ŞEHRİ ŞAHANE…

Bir güzel mevsim oldu, her yer İstanbul oldu… Feth-i mübinin yıl dönümü vesilesiyle pek çok platform da kutlamalar yapıldı… Çok da güzel oldu.. İstanbul un farkına, İstanbul un tadına vardık…

İstanbul da yaşamak bir ayrıcalık… Tarihiyle, coğrafyasıyla, toprağının altında ki ve üstündeki güzelleriyle İstanbul’un bir başka olduğunu bir kez daha duyumsadık…

İstanbul a pek çok şiirler gazeller yazıldı da, ben bu şehri şahaneyi ille de N.F.Kısakürek in mısralarıyla sevdim… Ne zaman al gözüm seyreyle İstanbul u diyeceğim bir manzarasıyla karşılaşsam hep o mısra dökülür dudaklarımdan: “Ruhumu eritip de kalıp da dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar..” bizden bir önceki kuşak da muhtemelen Yahya Kemal in: “Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul” mısrasıyla sevmişti bu şehri…

Her zaman müdavimleri olsa da, fetih kutlamaları münasebetiyle, fethe müyesser olan koca Sultan Muhammed Fatih Han ın türbesi ziyaretçileriyle dolup, taştı. Sadece Fatih Sultanı değil, aralarında gizli özel bir aşk vardı diyerek, hassetsen Şeyh Vefa hz. lerini de ziyaret eden, evliyanın kibarlarını da gördüm. Fethi talep etmiş, mübarek beldeleri bırakıp, varlığıyla bu toprakları da mübarek kılmış sahabe-i güzin in türbelerini de özellikle ziyaret edenler, ne Ulubatlı Hasan ı ne de bu topraklarda yatan şehitleri unutmadılar dualarında…

“İstanbul benim canım, vatanımda vatanım” der gibiydiler, halleriyle.. İstanbul un gerçek sahipleri, Fatih Sultan ın evlatları, fethin sembolü olan Ayasofya nın ibadete açılması için dua niyetiyle, yan tarafında namazgah olan aslın da hünkarın Ayasofya ya giriş kapısı olan, bölümde namazlar kıldılar.

Baharın sonu, yazın başı olan bu güzel mevsimde mayıs gülleri de bu bayram sevincine en güzel renkleri ve kokularıyla katılır gibiydiler… Gökyüzü sanki daha mavi, boğaziçinin suları sanki daha bir şıkır şıkır.

Her mevsim de ayrı güzel olan, bu şehri şahaneyi yaşarken gerçekten ıskalamadan yaşamasını bilmeli. İstanbul un farkına ve tadına varanlar, sadece İstanbul da yaşamakla kalmayıp, İstanbul u yaşayanlar da havasından suyundan mı, yoksa içinde bulunan insan-ı kamillerinden mi, bir başka güzellik, bir başka buğu tütermiş.. Aslında İstanbul’lu deyince gerçekten de gönül, her haliyle güzel, alim, edip, arif, zarif gönüller arıyor…

Haremeyn olan, aziz ve muazzez Hicaz bölgesinden sonra Kudüs, daha sonra da İstanbul, yeryüzünde seçilmiş ve övülmüş beldedir. Öyle ki, “Bu şehri İstanbul ki bi misli bahadır, her taşına Acem mülkü fedadır.” Diyen şairin sözüne kulak verip, İstanbul un maddi manevi güzellikleriyle, biz de güzelleşelim, İstanbul la benzeşelim. Zira kıymetini bilen için, “Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…” bu şehir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir