Söz dinleyen dalgalar

Tam saatinde kürsüde olmalıydı. Herkes onu bekliyordu. Açık hava tiyatrosunu dolduran binlerce Atinalı nefeslerini tutmuş hatibin gireceği kapıya çivilemişti gözlerini. Hatip kapısını çarpar çarpmaz yayından fırlamış, önüne çatallı bir yol çıkana kadar yırtmıştı semayı. İşte orada yere düşmüştü ok. Hatip koşmasına ara vermiş, derin bir nefes alarak çatallı bir bakış fırlatmıştı yola. Geniş yol tiyatroya, dar yol denize gidiyordu. Hatip bir an tereddüt etmiş, sonra yeniden fırlamıştı yayından. Ta ki saplanana kadar kürsüye. Söylevi vereceği yere geldiğinde büyük bir dalgalanma oldu. Deniz yapabileceği en büyük tezahüratı yaptı ve binlerce dalgayı birbiri peşi sıra kayalara bindirdi. Rüzgar ve martılar bu bariton koroya tiz seslerini katarak ânı derinleştirdiler. Hatip binlerce insanın acımasızlığından kaçarak dilini binlerce dalganın merhametine verdi. Uğultusu kalabalıkların uğultusuna benzese de deniz kekemeliğini yüzüne vurmuyordu. Aldırmıyor gibi görünse de can kulağıyla dinliyordu. Yol boyunca yüksek sesle şiir okumuştu. Nefes nefese şiir okumuştu açmak için nefesini. Denize vardığında ağzına çakıllar koymuş, dilinin tutukluğunu denizin özgürlüğüyle kırmaya çalışmıştı.
Yeraltından çıkmıştı Demosten. Evinden dışarı çıkmamak için yarısını kazıttığı saçlarıyla bodrumdaki söylev odasında yaptığı temrinleri artık boğmaya başlamıştı. Boy aynasında yeteri kadar kendini seyretmiş, bedeninin uyumsuz hareketlerinin akordunu omuzlarının üstünde sallanarak yapan keskin kılıç körelmeye başlamıştı. Çocukluğunda Kalistrad’ın ruhuna çaldığı hatiplik mayası kekemeliği yüzünden bir türlü tutmuyordu. Fakat Kalistrad’ın sık sık alkışlarla kesilen o büyük söylevi de kulaklarında çınlıyordu hep. Ne müthiş bir şeydi hitabet! Her şeye tatlı tatlı boyun eğdiren o sihirli güç!

Bundan 2390 sene önce zengin bir kılıç yapımcısının oğlu olarak doğdu Demosten. Yedi yaşında babasıyla birlikte iyi yaşam şartlarını da kaybetmiş, vasilere emanet edilen miras o büyüyene kadar sırra kadem basmıştı. Bir gün öyle konuşacaktı ki mahkemede, vasileri utançla iade edeceklerdi mallarını. Fakat o gün gelmeden genç Demosten kendini bir sınavdan geçirmek istedi. Aslanların önüne atılan gladyatörler gibi kendini halka açık meclisin (Ekklesia) önüne attı. Sonuç hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Kalabalıklar genç Demosten’i kahkahalarıyla parçalamıştı. İşte kekeme hatibin saçlarını kazıtan, aylarca yeraltında aynanın önünde konuşturan, bir nutku defalarca yeniden yazdıran ateş buydu. Rakipleri bir çalışmanın eseri olduğunu ima için lambadan mülhem “Zeytinyağı kokuyor!” deseler de Demosten’in dili bir gün kozasını delip ruhlarda uçuştu. Mallarını geri alamasa da vasilerine karşı açtığı davaları bir bir kazandı. Kendisine büyük bir ün sağlayan “Donanma Üzerine” adlı söylevini verdiği zaman henüz 30 yaşındaydı. Pers kralının Atina’ya saldıracağı söylentileri üzerine yaptığı konuşmasında Demosten, Atinalıları savaş açmadan sessizce donanmalarını güçlendirmeye, dolayısıyla caydırıcılık silahını kullanmaya çağırmış, sağlam bir mantığa dayanan bu davet büyük bir kabulle yankılanarak seferberliği başlatmıştı.

Öte yandan Atina için tek tehlike Persler değildi. Makedonya Kralı Filip, güney Yunanistan’ı zapt etmeye başlamıştı bile. Söz yine Demosten’indi. “Veba Gibi Yayılan Makedonyalılar” adlı bir söylevle yeniden Atina’yı ayağa kaldırdı hatip. Ancak Atinalılar kelimelerin kavıyla tutuşsalar da Demosten’in akılcı önerileri yerine duygusal çözümlere yöneliyorlardı. Bu yüzden ülkelerini Kral Filip’e neredeyse elleriyle teslim etmek zorunda kaldılar. Üstelik içlerinde Makedonya taraftarı bir partiyi ur gibi taşıyarak. Demosten sonu teslim olmamak için kaleminden zehir emmesiyle biten uzun ve yorucu bir serüven yaşadı. Ülkesinin elçisi de oldu firarisi de. Tiranlara karşı başı dik de oldu, ihtiyatlı hareket ettiği günler de. Dik başlı olduğunda asiydi insanların gözünde, ihtiyatlı olduğunda hain. Kısacası kimseye yaranamadı. Nihayet Makedonyalılar hürriyeti ateşleyen dilin yok edilmesi için ferman çıkardılar. Demosten’i Kalauria adasında bir mabedde sıkıştırdılar. Cellatlarının başında vaktiyle aktör olan Arkias’ı gören Demosten onun “Teslim olursan affedeceğiz!” önerisini şöyle cevapladı: “Aktörken bile etkili olamıyordun üzerimde. Şimdi nasıl olabilirsin ki!” Bunun üzerine Arkias tehditler savurdu peş peşe. Ve Demosten kaleminin ucundan zehri emmeden önce bir kez daha sarstı sözleriyle: “İşte şimdi gerçek bir Makedonyalı gibi konuşuyorsun. Oysa demin rol yapıyordun!”

Atinalılar, sağlığında sahip çıkmadıkları Demosten’in pirinçten bir heykelini diktiler ölümünden sonra. Bir yüzyıl sonra da bilginler İskenderiye Kütüphanesi’nde konuşmalarını derlediler. Romalı hatip Cicero önder edindi onu sonraları. Ortaçağ ve Rönesans’ta Demosten adı güzel söz söyleme sanatıyla özdeş tutuldu. I. Dünya Savaşı’nda savaşın bütün tarafları çeşitli nedenlerle ona hayranlık beslediler. Söz değil eylemin önemli olduğunu bilseler de

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir