SIZLER ISTIRABIN KAHRAMANLARISINIZ

28 Ağustos 1963. Kardeşliği sağlam bir zemine oturtma zamanı. Birinin düşü diğerinin kâbusu olmayan binlerce siyah ve beyaz gemiyi aynı sularda buluşturan orkestra şefi, dalgalarını derinlerinde saklayan masmavi bir gölün karşısına geçmiş, insanlık gemilerini adaletli sularda yüzdürecek senfoniyi başlatmaya hazırlanıyor.
Lincoln anıtı bir deniz feneri gibi yükseliyor bu mahşeri kalabalığın yanında. Orkestra şefi üç yüz bin kalbi tek bir kalbe dönüştürecek o efsanevî konuşmasını yapmak üzere kürsüye geliyor. Martin Luther King, aynı halkaya bağlı bir salkım anahtarı şıngırdatarak dolaşan bir gardiyana uzatıyor ellerini ve bu kâbus salkımını kopartıp her anahtarı bir düşe dönüştürüyor. Kapıyı kilitleyen de açan da aynı anahtar değil mi?

“I have a dream that my four little children will one day live in a nation where they will not be judged by the colour of their skin, but by the content of their character…/ Bir düşüm var. Gün gelecek dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerinin yapısına göre değerlendirilecekleri bir ülkede yaşayacaklar…” King, Adalet Bankası’nın iflas etmiş olduğuna inanmak istemiyor. Kardeşliği sağlam bir zemine oturtmak için adalete ihtiyaç var çünkü. “Beyaz kardeşlerimizin pek çoğu kendi kaderlerinin bizimki ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu idrak etmektedir. Bunun en güzel delili, şu an aramızda bulunmuş olmalarıdır. Biz bu yolu tek başımıza yürüyemeyiz.” Ayrımcılık yapanlar, siyahla beyazın arasını açmak istiyorlar madem, siyahlara düşen beyazlarla kardeş olmak, beyazlara düşen siyahlarla. King, “Beyazlara mahsustur” tabelalarının insanlık değerleriyle yan yana durmasının mümkün olmadığını, adalet sular gibi çağlamadıkça yürüyüşlerinin devam edeceğini vurguladıktan sonra o büyük kalabalığa dönüp şöyle diyor: “Sizler, ıstırabın her çeşidini tatmış kahramanlarsınız. Acı çekmeden kazanılan başarıların geçici olduğunu unutmayarak yolunuza devam edin…”

Otuz dört yaşındaki bu genç orkestra şefi elini hareket ettirdikçe o dingin masmavi göl batık hazinelerini su üstüne taşıyor. Dalgalar ellerin hareketiyle uyumlu olarak yükselip alçalıyorlar. “Bir hayalim var!” cümlesi her seferinde yeni bir lokomotif olup, dumanlar çıkararak peşinde ateşten cümleler sürüklüyor. “Evet… Bir hayalim var benim! Gün gelecek bu ulus ayağa kalkacak ve kendi inanç değerlerini tam anlamıyla yaşayacak. Şu husus apaçık ortadadır ki, bütün insanlar eşit yaratılmışlardır… Bizim umudumuzdur bu. Bu inançla umutsuzluk dağlarını yontarak umut anıtı yapacağız. Bu inançla ülkeyi saran ahenksiz sesleri kardeşliğin senfonisine dönüştüreceğiz…”

Martin Luther King, ezilenlerin taçsız kralı, şiddetin ancak zorbaların işine yarayacağını biliyor ve önüne düştüğü kalabalıkları coşturduğu kadar yatıştırıyor da. O büyük meydanda yaptığı konuşmadan iki sene sonra yine bir kalabalığın başında yürüyor. Yürüyor yürümesine ama bu kez bir polis barikatı çıkıyor önlerine. King polisle çatışmasını istemiyor ezilenlerin. Kalabalığa dönüp şöyle haykırıyor: “Diz çöküp dua edin!” Ve sonra “ Geri dönüyoruz!” diyor onlara, homurdanmalarını göze alıp. Çünkü haklıyken haksız durumuna düşürmek istiyorlar onları. Oyuna gelmemeli. Düşü kâbusa dönüştürmemeli. Zekice protestolardan yana o, şiddetten değil. Siyahları işe almayan bir mağazalar zincirinden alışverişi kesmeye ne dersiniz?

Ölüm tehditleri almaya başlıyor King. Ölüm ne ki! Bir kişinin ölümünün milyonlarca kişinin hayallerini gerçekleştirmesine engel olamayacağına inanıyor o. 3 Nisan 1968 günü kendisini dinleyen heyecanlı bir topluluğa şunları söylüyor: “Bazı hasta beyaz kardeşlerimiz tarafından bana yapılabilecekleri konuşuyor kimileri. Herkes gibi ben de uzun bir hayat yaşamak istiyorum. Uzun yaşamak güzel. Fakat şu an bununla ilgilenmiyorum. Sadece Tanrı’nın isteğini yerine getirmeyi arzuluyorum.”

Tanrı’nın isteği King’e göre mazlumların yanında olmak. O halde Memphis’teki siyah temizlik işçilerinin yanında olmalı. Çünkü beyaz işçilerden farklı bir ücret ödeniyor onlara, beyazlara verilen mazeret izinlerinden yoksunlar. Fakat neden yürüyüşün arka saflarındaki küçük bir grup mağazaların camlarını kırmaya başlıyor? Neden büyük mücadelelerini küçük duruma düşürmek için yağmaya girişiyorlar! King bundan korkuyordu işte. Kim bilir kimlerin kuklaları!

Zemin hazır. Şimdi keskin nişancı Lorainne Motel’in balkonuna doğrultmalı tüfeğini. Kara bir üzüm salkımı gibi kopartmalı King’i hayattan. 4 Nisan 1968. Martin Luther King’i tam boğazından vuruyorlar. Çok konuştu çünkü. Otopsi raporunda 39 yaşındaki King’in altmış yaşında bir insanın yorgun kalbine sahip olduğu ortaya çıkıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir