“SEÇME” SAÇMALIĞI

12 Eylül 2010 Referandumu’nda, şair-yazar Olcay Yazıcı’yı yitirmiştik… Kendisi ile son kez, Ömer Lütfi Mete’yi toprağa verdiğimiz Çengelköy mezarlığında karşılaşmıştık. Kısa bir süre konuşmuş ve yanındaki arkadaşına Ayyıldız’daki olayı şahsımı işaret ederek oracıkta özetleyivermişti. Şu Allah’ın işine bakın ki, aradan bir yıl dahi geçmeden, kendisi de toprağa düştü (Ömer Lütfi Mete’nin defin tarihi 18 Kasım 2009, Olcay Yazıcı’nın ise 13 Eylül 2010)…

Bu arka arkaya ölümlerin tesadüf olup olmadığı konusunda da şüpheye düşmedim değil… Ne de olsa, her ikisiyle birlikte, gerilimli bir Ayyıldız Gazetesi süreci geçirmiştik. Üstelik Olcay Yazıcı’nın Ömer Abi’nin cenazesinde doğrudan doğruya bu olaya değinmesi de gayet manidardı… Olcay Yazıcı’yı yitirmek, bu olayları da düşününce, insanı derin ve karanlık düşüncelere sevk ediyor.

Olcay Yazıcı’yı burada rahmetle anıyorum. Türk edebiyatının sessiz ama derin bir kalemi olarak selâmlıyorum onu… Her zaman olduğu gibi, özellikle de muhafazakâr yapısı dolayısıyla, sağ medya organları ve kurumlarında iş bulmak zorunda kalan bu hassas kimlik, kaçınılmaz olarak sağcılığın geçmeyen çocukluk hastalıklarından çok zarar görmüştü. Hassaslığına önem vermeyen hoyrat davranışlar, kalın kafalı bakışlar, şablonlar ve yaygın cehalet, elbette diğer hassas sanatçılar gibi onu da derinden yaralamış ve edebiyatçılığına değil de, işgal ettiği konumuna göre değer biçilmesine yol açmıştı… Gazeteci, Müsiad Yayınlar Editörü gibi…

Kendisinin vefat etme biçimi dahi maalesef bu hoyratlığın, hodbinliğin had safhaya ulaşmış halinin başlı başına bir göstergesidir…

Aldığımız bilgilere göre, Olcay Bey, 12 Eylül 2010 günü, şehirlerarası otobüste seyahatte iken, rahatsızlanmış ve mola yerindeki tuvaletlerde biraz uzun kalmış. Referandumda oy kullanmaya giden ve acelesi olan yolcular ise buna çok kızmış ve Olcay Bey ile tartışmışlar. Olcay Bey, hassasiyeti ile bu insanlıktan nasibini almamış insafsızlara içerlemiş ve tartışma, giderek kızışmış. Herhalde bu gerginliğin neticesinde de, farkında olmadan yaşamakta olduğu kalp krizi, daha da ağırlaşmış ve kendisini artık o noktadan sonra kurtarmak mümkün olmamış. Yanında bulunan veya söz konusu otobüsün bulunduğu mevkie yetişen akrabaları veya çocukları tarafından hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken hayatını kaybetmiş.

İşte o sessiz kalemin, hassas ve güzel insanın kaybına, toplumca içine düştüğümüz bu gayri insanîlik, hoyratlık, hodbinlik yol açmış… Hem de ne uğruna: “Aman oyumu kullanayım da ceza yazmasınlar” zihniyeti uğruna!

Tabii bunda, özellikle iktidarın baş sorumlu olduğu aptalca siyasal gerginliğin de payı var… Hele bu seçim gününe kadar izlenen iğrenç strateji, skandallar, böbürlenmeler, vatandaşı hor görmeler, değişik görüşlere ve kimliklere saygısızlık, kendisini desteklemeyen toplumsal grupları, cemaatleri ve mezhepleri düşman ilân etme tavrı, affedilir gibi değil. İktidar, yeni Olcay Yazıcı’ların da ölümünden bu yüzden sorumlu olacaktır.

SAAT 11:30 İTİBARIYLA SEÇİM TAHMİNİ

12 Haziran 2011 saat 11:30 itibarıyla, hangi partinin ne kadar oy alacağını tahmin etmekten ziyade, bu seçimde gerçekleşebilecek sürprizleri, sonuçlar açıklanmadan tahmin etmek istiyorum ki, bu gerginlik stratejisinin yol açtığı ve açacağı sorunlar daha iyi anlaşılsın…

Öncelikle, “Nereye Gidiyoruz” başlıklı makalemde belirttiğim meseleler, aynen devam ediyor. Daha geniş bir analiz için o makaleyi tekrar okuyabilirsiniz.

Bunun haricinde, o zamandan bu zamana değişen önemli parametreler var tabii ki…

Önemli değişimlerden bir tanesi, gerçek “devlet partisi” MHP’nin yanında, şovenist oyları çekebilecek önemli bir merkezin daha ortaya çıkması. Bu merkez, idamın geri gelmesini talep eden, Kürtleri tamamen dışlayan HEPAR’dan başkası değil. Bu parti, neredeyse bütün Kürtleri, PKK yandaşı olsun olmasın, “düşman” ilân etmiş durumda… PKK sorununu da kesinkes askerî operasyonla çözmek istiyor. Parti, sonuç olarak özellikle Türkiye’nin güneydoğusunda ve Irak sınırında yoğun yaşanan gerilla savaşından etkilenen dar gelirli kitlelerin, gençlerin ve “komutan”larına sevgiyle bağlanan, askerliğini özellikle o bölgede yapmış geniş bir kesimin aileleri ve yakın çevreleriyle birlikte çözüm olarak gördükleri tek adres… Yaşanan olaylara, güneydoğudan gelen asker cenazelerine tepki duyan, gencecik insanları “şehit” vermekten bıkan önemli bir kitle de bu partiye sempati duyuyor. Dolayısıyla, HEPAR’ın 12 Haziran 2011 seçimlerinde barajı aşıp Meclis’e girmesi, MHP ile birlikte ultra sağcı, şovenist bir blok oluşturması pekâlâ da mümkün görünüyor. Bugünkü seçimin gerçekleşmesi halinde muhtemel en büyük sürprizi de bu olacak. Bu gece, bunu hep birlikte göreceğiz.

HEPAR, Meclis’e giremese bile 2002 yılında Genç Parti’nin yaptığı yüzde 7.2’lik sürpriz çıkışa benzer bir çıkış yapacak, şüphesiz… Zaten Genç Parti’nin o zamanki tabanı da önemli ölçüde HEPAR’a kaymış durumda…

İkinci önemli değişim ise Kılıçdaroğlu CHP’si elbette… Alevi ve Kürt oyları ile birlikte ilginç bir yapıştırıcılıkla şovenist devletçi unsurları da içinde barındırabilen bu yeni yapı, bu sayede oylarını arttırmış görünüyor. Özellikle Kılıçdaroğlu ile birlikte yüzde 26-30 arasını zorlayan bir sonuç alma ihtimali yüksek. CHP’nin yüzde 30 üzerinde oy alması, elbette Türkiye için büyük sürpriz olacak… CHP’nin içine Demirel’in adamları (Haberal, Tayan v.s.) vasıtasıyla bir şekilde elini sokmuş olması ise oldukça rahatsız edici…

Kürt kimliği siyasetçileri ile bağımsız sosyalist ve İslâmcı adayların aynı seçim bloğunda buluşması ise yine bir başka ilginç durum… Bloğun, yüzde 10 barajından dolayı bağımsız adaylarla nokta nokta seçime girmesi zorunluluğu ise ne kadar talihsiz bir demokrasiye sahip olduğumuzu göstermekten başka bir işe yaramıyor…

AKP ise bu seçimde oyunu arttırsa dahi (kimileri yüzde 50’ filan gibi rüyalar görüyor hâlâ) Meclis’e 2007’den daha az sayıda milletvekili sokma riski ile karşı karşıya… Yukarıda linkini verdiğim ilgili yazımda bunun sebeplerini açıkladım. AKP hâlâ bu saçmalığı düzeltmeyip kendi kazdığı kuyuya bir kez daha düşecek. Doğrusu hiç ama hiç üzülmüyorum. İktidar olmanın verdiği şımarıklıkla kör olanın daha beter olmasını diliyorum açıkça…

Bu seçim sonuçları, yeni, ilginç ve karmaşık koalisyon hesaplarına gebe gibi görünüyor. Uluslar arası sermayenin AKP’nin sifonunu çekmesine izin verilmesi de bunu gösteriyor, ne yazık ki… Yeni sömürgeliğin gölgesinden ne yapsak ne etsek de kurtulamıyoruz. Bu seçim sahtekârlıkları, şaklabanlıkları, göstermelik oyunları da çare değil, açıkça görülüyor. İnsanlarımız, giderek daha radikal çözümler üretmeye başlarsa artık kimse şaşırmasın…

11-12 Haziran 2011

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir