Sars Kimi Sarstı

Bir kilometrekare içindeki insanları öldürmek için tank, top, tüfek gibi konvansiyonel silahları kullanmanın maliyeti 2 bin dolar. Aynı yerde nükleer silah kullanıldığında maliyet 800 dolara, kimyasal silah kullanıldığındaysa 600 dolara düşüyor. Eğer biyolojik silahlar kullanılırsa maliyet sadece ve sadece 1 dolar oluyor….

Hafif rüzgarlı bir gecede küçük bir tekne tam Washington D.C’nin kuzeyinde, Potomac nehri üzerinde demir alır. Tekne Thedor Roosvelt Memorial’in aşağısından nehri geçerken 5 kg şarbon sporu yayan aerosol jeneratörünü çalıştırır. Sporlar şehrin üzerine saçılır, beş gün içerisinde Washington’da yüzbinlerce insan ölmüştür. Aynı saatlerde İngiltere’de sokaklar kalabalık, iş yerleri doludur. Küçük bir uçak, Londra’nın batısına doğru bir rota takip ederek kuzeye yönelir. Saatte 10 km hızında bir günbatısı esmektedir. Uçak Thames’i geçerken aerosol spreylerini açar. İki ya da üç gün sonra Amerika krizdeyken, Londra’da insanlar yüksek ateş, üşütme ve başağrılarıyla hastanelere başvurmaktadır. Veba teşhisi konur; hastanelerdeki antibiyotik stokları da bitmek üzeredir. Binlerce insan bir hafta içerisinde ölecektir; tüm dünyada korku ve dehşet hakimdir. Bunlar şimdilik senaryo; ancak gizemli virüs Sars’ın giderek yayılması nedeniyle bu ve benzeri senaryolar sıklıkla üretilmeye başlandı. Peki ama nereden çıktı bu Sars? Biyolojik terör, yüzbinlerce insanı birkaç gün içerisinde öldürebilir mi gerçekten? Bu virüslerin birer biyolojik silah oldukları iddiası komplo mu? Bu ve benzeri soruları uzatıp envai çeşit komplo teorisi üretmek mümkün. Tüm dünya şimdi bu sorulara cevap arıyor.

“Fakir adamın atom bombası”

Bilindiği kadarıyla tarihin ilk büyük biyolojik terör saldırısını M.Ö. Persler yaptı. Tarihin gördüğü son büyük biyolojik terör hadisesi de İran—Irak savaşı sırasında yaşandı. Bu iki tarih arasında ise onlarca örnek mevcut. Tarih boyunca biyolojik silahlar kaybedecek bir şeyi olmayan düşmanların en büyük dostu oldu. Günümüzde biyolojik silahlar kolay elde edilebilme özellikleriyle öne çıkıyor, hatta internet yoluyla tariflerine ulaşabileceğiniz kadar yakınınızda ve bu silahlardan biri olan Botox sadece bir “i” harfinin noktası kadar üretilmesi halinde 10 kişiyi öldürebilecek güce sahip. Elde edilmesi zor ve maliyeti çok yüksek olan nükleer silahları üretemeyecek ülkeler, caydırıcı olabilmek için “fakir adamın atom bombası” olarak tanımlanan kimyasal ve biyolojik silahlara yöneliyorlar. Bu silahları üreten bilimadamlarının yaptıkları “maliyet hesabı”ysa bu ölüm silahlarının yapısı hakkında fikir veriyor. Bir kilometrekare içindeki insanları öldürmek için tank, top, tüfek gibi konvansiyonel silahları kullanmanın maliyeti 2 bin dolar. Aynı yerde nükleer silah kullanıldığında maliyet 800 dolara, kimyasal silah kullanıldığındaysa 600 dolara düşüyor. Eğer biyolojik silahlar kullanılırsa maliyet sadece ve sadece 1 dolar oluyor. Büyük fabrikalara veya laboratuvarlara ihtiyaç duymaksızın, bir karavanın arkasında ya da bir evin bodrum katında üretilebilmeleri biyolojik silahların yapımını hayli kolaylaştırıyor. Daha da ötesinde bu ölümcül silahlar kimseye fark ettirilmeden cepte veya bavullarda tüm dünyaya taşınabiliyor. Bir battaniyeye bulaştırılmış çiçek virüsüyle girilen bir metro istasyonundan, ülke ekonomisini altüst edecek ve sayısız hayata mal olacak bir salgın yayarak çıkılabilir. Kimler tarafından yayıldığını tespit etmek çok güç olduğundan, uluslararası savaşlarda ve terörist faaliyetlerde biyolojik silahlar önemli bir koz olarak kullanılmaya devam ediyor.

Sars dünyayı sarsıyor

Kasım ayında Çin’in güneyinde ortaya çıktıktan sonra başta komşu ülkeler olmak üzere seyahatler yoluyla 25’ten fazla ülkeye yayılan akut solunum yetmezliği sendromu Sars tehdidi giderek korkutucu boyutlara ulaşıyor. AIDS’ten daha korkutucu olmaya başlayan Sars nedeniyle neredeyse global karantina önlemleri konuşulmaya başlandı. İlk olarak geçen yılın Kasım ayında Çin’in güneyindeki Guangdong eyaletinde görülen Sars, kısa sürede Endonezya, Tayland ve Singapur gibi Asya ülkelerine, oradan da Kanada, Amerika ve Avrupa’ya sıçradı. Hastalık, görüldüğü ülkelerde yaşamı tam anlamıyla felç ediyor. Havayolları birçok uçuşu iptal etti, toplu taşıma araçları ve taksiler sürekli dezenfekte ediliyor, büyük şehirlerde karantina merkezleri kuruluyor. Gizemli zatürree olarak da açıklanan Sars nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 500’ü geçti. İnsandan insana geçtiği sanılan hastalık iki ila yedi gün içinde etkinleşiyor. Sars’a yakalananların yüzde 96’sı iyileşiyor, yüzde 4’ü ölüyor. Sars’ın görüldüğü ülkelerde tam bir panik havası yaşanıyor. Araştırma şirketlerinin sonuçları halkın korkusunu gözler önüne seriyor. Hong Kong’daki bir araştırma buna örnek. Ankete göre halkın yüzde 90’ı karantinaya alınmak istiyor, 65’i maske takıyor, 56’sı virüsün şu anda hayatlarındaki en büyük korku olduğunu söylüyor, yüzde 35’i seyahat planlarını iptal ediyor, yüzde 34’ü kalabalık yerlerde bulunmamayı tercih ediyor, yüzde 33’ü ellerini daha çok yıkamaya başladı, yüzde 14’ü evlerini daha çok temizliyor. Sars birçok ülkenin ekonomisini de vurdu. Halk eve kapanınca tüketim azaldı. Ekonomisi tüketime dayalı olan Hong Kong’da kriz çıkmasından korkuluyor. Singapur’da borsalar vaka sayısı arttıkça birkaç puan birden düşüyor. Tatil edilen okulların ve bazı işyerlerinin tatil süresi sürekli uzatılıyor. Tayland’da, Filipinler’de her geçen gün daha çok insan bu hastalığa yakalanıyor, ülke ekonomileri felç oluyor. Dünya Sağlık Örgütü uzmanları hastalığın kaynağını bulmak, araştırmacılar ise aşı geliştirmek için kolları sıvadılar. Aşının en az 1 ile 3 yıl arasında üretilebileceği belirtiliyor.

Sars bir komplo olabilir mi?

Şimdi gerek bilim çevrelerinde gerekse siyasi planların yapıldığı masaların etrafında ‘Acaba bu bir biyolojik silah olabilir mi?’ sorusu soruluyor. Önceleri zihin egzersizi şeklindeki bu düşünceler artık daha yüksek sesle dile getiriliyor, tartışılıyor. Tartışmayı tetikleyen ise etkili Amerikan gazetelerinden Boston Globe oldu. Gazeteye göre Amerikan gizli servisi CIA, 2000 yılının Ocak ayında bir rapor yayınlıyor ve bu raporda özellikle dünyanın geleceğinde solunum yoluyla bulaşacak yeni bir virüsün çok etkili olacağını ve hatta bunun AIDS’ten çok daha fazla can alacağını iddia ediyor. Gazetenin bu açıklamasını bilimadamlarının yaptığı açıklamalar da destekliyor. Çünkü bilimadamlarına göre Sars’a yol açan şey, şimdiye kadar hiç bilinmeyen bir nezle virüsü ailesinden olan Corona virüsü. Corona, hayvanlarda solunum yolu enfeksiyonları ve hatta ishal yapan virüslerdir. Bilinen çok az sayıda Corona virüsü vardır. İnsanlarda hastalığa yol açan ise iki tür. Elde edilen bulgular mevcutlarla karşılaştırıldığında oldukça farklı bir gruptan olduğu ortaya çıkıyor. Dünyanın en büyük ekonomilerinden olan Çin’de bu virüsün ortaya çıkmasını ise bilimadamları bölgenin yaşam tarzına bağlıyorlar. Özellikle infilanza virüsleri, grip virüsleri domuzlarda, kuşlarda ve insanlarda farklı türler olarak bulunuyor. Hayvanlarda olan bu virüslerin zaman içinde insanlara yapışabilme özellikleri var ve bunlar domuzların, kuşların ve insanların bir arada yoğun bir şekilde yaşaması sonucunda etkili bir şekilde yayılıyor. Çin’in nüfusunun çok kalabalık olması, hayvanlarla insanların bir arada yaşaması ve iklim bu tür solunum yolu hastalıklarının çabuk yayılmasını sağlıyor. Bu teori hastalığın neden Çin’de ortaya çıktığı sorusuna cevap olarak sunuluyor.

Hastalığın bir biyolojik silah olup olmadığı konusunda ise görüşler farklı. Mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. Şadi Yenen’e göre virüslerin biyolojik yapılarının uygun ekolojik şartlar ve doğru müdahaleler ile değiştirilmesine yönelik çalışmalar giderek yayılıyor. Sözkonusu virüsün doğada uzun zamandır bulunmasına rağmen neden şimdi öldürücü olduğunun altının çizilmesi gereken bir soru olduğunu dile getiren Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksay ise Sars’ın bir komplo olduğunu söylemenin zor olduğunu ancak tersinin de ispatlanamayacağını söylüyor. Gelişmiş ülkelerin biyolojik silah üretimi konusunda uzun süredir çalışmaları olduğunu, ABD laboratuvarlarında fare çiçeği virüsünün genetik yapısına müdahale edilerek AIDS’ten daha öldürücü bir silah elde edildiğini hatırlatan Eraksay “Sars belki biyolojik silah olmayabilir. Ama bu da gösteriyor ki bu tip çalışmalar çok tehlikeli. Bir ülkeyi bir hafta içerisinde çökertebilirsiniz. Çünkü hastalık tanımlanıncaya kadar yüzlerce, belki binlerce insan zaten hastalanmış olacak. Ayrıca bu tip silahlarda birinci amaç insanları anında öldürmek, korkutup sindirmektir ve biyolojik silah bunu başarmada en etkili yöntemdir. Maalesef önlem almak da imkansız gibi bir şey. Uluslararası anlaşmalar var ama bir evin mutfağında bile silah üretmek mümkün. Nasıl kontrol edilecek?” diyor.

Bilim dünyası Sars’ın bir biyolojik silah olup olmadığını anlamanın yanında nasıl bir hastalık olduğunu da çözmeye çalışıyor. Bazı bilim adamlarına göre Sars’ın biyolojik silah olduğunu destekleyecek gelişmeler yaşanıyor. Eraksay’ın da aralarında bulunduğu bazı uzmanlar, hiç kimsede antikorun olmaması, bazı ülkelerin virüsü olağanüstü bir hızda tanıması, genom dizisini çözmesi ve hatta aşı üretimine başlaması konu hakkında daha önceden bilgi sahibi oldukları düşüncesini doğurduğunu söylüyor. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hüseyin Afşar ise biyolojik silahların çok kolay üretilebileceğine hatta çiçek mikrobunun herhangi bir evin mutfağında bile geliştirilebileceğine dikkati çekiyor; “Kullanımı da çok zor değil. Herhangi bir su kaynağına atarak şehri yok edebilirsiniz.”

Sars’la başlayan biyolojik silah tehdidi giderek gündeme daha fazla oturuyor. Konu tartışıldıkça da aslında ne kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalındığı gerçeği ortaya çıkıyor. Herhangi bir terör grubu çok küçük bütçelerle geliştirdiği bir silahı bir şehrin su kaynaklarına ya da binlerce kişinin çalıştığı bir iş merkezinin havalandırmasına bırakmak suretiyle tam bir katliam gerçekleştirebilir ve bu katliamı önleyebilecek fiziki bir engel de yok. Yapabilecekleriniz sizin hayal gücünüzle ve ne kadar acımasız olabileceğinizle sınırlı.
NETPANO.COM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir