Senfoni orkestrasıyla ilahi söylemek istiyorum’

Benim tek ve en büyük hedefim, tasavvuf musikisini tüm dünyaya duyurmak. Tasavvuf musikisi 1990’lara kadar sadece akademik çalışmalarla yürütülüyordu. Bu müzik, klasik sazlarla icra ediliyordu. Fakat bana göre bu müziğin daha geniş çevrelere yayılması için bu yeterli değildi.

Sevilen pek çok ilahiyi senfoni orkestrasıyla yeniden yorumlayan Sami Özer, tasavvuf müziğini bütün dünyaya tanıtmayı ve sevdirmeyi hedefliyor.


Sami Özer, tasavvuf musikisini senfoni orkestrası eşliğinde yorumlayan ilk sanatçı olarak dikkat çekmişti. Geçtiğimiz yıllarda tasavvuf müziği hakkında yaptığı çalışmalar büyük ilgi görmüş, okuduğu ilahilere çekilen video klipler, top 10 listelerinde bir numaraya kadar çıkmıştı. Yaptığı iş bazı çevrelerce eleştirildi. Oysa o, yaptığı her şeyin arkasında. Özer, bütün yaptıklarının tek gayesini; tasavvuf müziğini tüm dünyaya tanıtmak olarak söylüyor. MFÖ ile birlikte çeşitli konserlere katılan sanatçı, Mazhar Alanson ve Cem Yılmaz’ın birlikte rol aldıkları ‘Her Şey Çok Güzel Olacak’ filminin, ‘Bu ne biçim hikâye böyle’ ve ‘Fırtınalar’ adlı şarkılarını Mazhar Alanson’la birlikte seslendirmişti. Fahir Atakoğlu ile bir çalışma yapan Özer, 1986’dan beri Türk Tasavvuf Musikisi ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfı’nda çalışmalarına devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde çıkan ‘Sevdim Seni’ isimli albümü, bugünlerde müzik marketlerde en çok satanlar arasında yer alıyor. Son olarak ‘Sağır Oda’ dizisinde gördüğümüz Sami Özer’le yeni albümü, eserleri, konserleri ve hayalleri üzerine konuştuk.

Tasavvuf musikisini ilk kez senfoni orkestrası ile yorumladınız. Nasıl doğmuştu bu düşünce?

Benim tek ve en büyük hedefim, tasavvuf musikisini tüm dünyaya duyurmak. Tasavvuf musikisi 1990’lara kadar sadece akademik çalışmalarla yürütülüyordu. Bu müzik, klasik sazlarla icra ediliyordu. Fakat bana göre bu müziğin daha geniş çevrelere yayılması için bu yeterli değildi. Klasik sazları kullanarak yaptığım albümler ses getirmezken, senfoni orkestrası ile yaptığım albüm büyük ses getirdi. Geniş kitleler tarafından dinlenmeye başladı. Ardından klip çektik. ‘Demedim mi’ klibi listelerde bir numara oldu. Arkasından Rumeli Hisarı konserleri geldi. Yurtiçi ve yurtdışında da yüzlerce konser verdik. Daha önce hiç tasavvuf müziği dinlemeyen ve ona önyargı ile yaklaşan insanlar dinlemeye başladı.

Tasavvuf müziğini Batı sazları ile yapmak eleştirildi…

Ben tasavvuf müziğini Batı sazlarına uydurmadım. Batı sazlarını tasavvuf müziğine uydurdum. Yani Batı çalgılarını bu musikinin içinde erittik. Tabii ki bu biraz zor oldu; ama sonuçta ortaya herkesin dinleyebileceği bir eser çıktı.

Popüler müziğin içinde yayınlanması tasavvuf çevrelerinden tepki gördü mü?

Hayır, ben tepki almadım, belki bir iki çatlak ses çıktı; ama onlar da bana gelmedi zaten. Bu işin hakiki âlimleri bize teşekkür etti. Bizim amacımız gençlere bu müziği nasıl öğretebiliriz, dinletebiliriz? Maksat, gönüllere girmek. Şöyle bir hikâye var. Hocaefendi diyor ki: “Camiye neden kimse gelmiyor?” Herkes ayakkabı çıkarma zorluğu olduğu için gelmiyormuş. O da “Ayakkabılarla gelin o zaman.” demiş ve cami dolmuş. Sonra birisi demiş ki: “Hocam ayakkabı ile namaz olmaz.” Hoca da demiş ki: “Ben insanları camiye getirdim, siz de ayakkabılarını çıkartın.” Yani asıl amacımız tasavvuf müziğini insanlara aktarmak.

Ya çektiğiniz klipler…

Bu klipler de önemli hizmetlere vesile oldu. Daha önce hiç tasavvuf müziği dinlememiş milyonlarca insan, bir anda bu müzikle tanıştı. Listelerde bir numaraya kadar çıktı. Bu klipler, sadece Ramazan ayı ile anılan bu müziğin yıl boyu dinlenmesi için bir vesile oldu. Toplumun her kesiminden çok yoğun teşekkür ve alkış aldık. Biz, bunu asla alkış ve birilerinin rızası için yapmadık. Meşhur olmak gibi bir niyetim de yoktu ayrıca. Gençler bu müziğe ilgi duyup eğitimini almaya başladı. Bir gün, Athena grubunun solisti Gökhan’la karşılaştık. “Ya hocam, ben uzun zamandır sizinle tanışmak istiyorum.” dedi. Nedenini sorduğumda; “Bir gün televizyon izlerken bir arp sesi duydum. Bunun arkasından ne gelecek diye beklerken bu müzik geldi ve beni çok etkiledi.” dedi.

Amaç sadece insanlara müzik dinletmek değil sanırım…

Benim bu müziği tüm dünyaya dinletmek ve duyurmak isteyişimin asıl sebebi, sadece müziği kulaklara perçinlemek değil. Bu müziğin altındaki tasavvuf kültürü ile insanları tanıştırmaya çalışıyorum. Müzik, bunun için bir vesile oluyor. Tasavvufun tabiatında insan sevgisi, hoşgörü, insan-ı kâmil olma gibi kavramlar var. İnsanlar, bu müzikle tanıştıktan sonra bu kavramları da merak ediyorlar. “Nedir bu tasavvuf musikisi? Tasavvuf nedir?” diye soruları sormaya başlıyorlar. Böylece müziğin evrensel dili insanlığın barış içinde yaşamasını arzu eden bir sisteme köprü oluşturuyor.

Tasavvuf müziği Türkiye’de hak ettiği yerde mi?

Tasavvuf musikisi yavaş yavaş hak ettiği yere geliyor. Fakat kat edilmesi gereken önemli mesafeler var. Bir taraftan buna zarar verenler de var. Biz, bir taraftan bu müziği aslına uygun olarak yorumlayıp insanlara sevdirmeye çalışırken, bir taraftan da bunu baltalıyorlar.

Kimler baltalıyor?

Son zamanlarda tasavvuf müziği ya da ilahi adı altında çok uyduruk şeyler ortaya çıktı. Biz, senfoni orkestrası kullandık diye başkaları da çok farklı şeyler denemeye başladı. Ortaya kimi zaman arabesk, kimi zaman pop şarkılarını andıran şeyler çıktı. Hatta bazıları çok daha ileri gitti. Zikir olan insan sesini bile garip garip ritimlerde kullanmaya başladılar. Bunlara dur diyen bir kurum olmalı. Tasavvuf müziği bir fikrin, bir inanışın bir hayat tarzının müziğidir, belirli kalıpları vardır.

Sizi dizilerde de görmeye başladık…

Sağır Oda dizisinden bir teklif geldi. Onlar sürekli bir rolde oynamamı istediler. Fakat ben Ramazan ayının benim için çok yoğun geçtiğini söyleyerek beni azat etmelerini istedim. “Hocam illa sizi bu dizide görmek istiyoruz.” dediler. Ben de zaman zaman bunun olabileceğini söyledim. Birinci bölümde yer aldım. Üçüncü bölümde de vardım. Benim amacım tasavvufu geniş kitlelere duyurmak. Daha önce Mazhar Alanson’la düet yaptık. Fahir Atakoğlu ile de birlikte çalışmalarımız oldu.

Bu konuda en büyük idealiniz ne peki?

En büyük idealim, dünyanın en büyük senfoni orkestrası ile tasavvuf musikisi söylemek. Tüm dünyada ilgi uyandıracak konserler vermek. Bütün dünyayı bu orkestra ile dolaşmak. İnsanları bu müziğin sesleri ve bu müziği oluşturan erdemlerle tanıştırmak. Çok önemli bir filmin müziklerini de yapmak isterim. Sesimle, soluğumla mesaimin tümünü bu işe harcamak ve kaldı ise ömrüm boyunca tasavvuf ve müziği için koşturmak…



Kulağımızda yer eden ilahiler


Sami Özer’in son albümü ‘Sevdim Seni’ de senfoni orkestrası eşliğinde söylenen eserlerden oluşuyor. Albümde nihavend, hüzzam, segah, rast, acemaşiran ilahiler var. Erol Köse Prodüksiyon’dan çıkan albümün müzik yönetmenliğini Hakan Oral yapmış. Sony İnternational aracılığıyla Türkiye ile birlikte tüm dünyada dağıtılan albümde, genellikle halkın kulağında yer etmiş ilahilere yer verilmiş. Albümde, Yunus Emre ve Muhibbi’nin güfteleri ağırlıkta. Sanatçının kendi bestelerinin de bulunduğu albümde bir de hicaz ninni var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir