ŞİMDİ GÜNAH ÇIKARTMANIN SIRASI DEĞİL

İsterseniz sizi çok kısa 28 Şubat dönemine götüreyim. O
dönemin gazeteleri hemen hemen her gün MÜSİAD aleyhine yazı yazıyorlar ve
MÜSİAD KAPANACAK… MÜSİAD KAPATILIYOR diye başlık atıyorlardı… Dönemin Genel
Sekreteri ve eski Başkanı Dr. Ömer Bolat sanırım zamanı gelince o dönemde
yaşananları anılarında veya kitaplarında anlatacaktır ama şu kadarını
söyleyeyim, sabah işe geldiğimizde (ki o dönem MÜSİAD’da görevliydim) üyelikten
istifa faksları ile masanın dolduğunu görürdük… Çok değil üye olmak için sıraya
giren, REFAHYOL’un nimetinden (!) faydalanmak isteyen firmalar 28 Şubat’la
birlikte bırakın üye olmayı üyelikten çıkmak için yarışa girmişlerdi…

Şu anda isim vermeyim ama birçok ünlü firmalar aman bana üye
olmadığıma dair bir yazı verin diye ricalarda bulunduğunu hala hatırlıyorum.
Amaç MÜSİAD gibi Anadolu sermayesinin sesi olmuş onlara önderlik eden kurumu
kapattıktan sonra eskisi gibi at oynatacakları bir meydan istiyorlardı. İşte o
dönem de Başta Başkan Erol Yarar olmak üzere Dr. Ömer Bolat ve tüm yönetim
kurulu üyeleri adeta siper savaşı vererek kurumun AYAKTA KALMASI İÇİN ELİNDEN
geleni yaptılar. Tabii ki Anadolu’daki MÜSİAD şubeleri aynı şekilde. Sık sık polisler gelir. Toplantı için izin sorarlardı.
Ki her zaman yapılan rutin toplantılar için bile izin almak gerektiği söylenir,
basın bültenlerimizin basına verilmeden önceden görülmesi gerektiği söylenirdi…
Polisin suçu yok, gönderen, ısrar eden
yer belli… İhbarcılar belli. Arşivlere bakarsak o dönem MÜSİAD aleyhine kim
köşe yazısı yazmış sanırım ortaya çıkar. Bir gecede Anadolu’da bulunan şubelere
giderek moral ve bilgi vererek destek olan üyeleri bugün şahsen bu satırların
yazarı şükranla anıyorum. Basın Komisyonu başkan ve üyeleri, İsrafil Kuralay,
Ali Can Cebeci, Ali Reis Topçu, Sıtkı Abdullahoğlu, ve diğer üyeler… Bugün ve
yarın hayırla anılacak isimlerden. Neden mi? Ailesini, işini bırakarak MÜSİAD
kapansın diyenlere karşı göğüs gerdikleri için. Diğer isimleri saymaya ne sütun
yeter, ne de sayfamız. Hepsinden Allah razı olsun diyorum. Zamanı geldiğinde
inşallah o dönemle ilgili bir geniş bir çalışmayı kamuoyuyla paylaşmayı
istiyorum… Rabbim ömür verirse tabii.

28 Şubat’la ilgili bugün tüm kurumlar, sivil toplum
örgütleri, medya bir günah çıkartma telaşı içinde. Neden acaba? 28 Şubat geceli
15 yıl olmuş şimdi mi akıllarına geldi acaba… Geçen yıldan bu yıl daha fazla günah
çıkartmak için sıraya girdiler dersiniz? Sakın yanlış anlamayın özellikle günah
çıkartma diyorum. Yani Tövbe etmek ya da özür dilemek yerine bilerek GÜNAH
ÇIKARTMAK diyorum. Çünkü gidersiniz kiliseye orada localar vardır, rahip veya
görevli din adamına yaptıklarınızı bir bir anlatırsınız. Çıkarken de birkaç
kuruş verdiniz mi ohh sizden rahat sizden günahsızı yok. Hadi yine kaldığınız
yerden devam…

Eee bizim Türkiye’de durum şu günlerde yaşananlar buna
benziyor. Medyaya çıkıyorsun, 28 Şubat aleyhine bir iki laf ediyorsun, şöyle
yaptılar, demokrasiyi katlettiler diyorsun ohh bir rahatladım bir rahatladım
ki… Tamamdır… Ne oldu, geçmişin hesabı kapandı mı? Kesinlikle hayır!

Kapanan firmaların acısı, ailelerin acısı, yıpranan
kurumların mağduriyeti giderilmeden mi? Ağlayan öğrencilerimizin, genç kızlarımızın gözyaşı
silinmeden kuru bir özür dilemek, evet, 28 Şubat bir darbeydi aman bir daha
olmasın demek yetiyor mu? Şu anda
yapılması gereken parça parça değil hükümet bu konuya masaya yatırıp 28
ŞUBAT’ta kim mağdur oldu tek tek haklarını vermekle işe başlamalı… Basın’da
aynı şekilde. O dönemde kimi manşete çıkarmış, kimin özel hayatını mahvetmişse
özür dilemelidir… Bu olmadıktan sonra kuru kuru laflar 29 Şubat sabahı hiç bir
şey olmamış gibi davranmak sorunu çözmez… Kim garanti verebilir, yeni bir 28
Şubat olmayacak diye? Yeni bir 28 Şubat olmasın diye hangi kurum ve kuruluş
taşın altına elini koyuyor…

Yeni Anayasa için SİVİL ANAYASA için yerimizde sayıyoruz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir