Soykırım Olmasa İsrail Kurulamazdı

Roni Margulies İstanbullu, anti-Siyonist bir Yahudi. Yahudiliğinin öne çıkarılmasından hoşlanmasa da bu tavrı onu Türkiye Yahudileri ve İsrail konusundaki sorulara muhatap olmaktan kurtaramıyor.

Hâl böyle olunca o da İsrail karşıtı görüşlerini dile getirmekten geri kalmıyor. Bu sebeple cemaat içinde pek iyi bir şöhreti yok.Yahudilerin İsrail’i desteklemesinin sebebi, günün birinde kaçmamız gerekirse gideceğimiz bir yer olsun düşüncesi. Geçmişten getirdikleri korkular sebebiyle İsrail’in aslında ne yaptığını görseler de itiraf etmeleri çok zor. Azınlık oldukları, toplumla kaynaşamadıkları için burada yaşanan pek çok sorundan söz edebiliriz. Ancak son tahlilde bu memleket, küçük bir Yahudi cemaatinin rahatça yaşayabildiği son Müslüman çoğunluklu yer.”

Bu sözler Türk vatandaşı şair, yazar, sosyalist bir Yahudi olan Roni Margulies’e ait. Kendisi, Yahudi cemaatinin en azından bir kısmı tarafından anti-semit ve self-hater, yani kendinden nefret eden Yahudi ilân edilmiş durumda. Sivri dilli anti-Siyonist aynı zamanda. Otuz küsur yıldır hem Türkiye’nin hem de “Kendimi ait hissetmiyorum.” dediği Yahudi cemaatinin uzağında, İngiltere’de yaşıyor. Ancak içinde aktif olarak yer aldığı savaş karşıtı hareket nedeniyle son yıllarda Türkiye’ye daha sık gelmeye ve daha uzun kalmaya başlamış. Bu yakınlık, geçmişiyle bir hesaplaşmayı da zorunlu kılmış. Yazı ve konuşmalarında ısrarla kendini Yahudi olarak tanımlamadığını söyleyen Margulies, şu günlerde ‘Benim Yahudilerim’ isimli kitabını bitirmeye çalışıyor. Kitabın yazılış sebebini de çocukluğundaki güzel günler için cemaate bir teşekkür borcu olmasına bağlıyor.

-‘Yahudi’ olarak nitelenmekten hoşlanmadığınızı söylüyor ama bir yandan da ‘Benim Yahudilerim’ diye bir kitap yazıyorsunuz. Bunu nasıl anlamamız gerekiyor?

İstanbul’daki Yahudi cemaati kendi halinde, dışarıdan bakanların tanımadıkları, bilmedikleri bir grup. Ben bu cemaatin içinde doğdum ve çocukluk yıllarımı onların arasında geçirdim. Siyasi bir kimlik geliştirip sosyalizmi benimsemem ve bunu takiben anti-Siyonist olduğumda, bu konuda konuşmaya başladığımda cemaat beni düşman kabul etti. Hepsi beni bilir ve hakkımdaki yegâne kanaat budur demiyorum ama bilenler bu adamın bizimle bir alıp veremediği var diye düşünür. Çünkü İsrail devletinin siyaseti hakkında olumsuz söz etmeyi, pek de düşünmeden, Yahudilik aleyhtarlığı olarak algılarlar. Hâlbuki ben tabiî ki Yahudi aleyhtarı değilim. Bunları düşünürken cemaate bir aşk mektubu yazmaya karar verdim. Çocukluğumu ve o zamanlardan zihnimde kalan anıları anlatarak bir düşmanlık hissetmediğimi, siyasi kişiliğimle değil de edebiyatçı kişiliğimle anlatayım dedim. Yahudi cemaatinin içinden ama aslında dışından bir insanın kişisel gözlemlerini yazıyorum.

-Bunu bir diyalog çabası olarak nitelendirebilir miyiz?

Hayır değil. Bir Siyonist’le bir anti-Siyonist arasında yaşanacak tartışmanın sonuca ulaşması imkânsız. Ne onlar beni İsrail’in haklılığına ikna edebilir ne de ben onlara aksini kabul ettirebilirim. Bu sebeple sonuç alamayacağım bir tartışmaya girmem.

-Tartışmaya girmem diyorsunuz ama Yahudiler ve Siyonizm hakkında konuşan birkaç kişiden birisiniz aynı zamanda!

Türkiye’de Yahudileri ve Yahudiliği samimiyetle anlatan birini bulmak çok zor. Çünkü konuşmazsak varlığımızı unutur ve bize dokunmazlar diye düşünüyorlar. Böyle bir ortamda cemaati temsil edecek nitelikte olmadığımı, böyle bir iddia öne sürsem bile onların kabul etmeyeceğini söylemem kâr etmiyor. Yahudilik söz konusu olduğunda akla gelen ilk isimlerden biri oluyorum. Bu röportajın yapılma sebebi de Yahudiliğim, bunun farkındayım. Ne şairliğim, ne sosyalistliğim ne de yazdığım kitaplar… Sadece bir Yahudi olmam cazip kılıyor söylediklerimi.

-Ama yine de konuşmayı kabul ediyorsunuz…

Solun Müslümanlarla birlikte hareket etmesi için çaba sarf eden bir Yahudi olarak bu ilgiyi iletişim kurmak amacıyla kullanıyorum. Bu sayede ırkçılığın yanlış bir genellemeden ibaret olduğunu anlatma fırsatı buluyorum. Türkiye ve Ortadoğu’da doğal olarak İsrail sorunu önemseniyor. Doğal olmayan, meselenin Yahudi ırkıyla ilişkilendirilmesi. Böyle anlaşıldığı için Ortadoğu’da ve dünyada çok olumlu değişikliklere vesile olabilecek bir zemin ırkçılıkla malul oluyor. Meselenin adı Yahudi sorunu koyulur ve böyle görülürse ne olup bittiğini anlama imkânı kalmaz. Hatta bana kalırsa temel sorunun İsrail zannedilmesi de konunun anlaşılmadığının göstergesi. Asıl sebep emperyalizm ve İsrail bu anlayışın bir uzantısı. Amerika’nın politikalarında İsrail’in belirleyici olduğunu söylemek, kuyruğun köpeği salladığını kabul etmek olur. Bütün bunları Yahudilere anlatsam beni anlamazlar. Hem sayı olarak çok daha fazla oldukları hem de daha kolay ikna olacaklarını düşündüğüm için Müslümanlara anlatmayı tercih ediyorum. Türkiye’deki İslamcı hareketin ırkçılığa karşı duyarlı olması, doğuracağı pratik sonuçlar ve Ortadoğu siyaseti üzerindeki etkileri açısından önemli.

-İsrail’in yürüttüğü siyaseti nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsrail, binlerce yıl önceye dayanan bir referansla Filistin topraklarında hak iddia ediyor. Ve bunu çok güçlü bir propaganda ile duyuruyor. ‘Savaş istemiyoruz ama Araplar bizi denize sürmeye çalışıyor. Bunlar şiddete düşkün bombacılar…’ diyor ve ikna ediyor. Çünkü söyledikleri, batıdaki Arap ve İslam karşıtı söyleme çok yakın. Türkiye’deki durum da farklı değil. Halkının çok büyük kısmı Müslüman olan bir ülkede, sanki Fransa’da yaşıyormuş gibi sürekli İslam karşıtı söylemlere muhatap oluyoruz. Sonuçta bir Yahudi’nin bunlara kanmaması için ya siyasete meraklı olması ya da dünyaya başka bir gözle bakması gerekiyor.

-Türkiye’deki Yahudilerin tarihi yüzlerce yıl öncesine dayanıyor. Türkiye ne anlam ifade ediyor onlar için?

Resmî söylemlerine bakılırsa hepsi kendini Türk hissediyor. Ancak bana kalırsa bugün hiçbir Yahudi, Ermeni veya Rum kendini Türk hissetmiyor, edemez. Çünkü her fırsatta yabancı oldukları hatırlatılıyor. Türkiye’de azınlıklara karşı düşük düzeyli bir ırkçılık hep var olmuş. İlkokulda ben ‘korkak Yahudi’ lafını duyduğum zaman “Allah, Allah! Neden böyle düşünüyorlar?” diye merak ederdim. Bunu söyleyenler anti-semitist değillerdi. Yahudilerin ticaret yapmasıyla ilgili yorumları ele alalım. Kimse nedenini merak etmez ama herkes Yahudiler paradan anlar der. Oysa hiçbir insanın genlerinde ticaret, tarım veya başka bir zanaata yatkınlık olması beklenemez. Dolayısıyla sebebine bakmak lazım. Parası olan ama bununla yatırım yapmalarına izin verilmeyen insanlardan söz ediyoruz. Tek çare parayı para olarak kullanmak. Ticarete mahkûm edilmişler bir anlamda. Bu durum hâlâ devam ediyor.

Varlık Vergisi’nden sonra Türkiye’de mülk de edinmedi Yahudiler. Paralarını gerektiğinde alıp götürülemeyecek hemen hareket ettirilemeyecek hiçbir şeye bağlamadılar yani. Dedem zengin öldü ama öldüğünde paradan başka hiçbir şeyi yoktu. Parası da devletin erişemeyeceği bir yerde, yurtdışındaydı. Öldüğünde kısa bir panik yaşandığını hatırlıyorum. Hesap numaraları, ilgili kişilerin isimleri öyle iyi saklanmıştı ki bırakın devleti anneannem bile zor buldu. Cemaatte işlerini eskisi gibi yürütenler hâlâ var sanırım. İlkokuldan bir sınıf arkadaşımın bu para akışını sağladığını biliyorum. Bu korku benim için bir anlam ifade etmiyor ama onlara göre banka havaleleri iz bırakır. Cemaat ise iz bırakmamak gerektiğini öğrenmiş. Ya yarın birileri bu izi sürmeye kalkarsa… Yahudiler her ne kadar bunları hiç dile getirmeseler de azınlık olduklarını hiç unutmuyorlar. Azınlık olmak, tehdit güncel ve somut olmadığında bile korkutucu.

-Peki topluma bakışları nasıl? Korku, ezilmişlik, öfke… hangisi öne çıkar cemaatin Türkiye’ye bakışında?

Bunlar değil de biraz tepeden bakma alışkanlığı olduğunu söyleyebilirim. Geçmişleri ve burada aldıkları eğitim nedeniyle genellikle birkaç dil bilen, uluslararası ilişkileri olan insanlar. Bu nedenle sadece Türkiye’de değil tüm Ortadoğu’da Yahudi cemaati Müslüman ülkelerdeki ‘Batılı azınlık’ gibi yaşar. Cemaatin bütününde ‘aslında Batılı’ olma, yerel halktan daha ileri bir kültüre ait olma duygusu, kelimelerle değilse de tavırlarla ifade edilen bir üstünlük iddiası yaygın. Bu sebeple kendilerini hep birkaç basamak yukarıda görmüştür Türkiye’deki Yahudi cemaatinin fertleri.

-Sizin için durum ne? Anneniz İspanya, babanız Polonya asıllı ve İstanbul’da doğup büyüdünüz. Kendinizi nereye ait hissediyorsunuz?

Bu soru uzun zamandır benim de kafamı kurcalıyor fakat cevabını hâlâ bulamadım. Otuz küsur yıldır İngiltere’de yaşasam da kendimi oraya ait hissetmiyorum. Bu doğal. Ama doğup büyüdüğüm, yoğun bağlarla bağlı olduğum memlekette niye ve nasıl yabancı olduğum sorusunun cevabı yok. Beni ben yapan İstanbullu olmam, Robert Kolej geçmişim, ailemden aldığım eğitim vesaire. Fakat Türkiye’de adımı duyan herkes için yabancıyım. Benim ne düşündüğüm önemli değil. ‘Yabancı’ olduğum için Türkçe’yi düzgün konuşmam yadırganıyor mesela. Yani ne kadar ‘Türkiyeliyim!’ diye bağırsam da benim dememle olmuyor. Her fırsatta buraya ait olmadığım hatırlatılıyor. Bu şartlar altında ne kadar Türkiyeliyim ya da olabilirim bilmem ama İstanbulluyum! Galiba en doğru tanımım bu.”

-Sizin hikâyeniz bir anlamda cemaatin hikâyesinin özeti gibi. Büyükbabanızın ailesi Auschwitz toplama kampında ölmüş. Sürgünler yaşanmış… Bu durum sonraki nesilleri nasıl etkiledi?

Yahudi cemaati arasında tarih yazma geleneği çok yaygın değil. Birtakım endişeler, yaşananları ortaya koymaktan alıkoyuyor. Büyükbabamın unuttuğunu sanmıyorum. Ama tüm ısrarlarıma rağmen sorularımı cevapsız bırakırdı. Bir travma yaşanmış ama cümleten dişler sıkılmış, direnişin anlamsızlığı karşısında susmak tercih edilmiş. Tabii bu suskunluk benim neler yaşandığını öğrenmeme engel olmadı. Her insan tarihini merak eder. Üstelik bunlar öğrenilmesi zor şeyler değil.

-Bu travma atlatılabildi mi?

Yahudiler yaşananlardan çok fazla etkilenmiş ve hâlâ geçerli bu etki. Zaten çok önemli bir kısmının Siyonist olma sebebi bu olaylar. İkinci Dünya Savaşı’na kadar siyonizm, Yahudiler arasında bir azınlık hareketi olarak kalmış. Öncesinde benimsedikleri en yaygın düşünce akımı Sosyalizm. Siyonizmin yaygınlaşması Nazi soykırımı sonrasına rastlıyor. Yahudiler bu sebeple soykırımından sonra İsrail’in kuruluşunu meşru kabul ettiler. Soykırımı yaşanmasaydı İsrail Devleti kurulabilir miydi? Benim şüphelerim var. Böylesine kabul göreceğini hiç sanmıyorum. Ama soykırımından sonra İsrail’in kuruluşu da yaptıkları da meşrulaştırıldı. Sonrasında yaşanan korkular da bu desteği besledi.

Soykırımının tüm Yahudileri aynı şekilde etkilediğini söylemek mümkün değil elbette. Dünyadaki Yahudiler arasında anti-Siyonizm de Siyonizm kadar yaygın bir düşünce akımı. Benim Nazi soykırımına tepkim Siyonistliğimi ve Yahudiliğimi ön plana çıkartmak değil, sosyalist olmak. İsrail’le hiçbir ilişkim yok. Bana kalırsa bir Yahudi için bulunulacak en tehlikeli yer İsrail olsa gerek. Bu konuda benim gibi düşünen pek çok Yahudi var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir