SOĞUKYÜREKLİCE

Soğukkanlılık önemli bir kişilik özelliğidir. Yanlış yapmamak için gerekli olan bu önemli durum olağanüstü hallerde özellikle tavsiye edilir.
Kazalarda, afetlerde, ciddi hastalık hallerinde soğukkanlı olması istenir öncelikle insanın. Yine de soğukkanlılık pasif bir durumdur. Hemen yanına konulması gereken aksiyon davranışı cesarettir. Panik olmak, aşırı heyecanlanmak, düşünmeden hareket etmek insanı hataya sevkeder ve oluşan hata daha da içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Veya en azından sağlıklı ve sakin düşünmekten uzak olunca çözüm akla gelmeyebilir.
Panik olmayıp etraflıca düşünerek çözüm arandığında daha isabetli olur.
Yürekli olmak da cesaret göstermek, korkmadan davranmak olarak açıklanabilir. Bu iki özellik biraraya geldiğinde gerçekten de büyük işler başarılır.
Soğukkanlı ve yürekli insanlara devlet idaresinde ihtiyaç var. Soğukanlı ve yürekli insanlar devlet idare ettiklerinde günlük hayhuylarla değil uzun vadeli planlarla davranırlar. Ülkelerinin geleceğini düşünür sadece bugünü kurtarma derdine düşmezler. Çevreden gelen sataşmalar onları etkilemez ve hata yapmazlar. Dış politikada daha kararlı ve etkili olurlar. Bugün Ermeni meselesinde böyle soğukkanlı ve yürekli bir politikaya ihtiyaç var. Oynanan oyunları görüp bertaraf ederek ve gelecek vizyonu olan dengeli ve iradeli devlet adamları gerekiyor.
Soğukkanlı ve yürekli insanlar herhangi bir yerde yönetici olduklarında basit sorunları büyütmeden çözerler. Böylece sadece başarılı olmakla kalmaz, herkesin başvurduğu bir hakem mevki haline gelirler.
Soğukkanlı ve yürekli insanlar kimseden korkmazlar, sadece Allahtan korktukları için de hakkı söylerler. Kendi aleyhlerine olduğunda bile hakkı söylemekten korkmazlar.
Soğukkanlı ve yürekli insanlara hukuk sistemi içinde ihtiyaç var. Savcılar bu kişilik özelliğinde olmalı ki her türlü illegal yapıyı ortaya çıkartabilsinler, susmasınlar. Kimseye iltimas ve ayrıcalık tanımamak için hakimlerin ve avukatların yürekli olmaları gerekiyor.
Soğukkanlı ve yürekli insanlara eğitimde ciddi ihtiyaç var. Eğitimciler soğukkanlı davranarak ancak başarılı olurlar. Çünkü eğitim sabır ve sebat isteyen çok uzun bir çalışma. Çocukları elinde şekillendirecek, onları istediği kıvama getirecek ve bunu yaparken dünya görüşlerinden, sahte etkilerden uzak durabilecek yürekli eğitimcilere bugün her zamankinden daha çok ihtiyaç var.
“Fevri davranış” dediğimiz o anın heyecanı ve psikolojik hali ile gösterilen, sinirli ruh hali ile ortaya çıkan tepkiler çoğu zaman yıllarca vicdan azabı ile boğuşmaya neden olur da geri dönüşü olmaz.
Çocuklarımızı da “soğukkanlı” ve “yürekli” insanlar olarak yetiştirmek gerekiyor. Gelecek nesillerin edinmesi gereken önemli iki özelliktir bunlar.
Daha önce “CESARETİ ÖĞRENMEK” başlıklı yazımda bu konuya biraz değinmiştim. Çocuklarımıza cesaret öğretmek, onları yüreklendirmek, yapabileceklerine dair onlara inanç vermek, kendilerini ifade etmelerini sağlamak gerekiyor. Bunun için öğretmenlerin sınıf içinde, ebeveynlerin de evde yapabilecekleri pek çok şey mevcuttur.
Özellikle çok fazla derse katılmayan öğrencileri biraz destekle derse katılımını sağlamak, ödevlerini sunmaya teşvik etmek, küçük görev ve sorumluluklar vererek onları gözetlemek ve başardıklarında hemen o anda tebrik ve takdir etmek cesareti arttırır.
Tabii gereksiz kavga ve cedelleşmeleri cesaret olarak öğrenmemesi gerekiyor.
“Medeni cesaret” kavramı burada çok büyük önem arzediyor. Kendini ifade etmek ve toplum için söz söyleme cesareti önemli bir medeni cesaret örneğidir. Yeri geldiğinde hakkı söylemek de bir medeni cesaret örneğidir.
Bazı çocuklar bazı nesnelerden ve olaylardan korkuyor olabilirler. Bu korkuların üzerine gitmek, bilinçsizce telkinler ve ısrar bu korkuların fobiye dönüşmesine sebep olabilir. Bu korkuları yenmenin yolu çocuğa öncelikle korktuğu şeyin korkulacak bir şey olmadığını teorik olarak (sözle) anlatmak ve anladığından emin olmaktır. İkinci aşamada korktuğu şeyle yüzyüze getirmek ama kesinlikle başbaşa bırakmamak gerekiyor. Çocuk karanlıktan korkuyorsa onu karanlık bir ortama sokmak doğru değildir. Ama yanınızda ve kucağınızda iken ışıkları kısmak, kimi zaman karartmak doğru olabilir. Üçüncü aşamada sizin gözlem ve gözetiminizin farkında olarak cesaretlendirip kendi kendine deneyim yaşatılabilir. Örneğin karanlık odaya gidip ışığı yakmasını, buradan ona baktığınızı söyleyebilirsiniz. Bu sırada sürekli seslenmeye devam ederek varlığınızın farkında olmasını sağlayabilirsiniz. Böylece çocuk aslında kendi başına karanlık odaya girmiş olur.
Doğruyu söyleme cesareti aynı zamanda “yalan söylememe” ile birlikte ortaya çıkacağı için büyük önem taşır. Çocuklarımıza kendi aleyhlerinde bile olsa doğruyu söylediklerinde destekler ve mükafatlandırırsak doğrusözlülüğü yerleştirmiş oluruz. Yine de bu hassas bir noktadır. Diyelim ki çocuk yaramazlık yaptı ama bunu içinde tutmak onun vicdanını rahatsız ettiği için ve siz ona doğruluğu öğrettiğiniz için gelip size bunu yaptığını söyledi. Eğer doğru söyledi diye çocuğu sadece mükafatlandırmakla yetinirsenız yaramazlık yapmaya devam edebilir. “Nasıl olsa gidip kendim söyleyince ceza almıyorum.” düşüncesine kapılır.
Oysa yapılması gereken yaptığı yaramazlık her ne ise ona uygun bir ceza vermek ama doğru sözlülüğünden dolayı da onu mükafatlandırmak.
Biraz daha somutlaştıralım. Çocuk diyelim ki arkadaşının silgisini çaldı ama bunu gelip size söyledi. doğruyu söylediği için mükafat olarak ona “Aferin” demeniz yeterlidir. Ama yaptığı işin yanlışlığını hemen söylemeli ve çaldığı şeyi arkadaşına geri vermesini ve ondan özür dilemesini mümkünse hemen sağlamalısınız. Eğer okulda bunu yapacaksa öğretmenini olaydan haberdar edip öğretmenin gözlem yaparak gerçekten arkadaşından özür dilemesini sağladığından emin olmalısınız. Silgi çalmak, haksız yere arkadaşını dövmek bir çocuk için küçük olaylar değildir.
Fikrini davranışa dönüştürme cesaretinin altında yapabileceğine olan inanç yatar. Bu cesareti kıracak olan da her zaman başarısızlık tecrübeleridir. Çocuklar için yapabilecekleri işleri yaptırmak ve yaşına ve gücüne göre görev ve sorumluluk vermek önemlidir.
Çocuk bir düşüncesini size açtığında eğer bu iyi birşey ise hemen oracıkta “hadi yap da görelim” diyebilirsiniz. Ama yapamayacağını bildiğiniz bir konu ise ısrar etmemek, sadece denemesini istemek yeterlidir. Özellikle yapabilse de yapamazsa da onu sevdiğinizi ifade etmek yerinde bir davranıştır.
Yine somut örnekle anlatalım. Anne mutfakta sebze doğruyor. Çocuk “ben de yapabilir miyim?” diye sorar. Annenin yapması gereken eğer çocuk motor becerileri gelişmiş ve bıçağı tutabilecekse bunu denemesine fırsat vermek ama henüz yaşı küçükse cesaretini kırmamak için kesmeyecek ve kendine zarar vermeyecek olan bir sofra bıçağı vererek veya oyuncak plastik bıçak verip onunla oynamasını sağlamak. Bunu yaparken de çocuğa bıçağın tehlikeli olduğunu bazen kendisinin bile elini kestiğini anlatmak ama kesinlikli çok fazla korkutmamak, çok da korumamak. Eğer keskin yasak koyarsanız çocuk yasağı aşmak için fırsat kollar.
Cesaret de soğukkanlılık da küçük yaşlarda şekilleniyor ama büyükler de isterlerse bu özellikleri kazanabilirler. Cesur ve soğukkanlı insanlara her yerde ihtiyacımız olduğu için gelecek nesillere kazandırmamız gereken iki önemli kişilik özelliğidir bunlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir