SİYASET, ERGENEKON Ve GENELKURMAY


Siyaset seyislikten gelir; at terbiyesi,,, Amerikan filmlerinde zaptedilmeyen atlar vardır. Bu atın üzerinde en uzun süre duran başarılı sayılır. Siyaset halka hizmet ederken, yerinde duramayan at gibi seni üzerinden atmaya çalışır. Nefsin tuzaklarına en kolay düşülen alandır. Bu nedenle siyaset eline, diline beline hakim olanların bulunması gereken bir alandır. Aksi halde eşekten düşmüşe benzersin. Çıplak uyarıcıyım diye iddialı konuşurken bu çıplaklığın sadece yatakta olduğu anlaşılır, zor durumda kalırsınız. Bunun örneklerini günlük politikayı izleyenler her zaman görebilirler.


Türkiye Osmanlı’dan bu yana Batılılaşmak istedi. Her alanda batılılaştığımız tartışma götürür ama Makyavel’i taklit etmek yönünde müthiş bir batılılaşmamız görülmüştür. (Makyavel, Prens adlı kitabı ile meşhurdur ve kısaca amaca ulaşmak için her yol mübahtır diye özetlenebilir) Bu nedenle makyavelist siyasete politika demek lazımdır. Bizim medeniyetimizin kendi öz kavramı “Siyaset”tir. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın veziri Nizamülmülk’ün eseri Siyasetname’dir.
Siyaset Hakka ve halka hizmet etmenin bir yoludur. Bu nedenle Türkiye’de aydınlar kasaba politikacıları kadar, halkın istek ve iradesini devlete taşıyamamışlardır. Bu işler de siyasetçilere kalmıştır. Aydınlar yalıtılmış bir alanda oyalanıp dururlar. İçine sığınacakları ve güç alacakları bir kaleleri yoktur. Her zaman bir efendiye intisap etmek zorunda kalırlar. Bağımsızlıklarını korumaları zordur. Varoluş çabası içinde halkın sesini daha rafine bir hale getirip Türkiye gündemine taşıyamazlar. Bu iş çoğu zaman siyasetçilere düşer. Medya kendi çıkarından halka sıra bulamaz.



Siyaset halkla yapılır. Cem Uzan, Boyner gibi zenginler, trilyonlar harcar ancak halktan bir destek bulamayınca kaybolur giderler. Buna karşılık halkın ruhuna dokunabilen siyasetçiler başarılı olurlar. Siyaset ticaret gibi değildir:ticarette beş koyar kar marjına göre kazanırsın. Oysa siyasette trilyon koyar kaybedersin, çok az bir parayla yola çıkar, trilyonlara karar veren bir mevkie gelirsin.
Bu nedenle siyaset insanla yapılır, halkın desteği ile devam edilir. Biz de siyaseti, halkı adam etmek olarak anlayanlar seçimle iktidara gelemezken, halkı bidon kafalı, göbeğini kaşıyan kara kıllı bir düşman görmeye başlarlar. Oysa halkın taleplerini devlet katına taşıyan partiler ve siyasetçiler başarılı olmuştur. Halkın gücü güçle dengeleme kaygısı, var olan düzene muhalif olan partilere iktidar yolunu açar. Bu nedenle partilerin birbirine muhalefeti revaç bulmaz ama sisteme bir itiraz anında karşılık bulur.
Siyasetin sermayesi söz’dür. Bu nedenle siyasetçinin sözü milletin sesi olmalıdır. Olursa millette bir yankı bulur, yoksa siyasetin karanlık arşivinde kaybolur gider.



Bu nedenle siyasetçinin halkın içinden olması, onların gönlünde yer edecek fikir ve kadrolarla yola çıkması gerekir.
Devletin kompleksi olmaz. Oysa biz de devlet başörtüsü, İslam, kürt, alevilik vb. konularda komplekslidir. Bu kompleksi bir yana itenler halktan büyük destek görür, statükoculardan köstek görürler. Her zaman mesafeli bir saygıyla hitap edilen Genelkurmay Başkanı bile statükonun dışında söz etmeye başladığında eleştiri yağmuruna tutulur.
Halbuki taç giyen baş akıllanır demişler. Bu nedenle temel hak ve özgürlükler konusunda açılım yapan siyasetçiler başarılı olmuştur. Bu açılıma Genelkurmay ve dolayısı ile TSK’ da katılmıştır. Bu yeni ve güzel bir başlangıçtır. Siyaset (sadece iktidar değil, muhalefet ve iktidarıyla bütün bir siyaset), ilk defa askeri bir açılımın gerisinde kalmıştır.
Bu bile başlı başına Türkiye’nin geleceğinden umutlu olmak için bir sebeptir. Halkın değerlerine hasım olmuş bir zihniyetten, halkın dinine, etnisitesine, saygı duyan ve ortak değerlerde buluşma çağrısı yapan; üstelik bunu açıkça ifade eden bir anlayışa ulaşan Türkiye gelecek için umut veren bir ülke haline gelmektedir. İlk defa devlette ve kurumlar arasındaki çatlama ve çatışmanın sona ereceğine dair bir umuda yaklaşılmaktadır.
Bu anlayışın önündeki tek engel Ergenekon davasıdır. Bu dava sonuçlandığında çatışma için hiçbir sebebin kalmadığı bir ülke olmaya doğru gitmektedir Türkiye.
Bu nedenle Ergenekon davası bir an önce -nasıl olursa olsun- sonuçlanmalı ve yeni bir başlangıç için eteklerdeki taşların zdöküldüğü bir vasata ulaşılmalıdır.
Bu yeni başlangıç; belki de geçmişin bütün lekelerinden toplu bir arınma ve yeni bir uzlaşma imkanı barındırmaktadır. Bu uzlaşma, parçalanan, adalardan oluşan bir Türkiye yerine bütünleşen ve bir kıtaya sağlam bir şekilde ayağı basan siyasetin inşasında gerçekleşecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir