Sezer Dine Saygısız mı?

Özal mı, Sezer mi daha vatansever? Sezer kim nerede görmek istiyor? Zaman gazetesinden Bülent Korucu her iki cumhurbaşkanını değerlendirdi ve bakın nasıl bir sonuç ortaya çıktı…

Özal mı, Sezer mi daha vatansever?

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in ‘İrtica devlete sızıyor ve gerekirse din ve inanç özgürlüğü de sınırlanabilir’ sözlerinin sebep olduğu dalga sürüyor.

Rahmetli Turgut Özal’ı kaybettiğimiz günlerin yıldönümüne denk gelmesi zihinlerde ayrı çağrışımlara yol açıyor. En önemli mahkeme olan kamu vicdanı onu, ‘Sivil, demokrat ve dindar cumhurbaşkanı’ olarak uğurlamıştı. Pek az faniye nasip olabilecek bir uğurlamaydı, Özal’a yapılan.

Yüz binler arkasından ağlamış, halkın sağduyusu ürettiği slogan ve dövizlerle onu anlatmıştı. Bir devlet adamının isteyebileceğinin ötesinde bir heyecandı ve bugün de adı anıldıkça benzer manzaralar ortaya dökülüyor. Halkın irfanı sivil, demokrat ve dindar demişti Özal için. Özal, üç şeyi, gelişme ve ilerlemenin onun tabiriyle çağ atlamanın zembereği görüyordu. Teşebbüs hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, fikir ve düşünce hürriyetini her konuşmasında vurgular, bütün tezlerini bu üç sacayağına dayandırırdı. Halk da onun ardından yaktığı ağıtlara serlevha yaptığı tanımlama ile mesajı aldığını gösterdi.

Sivildi, ekonomi başta olmak üzere her alanda özel teşebbüsün önünü açmaya çalışırdı. On yıllar süren devletçi ekonominin enkazını temizlemek ve yeni bir iktisadi düzen tesis etmek ona düşmüştü. İmkan hazırlandığında dünya ile rekabet edebilecek girişimci ruhu keşfetmiş sivilleşmeyi, devletin doğal sınırlarına çekilmesini sağlamaya çabalamıştı. 70 sente muhtaç bir ülke olarak devraldığı Türkiye, bugün Merkez Bankası’ndaki 50 milyar dolar ve 73 milyar dolarlık ihracatla övünüyor. Evlenme yaşına geldiğinde lazım olur diye yeni doğan çocuklar için 10 tane kavak dikilir, bir de telefon müracaatı yapılırdı. Babam araba almak üzere parasını ödeyip, bir yıl sıra bekledi, yine çıkmayınca isyan edip ayrıldı.

Demokrattı, ülkedeki kardeş kavgasını ancak demokrasinin çözeceğini biliyordu. Şiddete başvurmayan her düşüncenin kutsal görüleceği, konuşarak anlaşan insanların ülkesinde ancak çağdaş medeniyetten söz edileceğini düşünüyordu. Dört eğilimi birleştirme iddiasındaydı. Yüzde yüz başaramasa bile bunun hayalini kuran bir siyasetçi olarak herkesin bir araya gelebileceği fikrini zihinlere atabildi.

Dindardı, cumaya gitmenin, oruç tutmanın sadece kapıcılarla köylülere has bir iş olmadığını hatırlattı. Dindarlığın ilerlemenin engeli değil, bilakis destekçisi olduğu yaşantısıyla ispat etti. Ona takunyalı diyenlere ders verecek kadar dünyayı, teknolojiyi, medeniyeti biliyor ve tatbik ediyordu. Dindarların özgüvenlerini kazanarak toplumun gelişiminde pay sahibi olmasına zemin hazırladı. Dine uzak durmayı yeğleyen kesimlerle aradaki mesafenin yakınlaşmasını, böylece muhtemel çatışma alanlarından birinde diyaloğa kapı araladı.

Halk şimdiki cumhurbaşkanımızı tanımlamak istese herhalde şöyle diyecek: “Katı devletçi, antidemokratik, dine ve dindara soğuk”. Sezer, eylem ve söylemleriyle 30 yıl öncesinden zamanımıza ışınlanmış gibi. Katı devletçi yaklaşımları ön plana çıkaran, demokrasiyi kolaylıkla rafa kaldırmayı düşünebilen ve dindarı hiç aksine ihtimal vermeyecek şekilde dışlayan bir anlayışı var. Türkiye geldiği bu noktadan geri gider mi? Zannetmiyorum, ama sebep olacağı sancıyı küçümsememeli. Cumhurbaşkanı’nın Harp Akademileri’ne gidip sivil idareyi şikayet ediyor görüntüsü Türkiye’ye yakışmıyor. Başbakan Erdoğan, isim vermeden Sezer’in eleştirilerini cevaplıyor: “Biz laiklik karşıtı olmadığını deklare etmiş ve böylece oy almış bir partiyiz. Dindarları siyasetten dışlamak çabasından vazgeçin, soyut konuşmayın, açık konuşun. Sanki birileri ülkede kriz istiyor. Siyasi bedel ödemeyecekler konuşuyor.”

Özal’ın ülkeyi getirdiği ile Sezer’in götürmek istediği nokta ne kadar farklı. Sivil, demokrat ve en azından dine saygılı bir cumhurbaşkanı istiyoruz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir