayırdır, neden geldiniz?” diye sorduğumuzda ise; “Yarın bayram… Çok ziyaretçileri olacak. Biz çocukları bayrama hazırlamak için geldik” diyorlardı. Uzun süre çocukların yanına giremedim. Kapının önünde bekleyip, gelenle gidenle oyalandım. Onlardan güç aldım.

Gülten Teyze’yle konuştuk uzun uzun… Küçükçekmece’de oturuyormuş. Daha bu olaylar ortada yokken, bir ay kadar önce karar vermiş gelmeye… Gece gündüz demeden, kimsesiz çocuklar için 10 hırka örmüş… Rengarenk, yumuşacık, sevgiyle ilmeklenmiş hepsi. Hele bir de çocuk yuvasının müdiresi Emel Hanım’ın beğendiğini görünce çocuklar gibi sevindi Gülten Teyze… “Küçüklere de örerim, 50 tane daha örerim” diye arka arkaya dizdi sözcükleri.

Ve o an!
Müdire Emel Hanım, “Haydi üşüyeceksiniz burada; içeriye buyrun, çocuklarımızı görün” diye hepimizi yuvaya davet etti… Hepimiz galoşlarımızı giydik. Kapıdan girmemizle, 20’ye yakın 3-6 yaş arası çocuğun kollarını açarak bize koşması bir oldu… Oynadık mı? Şarkılar söyledik mi? Masallar anlattık mı? Hayır… Sadece sarıldık… Hem de sıkı sıkı… Zaten başka da şansımız yoktu; biz sarılmasak bile onlar öylesine yumulmuşlardı ki göğsümüze… Zaman çabuk geçiyor böyle durumlarda… Kalkma vakti geldiğinde devreye öğretmen anneler girdi ve yakalarımıza kenetlenmiş o küçücük parmakları biraz zorlayarak da olsa söküp, “oyuna” götürdü… Onlar bu filmi günde defalarca seyrettikleri için çok da şaşırmadılar ama direndiler… Yine de gittiler!

İkü günlük Ceylan!
Dışarı çıktığımızda koca bir minibüs yanaştı kapının önüne. Orta yaşlı bir beyin talimatıyla minibüsün arka kapısı açıldı ve torbalarca hediye yuvaya taşındı. Bu sevecen bey, Kuveyt Türk Finans Kurumu’nun İdari Hizmetler Başkanı Emin Oran’mış. Giysiler, oyuncaklar, çikolotalar getirmiş Emin Bey. Bir de…

“Bayram baklavasız olmaz” diyerek iki koca tepsi baklava… Hem de Gaziantep’ten, Gaziantep’in ünlü baklavacısı İmam Çağdaş’tan… Tam biz baklavalarla resim çektiriyorduk ki; devreye yine müdiremiz girdi. Emin Bey’le beni yemyeşil bahçenin ortasından geçen yolun diğer yanında kalan binaya götürdü, “Burası 0-1 yaş bölümümüz” diyerek de ekledi sonra…

Hemen belirteyim ki bu bölümde çocuklarla temas yasak… Çünkü bunlar gerçekten çok küçük. Aralarında daha iki günlük olanlar bile var. Polisler dün bulmuşlar ve alıp getirmişler.

İsmi… İsmi henüz yok. Gerçi gelen polisler “Kader” demişler ama, bakıcı annesi pek demode bulmuş bu ismi: “Ceylan o Ceylan” diyor camın arkasından kucağına bastırıp, koklayarak. Bu bölümde ilk odada yeni doğmuşlarla 1 aylık bebekler kalıyor… Odada kuvöze benzer bebek yataklarından tam 26 tane var. Sayabildiğim kadarıyla sadece ikisi boş.

Bu odanın yanındaki odalara geçildiğinde çocuklar gittikçe büyüyor ve 12 aylığa kadar geliyor. Emeklemeye, yürümeye, gülümsemeye, konuşmaya çalışan, heyecanlanan, bağıran hepsi birbirinden tatlı, birbirinden kadersiz, birbirinden sevimli yüze yakın bebek… Hep bir aradalar…

Hediyeleri kendiniz vermeyin
Müdire Hanım, binanın boya, badana zamanının geldiğini söyleyince, Kuveyt Türk’ün Emin Ağa’sına, “Bir kolayına bakarız” demek düştü… Eeeea, ağaya da bu yakışır! Dışarı çıktığımızda bir de baktık koca bir kamyonetten harıl harıl dev paketler taşınıyor. Sorduk; Tepe Akfen Grubu, tam 24 koli çikolota göndermiş.

Ama götürdüğünüz hediyeleri hiçbir yurtta kesinlikle çocuklara bizzat vermeniz önerilmiyor. Siz hediyelerinizi makbuz karşılığında teslim ediyorsunuz; yaş, cinsiyet, ilgi alanı, ihtiyaç, sağlık gibi faktörler göz önüne alınarak, dağıtım uzman elemanlar tarafından yapılıyor. Ama zaten bütün çocuklar, “eli boş” gelmediğinizi biliyor.

Şeyh Zayed Çocuk Yuvası’na veda etmek için son kez kapı önüne çıktığımızda bu kez çoluklu çocuklu kalabalık bir ziyaretçi grubuyla karşılaştık.. Öznur ve Özlem Aktürk kardeşler, komşuları Nuran Mollaş’la birlikte çocukları Eren, Burcu, Gizem, Ege ve Kağan’ı alıp Halıcıoğlu’ndan gelmişler. Gelirken de herkes gibi oyuncak, kitap, çikolata getirmişler…

Çocuklardan Kağan, bir fotoğraf çektirmek için bile beklemeye tahammül edemiyor ve bağırıyor; “Ben de gönüllü abiyim… Kardeşlerim nerede?”

Eyüp’te aldığımız ders
İlker’le birlikte Bahçelievler’den çıkıp bu kez Eyüp’e yöneldik. Hedefimiz Eyüp Çocuk Yuvası’ydı. Gazetenin gönderdiği bayram hediyelerini bizden teslim alan yuva görevlisi genç kadın önce teşekkür etti, sonra sakin sakin anlatmaya başladı: “Malatya’da yaşanan olaylar en fazla bizi üzdü. Ama bu kurumda 9 bin kişi çalışıyor. Aramıza birkaç kendini bilmezin girmesi ne yazık ki mümkün oluyor. Ama bu yurtlar; bu toplumun sigortası… Ben de bir yuvada ve yatılı okulda büyüdüm. Eğer bu kurum bana sahip çıkmasaydı, belki de bugün hayatta olmazdım.”

7-12 yaş arası çocukların bulunduğu yuvada, çocukları ziyaret için düzenlenmiş özel bir mekanda görebiliyorsunuz. Çünkü burayı yönetenler, “Burası, bu çocukların evi… İnsan kendi evinde de her zaman görüşmeye, ziyaret edilmeye uygun olmayabilir” görüşündeler.

Asla bırakmayacağız
Eyüp Çocuk Yuvası’nda da ciddi bir “bayram telaşı” gözleniyor… Çocukların hepsi tıraş olmuş, yıkanmış, bayramlık elbileselerini, çamaşırlarını, çoraplarını, ayakkabılarını alıp dolaplarına yerleştirmiş. Yani bugün için her şey hazır!

Eyüp Çocuk Yuvası’nın da dün çok sayıda ziyaretçisi vardı. Bizim ilgimizi en çok, Eyüp Kız Lisesi’nden gelen yaklaşık 20 kişilik bir kızlar grubu çekti… 11 Fen D sınıfı öğrencileriymiş bunlar; yani son sınıf. Buraya gelmeye, Malatya’daki olayların görüntülerini izleyince kendileri karar vermişler. Her biri bir hediye getirmiş. Kimi pelüş ayı, kimi patik, kimi de eldiven, atkı, toka… “Ablasıyız biz onların. Bugün tanışacağız ve eğer onlar da isterlerse asla bırakmayacağız…” Umarım öyle olur kızlar… Umarım siz de, biz de Malatya’da yaşananlar unutulunca, bu çocukları yeni bir olaya kadar kaderlerine terk etmeyiz… Çünkü “o başlar” gömülecek yer arıyor! Biliyorum… Göğsümdeki o iki iz hâlâ duruyor.

Gönüllü babalar göreve!
Bahçelievler Şeyh Zayed Çocuk Yuvası’nda 400’den fazla çocuk barınıyor. Malatya’daki olaylara kadar toplam “gönüllü anne” sayısı 71’miş… Bunun da 17’si yabancı uyruklu. Ama o olaylardan sonra “gönüllü anne” olmak isteyenlerin sayısında patlama olmuş. 100’e yakın kadın form doldurmuş. Eğer birer fotoğraf, ikametgah, nüfus cüzdanı fotokopisi ve sağlık raporu da getirirlerse işlemleri tamamlanacak ve amaçlarına ulaşacaklar. Peki; “gönüllü” olmak isteyenler sadece kadınlar mı? Hayır… Yedi de erkek var “gönüllü babalığa” talip olan!

Onları da genellikle eşleri getiriyormuş yanlarında; “Çocukların sadece anneye değil, babaya da ihtiyaçları var” diyerek…

Gözlerimle gördüm, göğsümün üzerinde izi kalan iki yuvarlak kafadan da biliyorum ki anneler doğru söylüyor:

Çocukların babaya da ihtiyaçları var beyler…

Fabrikasyon ortam
Bir ufak bilgi notu daha verelim:

Bu olaylardan sonra “koruyucu aile” ve “evlat edinmek isteyenler”in sayısında iki kattan daha fazla bir artış olmuş…

Zaten bu çocuklar için asıl çözüm bu…

Tamam; bu yuvalar onların aç, açıkta kalmalarını engelliyor. Bu yuvalardaki özverili insanlar, çocuklara ellerinden geldiği ölçüde sevgi vermeye çalışıyorlar.

Ama bu “fabrikasyon” ortamdan, sağlıklı, dengeli, öz güvenli bireyler olarak çıkmak o kadar zor; hatta imkansız ki…

Bu nedenle; çocukların “fert” olduklarını anlayabilecekleri “gerçek aileler”e ihtiyacı var…

Kim bilir belki de o aile; sizsiniz, biziz!

Haber: Mustafa MUTLU
Foto: İlker AKGÜNGÖR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir