ŞİMDİ KUCAKLAŞMA ZAMANI

Yıllar önceydi, 12 Eylül olmuş aradan bir hafta geçmişti üzerinden. Bir akşamüzeri tam ailece sofraya oturmak üzereyiz. Kapı çaldı. Gelen asker, babamı istiyordu. Ne oldu demeye kalmadı babamı götürdüler. Neden mi? 4 yıllık komşumuz olan Astsubay çavuş ki hemen hemen hergün görüştüğümüz ailece birbirimizi tanıdığımız birisiydi. Babama kızıyor. Neden arabayı sokağa bırakmışız… Allah Allah aylardır zaten araba sokakta duruyor o zaman bir şey denmemişti. Bir şikâyet yoktu. Hatta zaman zaman komşumuz olan Astsubay’ın ailesi ile birlikte babam bizi gezmeye götürürdü. Şimdi ne oldu da kızdı. Kafam almıyordu? Ben bunun bir şaka olduğunu düşünüyordum hala. Ama hayır şaka değildi. Devir 12 Eylül dönemiydi. Ve komşumuz da olsa babamı götürtmüştü. Ve babam sabaha kadar karakolda kaldı… Babam da bunun bir şaka olduğunu düşünüyordu. Acaba tavlada yendim de ona mı içerledi diye de espri yapmıştı. Ama hayır o Astsubay komşumuz babamı karakola çağırtmış nezarete koymuş ve yanına da hiç uğramamıştı. Babam şaşkın, biz şaşkın neden böyle bir şey oldu. Yıllardır komşuluk yaptığımız iç içe olduğumuz biri nasıl böyle bir şey yapar. Sabaha kadar bizim neler çektiğimizi bir bilse… Ve sonra sonrası tabii ki kalpler kırıldı. Üzüldük…



Önceki gün TİM’le birlikte Hakkâri-Yüksekova’ya gittik. 45 kişilik gazeteci heyeti ile birlikte şehirde sadece 2 saat kalabildik. Bize denilen doğruysa en geç saat 4 de şehirden çıkmak zorundasınız yoksa hava karardığı için çıkmanız zor olur, ertesi güne kalırsınız. Apar topar adeta kaçar gibi Hakkâri-Yüksekova’dan ayrıldık. Ama şehri gezerken nedense aklıma yıllar önce yani 29 sene önceki olay geldi… Neden mi? Çünkü o zamandan beri ben affedememiştim. Bizden, babamdan özür dilenmemişti çünkü. O astsubay tayini çıktı, gitti ne Allahaısmarladık dedi, ne de helalleşti. Adeta kaçar gibi gitti… Yüksekova sokaklarını gezerken insanlar tedirgin, insanlar üzgün ve şaşkın. Bir taraftan asker tedirgin haklı olarak her gün hemen hemen şehit veriyoruz. Bir taraftan da vatandaş üzgün ve kızgın onun da canı yanıyor. Yani birinin çıkıp bu işe dur demesi gerekiyor. Birin çıkıp bu kısır döngüyü bitirmesi gerekiyor. Bu nasıl olacak bu ne parayla olacak, ne da pulla. Bu bir özürle olacak. Ama bu özrü kim ve nasıl dileyecek bilmiyorum? Sanırım sorun da burada düğümleniyor işte.



Yüksekova sokaklarında gezerken bir taraftan bir ekmeğe ihtiyacı olan insanlar var. İhtiyaç sahibi insanların sayısı gözle görülür şekilde ortada. Çocuklar etrafımızı sarıyor ağabey 1 TL verir misin diye. Bir taraftan ise sokaklarda arabalar son model ve plakaları ya Ankara ya da İstanbul plakaları. Yani arada bayağı uçurum var. Birileri birilerinin sırtından açısından sanki para kazanıyor ve bu işin çözülmesini istemiyor YANİ ÖZÜR DİLENMESİNİ İSTEMİYOR. YANİ YARALARIN SARILMASINI –YANİ SANKİ KUCAKLAŞMAYI İSTEMİYOR GİBİ…



Devlet Bakanı Cemil Çiçek, 29 seneyi aşan süreden beri etnik terörün, PKK terörünün ülkeye verdiği zararın 300 milyar doların üzerinde olduğunu belirterek, GAP’ın maliyetinin ise 32 milyar dolar olduğunu bildirdi. Bununla mukayese ettiğinizde, Türkiye bu terör belasıyla uğraşmasaydı, başkalarının oyununa alet olmasaydı, başkalarının değirmenine su taşımasaydı, kendi insanlarının hayatına kast etmeselerdi, Türkiye 10 defa GAP’ı bitirmiş olurdu.


Peki, Çözüm olmasın diyenler 300 milyar doların hesabını verecekler mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir