SOYKIRIM SİCİLLERİ-2

Peki, Bosna Savaşı ile ilgili olarak, Sırbistan’ın La Haye Adalet Divanı tarafından aklanması, Türkiye’de nasıl bir tepki ile karşılandı?

Hiç!

Bosna konusundaki tepkisizliğimiz ve duyarsızlığımız sürüyor.

1995’de, Türkiye’de bir grup aydın, Bosna’daki vahşete dur demek için yola çıkmış ve Bosna-Hersek’e giderek orada maddî ve manevî olarak yapabileceklerini sunmuştu. Bu aydınlardan, Nazım Hikmet’in Türkiye’den kaçışına yardım ettiği bilinen Refik Erduran, Sırp vahşetine şiddetle isyan etmiş ve Bosna Ordusu’na yazılarak, hayli ilerlemiş yaşına rağmen, bir süre direniş saflarına katılıp çarpışmıştı.

Buna karşılık, bu harekete daha baştan burun kıvıran Türkiye’deki kalburüstü solcular, “Efendim siz Bosna’dan önce Tunceli’ye gidin” deme cüretini gösterip, Refik Erduran gibi solcu aydınları dahi isyan ettiren Bosna vahşetini resmen hafife almışlardı. Sanki Tunceli’de her gün kadın, çocuk demeden yüzlerce insan, hedef gözetmeyen bir havan mermisinin, bir sniper’ın hedefi oluyordu. Sanki Tunceli’de 250 bin kişi, sebepsiz yere, sırf etnik ve dinî kimliği farklı olduğu için yok edilmişti. Sanki Tunceli’de bir gün şehrin göbeğindeki çarşıya düşen top mermisi, onlarca insanı öldürürken, birinin de tam ortasında büyük delikler açıyordu. Sanki Tunceli’de büyük bir soykırım vardı…

Bu ahmaklar, Tunceli’ye giden yolun, önce Bosna’dan geçtiğinin bile farkında değillerdi. Bu ahmaklar, yani Batı’nın kuyruğuna takılıp Türkiye’yi hakir gören, kendini solcu zanneden tatlısu Frenkleri…

Bu kendini solcu zanneden ahmaklar, 1936-1939 İspanya İç Savaşı’ndaki “Uluslararası Tugaylar”dan, onların enternasyonalist ahlâkından dahi zerre kadar ders almamışlardı.

Fakat 12 Eylül askerî yönetimi, “Asmayalım da besleyelim mi”ci Kenan Evren zihniyeti ve ardından, yıllarca süren bölgedeki olağanüstü hal uygulamaları, Türkiye’yi ceberût, diktatoryal bir Üçüncü Dünya ülkesi yapmıştı, yapacak hiçbir şeyimiz yoktu. Bizi mahkûm ettikleri noktada kaderimize razı olacak ve Bosna konusunda inisiyatifi hep Avrupa’ya, Batı’ya bırakacak, onların çizdiği çerçeveden bir adım dışarı çıkamayacaktık.

Şimdi çıkıp konuşan bu eski Pinochet artığı ressam diktatörler, bu faşistler, Kürtler konusunda ahkâm keseceğine, çıkıp Bosna’nın durumu konusunda iki kelime etse ya! Üstelik kökenleri Rumeli’de bu Evren’in… Nerede onda o cesaret! O ancak 17 yaşındaki çocukları asmayı bilir!

Neden dünyanın gözü önünde açıkça soykırım yapan Sırbistan’ı aklarken, Türkiye’yi Ermeni konusunda bu kadar sıkıştırıyorsunuz diye çıkışsa ya, güçlü kudretli, dünyayı umursamayan darbe paşası… Sıkıyor mu?

Böyle insanları kanunlarla koruduğumuz sürece, dünyaya hiçbir derdimizi anlatamayız. Soykırımın asıl Türklere ve Müslümanlara yapıldığını anlatmamızı engelleyenlerin ta en başında, bu gibi zaaflarımız gelmektedir. Tıpkı 1915 Ermeni Olayları’nda darbeci İttihat ve Terakki zihniyetinin iş başında bulunması gibi…

Yakın tarihte çevremizde açıkça Türk ve Müslüman halklara yapılan soykırım uygulamalarını şöyle bir gözden geçirelim ve sonraki yazılarda bunların ayrıntılarına değinelim:

2003-ilânihaye: Irak Savaşı, Irak`ın ABD-İngiliz kuvvetleri tarafından işgali ve her gün Irak`daki Arap ve Türkmen halklara yapılan zulüm.

1998-1999: Kosova Olayları ve Kosova’daki Arnavut ve Müslümanların soykırımı.

1992-1996: Bosna Olayları.

1991-1993: Azerbaycan-Ermenistan Savaşı ve 1992 Hocalı Katliâmı’nda bir şehrin nüfusunu oluşturan Azerilerin tamamının yok edilmesi.

Soğuk Savaş Dönemi

1959: Kerkük’de Türkmen Katliâmı.

1959-ilânihaye: Doğu Türkistan`ın Çin tarafından işgali ve bugüne kadar sayısı bilinmeyecek kadar çok Türk`ün, Çin askerî yönetimi tarafından silahlı direniş üyesi olmak gerekçesiyle kurşuna dizilmesi, zaman zaman çıkan isyanlarda sayısı bilinmeyecek kadar çok Türk`ün soykırıma uğraması, yüzlercesinin hapis edilmesi, işkence görmesi…

1948-ilânihaye: Filistin’de İsrail devletinin kuruluşu ve o günden bu yana bitmek bilmeyen, Filistinlilerin soykırımı.

İkinci Dünya Savaşı

1943-1944: Sırasıyla, Ahıska Türklerinin, Karaçay-Çerkeslerin ve Çeçenlerin, en son 18 Mayıs 1944’de Kırım Tatarlarının, Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği hükümeti tarafından toplu halde sürgün edilmeleri dolayısıyla soykırıma uğratılmaları. Sırf Kırım Tatarlarına uygulanan 18 Mayıs 1944 soykırımında, 250 bin Kırım Tatarı hayatını kaybetti, hayatta kalmayı başaran 150 bini ise köle olarak yıllarca çalıştırıldı, sürgün bölgelerinde açlıktan, hastalıktan hayatını kaybetti.

Bunlar, bilinen ve ilk akla geldiğinde, sıralanabilenler. Daha başka ne olaylar, ne ayrıntılar gizli, çevremizde, yakın tarihimizde…

Türk ve Müslümanlara yapılan soykırım listesinin ardından, Batı’nın kendisini ateşli silahlarla savunmaktan bile âciz, diğer zavallı halklara yaptığı soykırımı, zulmü, bir kez daha tek tek sıralayacağız ki, dünyaya adalet dağıtma iddiasındaki bu utanmazların sicilini, ipliklerini pazara çıkarabilelim. Unutmayalım, kendimizi onların bizi koyduğu yerde görüp pısırık kaldığımız sürece, gün gelir, bu topraklarda da bizi harcarlar, sonra zeytinyağı gibi üste çıkmayı gayet iyi becerirler.

9 Mart 2007

iks Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir