Sezer’in tarafgirliği

İsmail Küçükkaya özel bir kanalın kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılan A. Necdet Sezer için şunları yazıyor: “Sezer, … tarafsızlığı ve bütün siyasi partiler üzerindeki konumu için nasıl değerlendirilir ayrı bir konu.





Ama en azından diğer bütün basın kuruluşları arasındaki denge, eşitlik, adalet ve tarafsızlık açısından beni uzun uzun düşündürdü. ’Aşikar bir destek mesajı’ verdi.” (Akşam, 7 Aralık) Kime destek verdi? Herkes gibi bu ülkede kendini ifade etme, görüşlerini siyasette temsil etme hakkına sahip küçük ideolojik-politik bir gruba.

Cumhurbaşkanı bir insandır; etten kemikten, duygudan ve düşünceden ibaret bir insan. Herkes gibi kendine özgü düşünceleri, inançları, eğilimleri olabilir. Bir toplumda çeşitli insan grupları bir arada yaşar. Bunların dünya görüşleri, yaşama biçimleri birbirinden farklıdır, öyle olması doğaldır. Devlet ile hükümet ayrı üniteler olduğuna göre, devletin başı ile hükümetin başının görev ve fonksiyonları ayrıdır. Devlet, bir toprak parçası üzerinde yaşayan bütün ahaliyi ifade eder. Devleti meydana getiren üç unsur toprak, ahali ve hakimiyet olduğuna göre, devletin başındaki insan da bunların sembolüdür. Türkiye bir cumhuriyettir; cumhurbaşkanı, cumhurun başıdır, yani Misak-ı Milli sınırları içindeki bütün halkın, 75 milyon Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının.

Cumhurbaşkanı toplumun bir kesimiyle aynı inançları, aynı dünya görüşünü paylaşmayabilir. Arzuya şayan olan halkın inançlarını, genel eğilim ve geleneklerini paylaşması, bunları şahsında ve icraatlarında yansıtmasıdır. Belli ki Sezer, ana gövdeden farklı inanıyor, farklı düşünüyor. Olsun. Kimse onun inançları ve görüşleriyle ilgili değildir. Ama dışa dönük tutum ve davranışlarında ayırım yapamaz, küçük bir ideolojik-politik zümre lehine ihsas-ı reyde bulunamaz. Bu, onun tarafsızlığına gölge düşürür.

Hele hele, toplumun derinden bağlı olduğu kutsalları, üst değer sistemini, dini referans kaynaklarını tahkir eden, aşağılayan ve aslında hem ahlaki hem hukuki bakımdan ağır suç işleyen birini, “örnek şahsiyetmiş” gibi ödüllendiremez.

Bundan kısa bir süre önce “Eski Sümerlilerde fahişeler başlarını örterdi” diyen Muazzez İlmiye Çığ isminde 92 yaşındaki bir kadının sarf ettiği sözleri hatırlayalım. Başörtülüler ve camiler hakkında şunları demişti: “4000 yıl önce yüzlerce tanrısı, tanrıçası olan Sümerliler evlenmenin bir hukuki antlaşma olduğunu bilerek yargıç önünde onu belgelemişlerdir. Belgesi olmayan birleşmeler de evlilik sayılmamıştır. Madem dinimizde imam nikahı ile seks doğal görülüyor, o zaman gizli yerlerde değil, eski mabetlerde olduğu gibi, camilere de birer aşk odası konsun, isteyen gidip orada bir imam nikâhı ile seks yapsın dedim. Böylece hem camiye gelir olur, hem de imam para kazanır… Bazı evlerde yapıldığı gibi geneleve de bir hoca konsun, geleni nikâhlasın, çıkanı boşasın diye yazdım”. (Bkz. http://alsah.blogcu.com/277460)

Sayın Sezer, milyonlarca inanmış insana bu ağır hakaretleri yağdıran bir kadına “Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Ödülü”nü verdi. Bu, en başta Atatürk’e büyük bir haksızlıktır. Bu hakaretler medyaya yansıdığında bana soranlara şunları söylemiştim: “Büyütmeye gerek yok, 92 yaşında, bir ayağı çukurda bir kadın. Ne dediğinin farkında değil. Birileri yeni tahrikler peşinde. Yarın öbür gün ölecek, bırakın hesabını Allah’a versin!” Nitekim, insanlar “Ya sabır!” deyip bunları da sineye çekti, “Allah’ından bulsun!” demekle yetindi.

Pekiyi, mesele kapanmışken Sayın Sezer’in bu yaptığına ne demeli? Bu siyasi birliğin, sosyal barışın takviyesine hizmet mi? Cumhurbaşkanlarının görevi marjinal, topluma karşı saygısız, inançlara pervasızca hakaret edenleri ödüllendirmek midir? Sayın Sezer de, diğerleri gibi görevini tamamladıktan sonra isterse siyasete atılır, parti kurar, mevcut partilerin birinin başına geçer. Ama 75 milyon yurttaştan müteşekkil devletin başında iken bunları yapabilir mi? Bu sorunun cevabını hukukçular, kanaat önderleri ve vicdan sahipleri vermelidir.


Ali Bulaç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir