Salavat getirmek Allah Resulü’yle irtibatın ifadesidir

En cimri insan, yanında adım anıldığı halde bana salât u selam getirmeyendir.” (Tirmizî, Deavât, 100) Bu cimriliktir. Zira, insana hiç yük getirmeyen kolayından bir “Allahümme salli alâ Muhammed” demek hiç de zor değildir.

Acil bir hasta için, 200 tane tefriciye okur musun?” Sabah kalktığımda telefonumda gördüğüm mesaj bu şekildeydi. Tefriciye ifadesi “salat-ı tefriciye” adlı Efendimiz için yapılan bir duayı ifade ediyordu.

Hasta için sebepler açısından yapılacaklar yapılmış, bir de manevi planda Efendimiz’in adı da eklenerek Allah’tan yardım ve şifa isteniyordu. Rabb’imiz Kur’an-ı Kerim’de, “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salat ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin ve tam bir içtenlikle selam verin.” (Ahzab, 36/56) buyuruyor. Salat; tebrik, tezkiye, saygı, dua, istiğfar ve rahmet gibi manalara geliyor. Ayette bahsedilen Allah’ın salât etmesi; O’nun Efendimiz (sas)’e rahmetini, meleklerin salâtı Allah Resûlü için istiğfar etmeyi ve bizim salâtımız da O’nun için dua etmeyi ifade etmektedir.


Bu âyet-i kerimenin çok açık ve net olarak ifade ettiği gibi Peygamberimiz’e salât ve selamla hürmetlerimizi sunmak mümin olmanın bir gereğidir. Salât u selamın değişik ifadeleri olmakla birlikte en kısa olanı: Allâhümme salli alâ Muhammed: Allah’ım! Efendimiz’e salât ü selam et!” şeklindedir. İrtibatın göstergesi: Salavat Salavat getirmek, Allah Resûlü ile gönül bağının ve irtibatın en açık göstergesidir. O’na salât ve selam, aslında kendimiz için O’ndan şefâat talebinde bulunmaktır. O’na getirilen her salât u selam, “Ahirette beni de hatırla, ben de Senin ümmetinin bir ferdiyim.” manasına geliyor. Vefatından sonra getirilen salavatlar da Efendimize ulaşır.

Efendimiz, “Yeryüzündeki Allah’ın seyyah melekleri ümmetimin salât u selamını bana, hemen anında ulaştırırlar.” (Nesai, Sehv 46) ve “Şüphesiz ki, benim üzerime salavat getiren kimsenin selamını almak için Allah bana ruhumu iade eder.” (Ebu Davud, Menâsik 96) buyurur. Başka bir hadis ise salavatla alakalı bir gerçeği dile getirir: “Kıyamet günü insanların bana en yakını bana en çok salavat okuyandır.” (Tirmizi, Salât 357) Yine hadislerle devam edelim: “Kim bana bir salavat okursa Allah da ona on rahmet ve ikramda bulunur.” (Nesai, Sehv 55) Efendimiz’e yapılan her salât u selamda melekler de salavat getiren kimse için duaya, duayla karşılık vermektedirler. “En cimri insan, yanında adım anıldığı halde bana salât u selam getirmeyendir.” (Tirmizî, Deavât, 100) Bu cimriliktir. Zira, insana hiç yük getirmeyen kolayından bir “Allahümme salli alâ Muhammed” demek hiç de zor değildir. Salat ü selam O’na ulaşır Efendimiz bir gün sahabilerine günlerin en hayırlısının cuma olduğunu anlatır. Zira, o gün müminler için özel bir gündür.

Cuma en hayırlı gün olunca onlardan o gün Kendisi’ne salavat getirmelerini ister. Bunu şöyle açıklar: “Sizin salât ve selamlarınız melekler vasıtasıyla bana ulaştırılır.” Bu durum sahabeye biraz garip gelir ve sorarlar: “Getirdiğimiz salât u selamlar size nasıl ulaşacak Ya Rasulallah? O gün sizin bedeniniz çürümüş olacak.” Efendimiz de bize O’na rahat ulaşabileceğimizi, haddizatında anlayabilenler için mesafenin olmadığını ifade eden bir cevap verir: “Allah, peygamberlerin cesetlerini çürütmeyi yeryüzüne haram kılmıştır.” Yani ben sizin bana gönderdiğiniz salât u selam ve diğer hediyelerinizden haberdar olurum. Allah Rasulü işlerinde sıkıntıya düşenlerin salavat getirmesini tavsiye eder. Zira, salavat okumak sıkıntıları giderir, rızıkları artırır, işlerin hayırla bitmesini sağlar.

Efendimiz (sas)’e salât u selam okumanın bu kadar ehemmiyetli olmasından dolayı büyüklerimiz söze Allah’a hamd ile başladıktan sonra salavat getirmeyi ihmal etmemiş ve bunu da uyulması gereken bir prensip haline getirmişlerdir. Hatta bazı alimler sadece salavatları derleyerek kitaplar oluşturmuşlardır. Biz de size bir “salavat buketi” sunuyoruz.



Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatı üzerine yemin etmiş, yüce ismini, onun ismiyle birlikte zikretmiş ve zatı uluhiyyesine imanı, onun nübüvvetine iman şartına bağlamıştır. Huzurunda seslerin yükselmesine razı olmamış, mübarek isminin sıradan bir isim gibi zikredilmesini istememiş, bütün bunlara ilaveten kendisinin ve meleklerinin onu yad ile çokça salat ü selam ettiklerini bildirerek Ümmet-i Muhammedin de aynı şekilde ona bol bol salat ü selam getirmelerini ferman eylemiştir.


Nitekim ayet-i kerimede: “Allah ve melekleri, peygamberi çok salat ederler, Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” (El-Ahzab-56) buyurduğu veçhile o yüce varlığa salat ü selam getirmek müminler için ilahî bir emirdir.


İslamî âdâba göre dualarda, Allah’a hamd ve Rasulullaha salavat ile başlayıp yine onlarla nihayete erdirilir. Zira Peygamber (as) hakkında Cenab-ı Hakka bir dua ve niyaz hükmünde olan salavat-ı şerifenin reddedilmeyeceği yolunda bir kanaat mevcuttur. Dualarımızın başını ve sonunu salat u selam ile süslemek de bu gerçekten kaynaklanmaktadır. Yani kabul edileceği umulan iki duanın arasına kendi dualarımızı sıkıştırmak onların da kabulünü sağlamak düşüncesiyledir. Hz. Ömer (ra) buyurmuştur ki:


“Duâ sema ile arz arasında durur. Rasulullaha salavat getirilmedikçe Allah’a yükselmez.” (Tirmizi, Altınoluk yayınları Üsve-i Hasene-33)


Hazret-i Ali (ra) kerremallahu vecheden şöyle rivayet olunmuştur. Ayetin başındaki ya Eyyuha’nın “ya”sı neyse “Eyyu”su kalbe, “Ha”sı ruha hitabtır sanki Cenab-ı Hak habibime salat ederken onun şanını yalnız dilinizle değil, nefislerinizle, kalplerinizle, ruhlarınızla da tâzim ve taksim edin buyurmuştur. Mişkatül Envar’da şöyle geçmektedir, Allahümme salli ala Muhammed demek “Ya Allah Muhammedin zikrini ilâ, davetini galip ve şefaatini daim kılmak suretiyle onu dünyada da, ahirette de terkim ve tâzim buyur, onu ümmeti hakkında şefaatçi kıl. Ecrini ve derecesini kat kat artır demektir.”


Bu ayet Peygamberimize (sav) nazil olunca kendisine selam verilmesini ashabına emretti, onlardan sonra gelenler de gerek Peygamber (sav)’in kabrini ziyarette, gerek ismi âlîleri anıldığı zaman ona selam vermekle memur olmuşlardır.


Salavatı şerife hakkında varid olan pek çok ehadisi şerifler mevcuttur.


1- Her dua semaya çıkmadan memnudur. Buna salat vasıl olursa o dua yükselir.


2- Yanında ben anıldığım halde üzerime salat etmeyen kişinin burnu yere sürtülsün. (Müslim)


3- Kim bana bir kere salat ederse Allah ona on salat eder, onun on günahını siler, onun on kat derecesini artırır. (Beyhaki)


4- Cebraile mülaki oldum da bana şöyle dedi: Sana müjde ederim Allah diyor ki: ’Kim sana selam verirse Ben ona selam veririm. Kim sana salat getirirse Ben ona salat ederim.’ (Hakim, Beyhaki)


5- İnsanlardan bana en yakın olanı, bana en çok salavat getirendir.


6- Her cimriden daha cimri olan adam ben yanında anılıp da üzerime salat getirmeyendir. (Buhari)


7- Kim kabrimin yanında bana salat ederse ben onu işitirim. Kim uzakta bulunarak üzerime salat getirirse o bana ulaştırılır. (Beyhaki)


8- Cuma günü benim üzerime salatı çoğaltın, zira sizin salatınız bana o gün arz olunur.


9- Allah’ın yer yüzünde seyahat eden melekleri vardır. Ki onlar ümmetimden bana selam tebliğ ederler. (İmam-ı Ahmet, Nesei, Hasan Basri Çantay meali)



Peygamberimize Salavat getirmenin vücubiyeti


1- En az bir defa getirmek.


2- Adet kaydetmeksizin çok getirmek.


3- İsm-i şerifi her zikrettiğinde getirmektir.


4- Her mecliste bir sefer getirmek.


5- Namazda getirmek.


6- Ömründe bir defa getirmek.


7- Teşehhüdde yani ettehiyyatüyü okurken getirmek.


8- Kade-i ahirede teşehhüdden sonra getirmek



Salavat-ı Şerifenin müstehab olduğu anlar


1- Cuma günü ile Cuma gecesi, Cumartesi, Pazar ve Perşembe günleri.


2- Sabah akşam, mescide girerken, çıkarken.


3- Peygamberimizin kabrini ziyaret ederken


4- Safa ile Merve’de. Cuma hutbesiyle sair hutbelerde, müezzine icabet ettikten hemen sonra.


5- İkamet edilirken duanın başında, ortasında ve sonunda


6- Bir yere toplanırken ve dağılırken, abdest alırken kulak çınlarken, bir şey unutulduğu vakit.


7- Vaaz ve ilim neşrederken, hadis okuma başlarken ve bitirirken, sual ve fetva yazarken.


8- Her hoca ve talebenin, hatibin, kız isteyenin evlenenin evlendirenin salavat getirmesi müstehabdır.


9- Mühim işlerin başında, zikir zamanında, peygamberimizin ismini işittği zaman yahut ismi yazıldığı zaman.


10- Abdest alırken, kulak çınlarken, aksırdıktan sonra.


(İbn-i Abidin 2/323)


Ezcümle aleyhissalatü vesselam buyurmuştur ki:


“Burnu sürtülsün o adamın ki yanında ben zikrolunmuşum da bana salavat getirmemiştir.” Yine buyurmuştur ki:


“Allah Teala bana iki melek müvekkel kıldı ben bir müslimin yanında anıldığımda bana salavat getirdi mi behemehal o iki melek ona Allah seni bağışlasın derler. Allah Teala ve sair melaikesi de o iki meleke cevaben Amin derler.


Bir müslümanın yanında zikrolundum da bana salavat getirmedi mi behemehal o iki melek Allah sana mağfiret etmesin derler. Allah Teala ve sair melaikesi de o iki meleğe cevaben amin derler.” (Elmalılı Hamdi yazır 6/3923)


Binaenaleyh Rasulullahın hali hayatında nasıl tâzim lazımsa, hali vefatında ism-i celili zikrolunduğunda dahi kemali tazim ve ihtiram lazımdır. Çünkü peygamberimiz (as) insanlık için bir mürşid-i kamildir. Ehl-i imanı imana davet eden ve hidayetlerine yegane sebep olan Rasulullah olduğundan böylesi nimetlerin karşılığı ve ümmet olmamız hasebiyle şükranen salavat-ı şerifelerle dua ve ihtiramda bulunmak her mümin üzerine vaciptir.


Salavat-ı şerife vesilesiyle pek çok mükafata nail olacağımız, hatta ahirette peygamberimizin şefaatına ecir ve mükafata vesile olacağı bellidir.



Sünnetsiz Kur’an’ı anlamak mümkün mü?


Zamanımızda bazı kişiler sünnetsiz ve mezhepsiz biz Kur’an’ı anlarız ona göre amel ederiz deseler de bu mümkün değildir. Bunu söyleyenler aslında sünnete karşı savaş halinde ve gaflettedirler. Umarız bu yanlıştan vazgeçerler Kur’an’ı en güzel anlayan hayatını Kur’an’a göre devam ettiren Allah’ın Rasulünü doğru anlamak gerekir. Allah (cc) Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyuruyor. “Kim Rasulüne itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince seni onların başına bekçi göndermedik!” (Nisa 80)


“Rasulüm de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Al-i İmran 31)


Peygamberimiz (as) ise şöyle buyuruyor.


“Hiçbir kul, Ben kendisine ehlinden malından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça kamil iman etmiş sayılmaz.” (Müslim 1/264)


Peygamberimiz (sav) bize Kur’an ve sünneti emanet etti. Bu emanetlere sarılalım, dinî vecibeleri yerine getirelim, ömrümüzü salavat-ı Şerifelerle tezyin edelim. Ayet-i kerimede Allahu Teala: “Bu gün size dininizi ikmal ettim.” (Maide 3) buyuruyor. Günümüzde sünneti Kur’an’dan ayıranlar haddi aşıyorlar. Allah haddi aşanları sevmez. Bu ve benzeri yanlış telkinde bulunanlara dikkat edelim. Dini aslına uygun anlayalım ve yaşayalım.


Allahümme salli ala muhammedin ve alihi ve sahbihi ve barik ve sellim.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir