Sevgili Dost

Bir zarfı almak kadar kalbi titreten ne vardır. Zarf mahremiyettir, mahrem olmasa da satırlar. Bir köşeye çekilinir, yalnız okunur mektuplar.


Francesco Petrarca: `Kulübeye gece gel vakit dündüm. Bir an önce ve aklıma geldiği gibi bu mektubu yazmak ılın evin kuytu bir köşesine çekildim. ‚çünkü mektubu başka bir zamana bıraksaydım, yerin değişmesiyle belki duygularım da değişecek ve yazma arzum yok olacaktı` diye başlar bir mektubuna. Demek başka bir zamana bırakılmamalı mektuplar; yansıtmalı anı. Demek bır köşede yazılmalı mektuplar.


XVI. yüzyıla kadar mektup duyguların değil haberlerin yükünü çekmiş. Bir nevi gazeteymiş, bir nevi belge. Güvercin ayaklarında taşınmış doğum müjdeleri, güvercin ayaklarında ölmüş ölüm fermanları. Sonra duyguları ve düşünceleri taşımaya başlamış mektuplar. Mektuplar ağırlaşmış. Yanlış anlaşılır korkusuyla çekinip cümlelerden buruş buruş zarflar, bir daha, bir daha alışmış. Yaşanılan lağ ve levre sızmış bütün mektuplara. Zengin kişilikler, derin anlayışlar, zarif titreşimler taşmış mektuplardan.


Eflatunun, Demosten’e mektup yazdığı bilinse de, mektup türünün ıyı örnekleri yokmuş Eski Yunan`da. Latinlerde gelişmeye başlamış; Cıcero en büyük usta…


Mektuplar vazgeçilmez yaşam belgeleri olmuş sanatlıların. Eserlerini hangi duygularla verdikleri çıkmış ortaya ve hangi şartlarda. Mozart’ın 3000Õe yakın mektubunda gizliymiş müziğin sırrı. Van Gogh’un tablolarının gerçek öyküsü, kardeşi Theo’ya gönderdiği 650 mektuptaymış. Her ne kadar Goethe: `Eskiden beri mektuplara oldukla seyrek cevap veririm, İhtiyarlığımda da bu değişmedi. iki nedeni var: Boş mektup yazmak istemem. …nemli mektuplar da beni en acil ödevlerimden alıkoyuyor ve çok vaktimi alıyor.’ dese de ölümünden sonra Goethe’nin mektupları ciltlerle yayınlanmış.


Schıller, Dostoyevski, Puşkin, Byron, Keats, Abdülhak Hamıt, Ahmed Haşım, Ahmet Hamdı TanpInar ve Zıya Osman Saba unutulmaz mektuplar yazmışlar. Ya Voltaıre, altmış yıl boyunca bütün Avrupa ‘ya seslenen bu dahi, yayınlanmamış olanlar harıl 18.000 mektubu nasıl yazmış?


Kimi yazarlar mektup türünü bir bildiri olarak kullanmışlar. Özellikle Herder, Schıller gibi Romantikler; `İnsanlığı İlerletmek için Mektuplara, `İnsanın Sanat Eğitimi üzerine Mektuplara gibi eserler vermişler bu türde. Doğumda ise bilgi ve hikmet tamamI mektuplardan oluştuğu ılın `Mektubat adı verilen eserlerle aktarılmış; Mektubat-I Şeyh Azız Hüda”, Mektubat-I Seza”, Mektubat-I Rabban”, Mektubat-I Niyazı-ı Mısır” ve diğerleri…


Sonra romana sIzmIş mektup. Goethe: `Mektup biliminde roman nefis bır buluştur.’ diyerek `Genl Werther’ın Acıları’nı yazarken; Rıchardson, `Pamela’yı, Rousseau, `Julıe ya da Yenı Holoıse’ı, Laclos, `Tehlikeli İlişkiler’i, Hülderlın, `Hyperıon’u, Montesquıeu, `Acem Mektuplarını, Voltaıre, `Üngıltere Mektupları’nı, Balzac, `iki Gelinin Hatıraları’nı, Reşat Nurı Güntekın, `Bir Kadın Düşmanı’nı, Halide Edip Adılar `Handanlı, Hüseyin Rahmi Gürpınar, `Mutallakayı yazmış.


Romancılarımız mektuba sarılır da hikayecilerimiz durur mu; Halit Zıya, Mehmet Rauf, Ömer Seyfettin, Yakup Kadri ve Sait Faik de hikayelerine mektubun sihirli ve sıcak iksirini Katmışlar.


Mektup türünün en belirgin özelliğinin ıltenlık ve duygusallık oluşu, kadın yazarların bu türü zenginleştirmelerinde önemli bir unsur olmuş. Madame de Sevıgne, Lady Montogu, Katherıne Mansfıeld ve George Sand hatırlanırmış mektup denilince…


Bır de kadınlara yazılan mektuplar var; ne mektuplar! Ama hiçbirisi Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın dürt hanımına aynı kağıtta yazdığı mektubun şöhretine ulaşamamış.


Peygamberler krallara boyun eğdirmişler mektuplarla, vezirler bağışlanmak dilemişler sultanlarından, mahkumlar mektuplarla tünel kazarken, hakimler zarfların içinde mahpus kalmışlar.



Sevgili Dost,


Mektubun tarihine girip, talihini unuttuk. En son ne zaman mektup yazdığımızı, en son ne zaman mektup aldığımızı hatırlayabilirsek, belki mektubun talihini değil ama talihsizliğini hatırlayacağız.


İnsanlar birbirine mektup yazmalı. Çünkü mektupta sesin tonu belli olmaz. çünkü mektup düşünülerek yazılır. Birdenbire ağzımızdan kalan kelimeleri hiçbir şey geri getiremez. Söylediklerimizin üstü çizilemez. çünkü söylediklerimiz dinlenmeyebilir; sözümüz kesilir, ileriye o anda biri girer, okunan mektup ise mutlaka tamamlanır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir