Süleymaniye Baskını üzerine Bir Analiz

Tezkere ve sonrasında meydana gelen Çuval krizi üzerine çok konuşuldu. Asıl konuşması gerekenler şimdi konusuyor. İşte elimize ulaşan yetkili bir analiz.

Bu analiz internet ortamında herkesin okuyabileceği şekilde yayın yapan bir forumdan alınmıştır.Önemli gördüğümüz için arkadaşlarımız bize ulaştırdılar.Netpano.com bu tür analizleri bizle paylaşan okurlarına teşekkür eder.

TBMM’nin 1 Mart 2003’de tezkereyi reddetmesinden sonra AKP hükümeti ABD’yi, 10 Mart’a kadar ikinci tezkerenin tekrar TBMM’ye getirileceği şeklinde bir yaklaşımla oyalamıştır. Bu tarihte yapılan Bush-Erdoğan görüşmesinde ikinci tezkerenin bir daha TBMM’ye gelemeyeceği ortaya çıkmıştır. “Savunma Bakanı Vecdi Gönül, 17 Mart 2003’de Washington’da Türk-Amerikan Konseyi toplantısında hâlâ tezkerenin üçüncü kez parlamentoya geldiğini ifade ediyordu” Washington’da, Ankara’ya yönelik olarak, operasyonun gecikmesi ve mutabakat görüşmelerinde “her istediğinizi aldıktan sonra neden reddettiniz?” yaklaşımından doğan büyük bir tepki belirmiştir. Savaş sırasında daha çok Irak ile meşgul olan Washington, oldukça soğukkanlı görünerek, Türkiye ile ilişkilerini olumlu bir eksen üzerinde sürdürmüştür. ABD, Irak operasyonunu Türk topraklarını kullanmadan gerçekleştirmiş ve kısa süre içinde başarmıştır.
Savaşın sona ermesiyle birlikte bölgede cereyan eden olayları daha yakından takip etmek üzere Süleymaniye’de Türk irtibat istasyonu kurulmuştur. Geçmişi daha öncelere dayanan bir mekanize taburumuzda Dohuk kuzeyinde konuçludur.
ABD’nin Irak politikasında ta başından beri bölgede ABD yanlısı politika izleyen Peşmerge, yorumsuz bu işin en kazançlı tarafı olmuştur. Peşmergeler 1991 yılında başlayan süreçten bu yana, ABD ilişkilerinde akılcı ve gerçekçi politikalar izlemiştir. Bununla birlikte Türk Hükümetini de dışlamayarak dengeyi sağlamıştır. Yaşanan bu süreçte Türkiye’nin en büyük şansızlığı, AB süreciyle Irak operasyonlarının çakışmasıdır. Bunun üzerine deneğimden yoksun bir hükümetin görev başında olması, ve askerle arasındaki diyalog kopukluğunun etkisi büyüktür.
Savaş ABD lehine bitmiştir. Ancak ABD’yi bölgede daha büyük bir sorun beklemektedir. Irak’ın hızla istikrara kavuşturulması zorunluluğu vardır. Ancak bu kolay olmayacaktır. Irak’ın etnik bir yapıda olması. Bu etnik yapıda Şii’lerin İran’a yakınlığı. Sünnilerin eski statükoyu savunması ve El-Kaide bağlantılarını yürütmesi, Türkmenlerin Türkiye güdümünde hareket etmesi, ABD Peşmerge ilişkisini perçinlemiştir. Ancak Irak’ın tamamına istikrar getirmek salt Peşmergelerin varlığıyla mümkün değildir. Bölge üzerinde etkili güçlerin Irak üzerinde yarattığı psikolojik etkinin ortadan kaldırılması, ve patronun Iraklılara hatırlatılması gerekmektedir.
PEŞMERGE NEYE GÜVENİYOR
Güneyde Felluce bölgesinde yaşanan yoğun çatışmalar ve direniş. Ürdün ve Suriye sınırında Sünnilerin giriştiği eylemler. Kuzey’deyse Türkiye politikalarından çekinen Peşmergelerin ürkek tavırları ABD politikacılarında alarm zillerinin çalmasına neden olacaktır. Irak’ta istikrarın yeniden sağlanması için öncelikli hedefler Irak üzerinde etkili bu dış kuvvetler olmalıdır… Bu konuda ABD hızla yeni bir politika geliştirir. İran Nüklüer programı nedeniyle tehdit edilir. Ardından terörist bağlantıları olduğu gerekçesiyle Suriye benzer tehdide maruz kalır. Bu iki ülkeye yapılan savaş tehditleri etkisini kısa sürede gösterir. Felluce’de direnişe son verilir. Sünnilerin asla tanımayacaklarını ilan ettikleri yeni kabinede görev almaları sağlanır. Kuzeydeyse Peşmerge çekingenliği ve Türkmenler üzerindeki etkisi nedeniyle Türkeye’nin susturulması gerekmektedir.Süleymeniye Krizi yaratılır…

KERKÜKTE BİR YER SÜLEYMANİYE

Yukarıda genel olarak Irak’ta ABD güçlerinin içinde bulunduğu genel tabloyu çizdik. Şimdi sanırım konunun çok boyutundan, bizi ilgilendiren boyutuna yazımızı kaydırmamız gerekecek. Öncelikle şu soruya doğru cevabı bulmamız gerekiyor. Süleymaniye’de Türk Subaylarının veya diğer bir tabirle Türk Karargahının ne işi var ? Bu karargah ne işe yarar ?
Kamuoyunda bilinenin aksine bu karargah hiçbir işe yaramamaktadır. Son olaylarla yaratılan hava; sanki bu olayla bölgedeki Türk gücünün ortadan kaldırıldığı şeklindedir. Zaten çuval baskınıyla ABD’nin de tam olarak yapmak istediği bu düşüncenin zihinlere yerleştirilmesidir.
İstihbarat faaliyetlerinin iki temel unsuru vardır.
1-Gizli yapılır
2-Amacı vardır
a)-Hedefi Bul
b)-Hedefi Çeldir
c)-Hedefi Yok Et
Süleymaniye’de Özel Kuvvetlerin görev yaptığı bu karargah öncelikle gizli değildir. Demek ki bu birliğin amacı istihbarat değildir. Üstelik binada birde Türk bayrağı dalgalanmakta ve Süleymaniye’de kime sorsanız, karargah parmakla gösterilmektedir. Karargahta Türk Subayları çoğunlukla üniformalarıyla görev yapmaktadır. Ayrıca ABD ve Peşmerge güçleriyle açık temas halindedirler. Peki ama bu karargahın o halde orada işi nedir ?
Gizli servislerin operasyonları adı üstünde gizlidir. O nedenle yüzlerce ajanınız bölgede görev yapıyor olsa da, bunu bölge halkı bilmez ve yalnızlık duygusuna kapılır. Bu yalnızlık duygusundan insanları kurtarmak, ve bölgede varlığı hissettirmek için bu karargah kurulmuştur. Yine bölgeye giren gerçek bir ajan, güvenliği için ana karargahla temasını keser. Yani Ankara’yla çok zorunlu olmadıkça irtibat kurmaz. Görevini yapar ve döner. Süleymaniye’deki gibi bu tip karargahlar zaten göz altında tutulduğundan, ajanlar çok zorda kalmadıkları sürece, bu karargahla da temas etmezler. Bu karargah daha çok günlük olayları izleyerek. Bölgede legal yaşayan müttefik güçlerle temas kurarak. Buradan elde ettikleri açık istihbaratı ana karargaha iletirler. En önemlisi bölgedeki müttefik güçlerin sıkıntılarında başvurdukları bir merkezdir. (Bölge ileri gelenlerinin Ankara’da bir makamdan randevu talepleri bu birimler tarafından alınır vb.)
Irak’ta Türk Gizli Servisinin istihbarat ağı çok güçlüdür. Hatta CİA’dan daha güçlüdür. İşte bu tedirginlik, Peşmergeler kanalıyla her fırsatta ABD yönetimine iletilmiştir. Irak’a istikrar getirilmesi isteniyorsa, halk üzerindeki bu Türk tedirginliğinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Çünkü bölge halkının kafasındaki intiba şudur. “Bölgede gerçek söz sahibi komşu ülkelerdir. ABD gelip geçicidir. O nedenle ABD güçleriyle açık işbirliğine girmek, bizi ileride sıkıntıya sokacaktır.” ABD bu gerçekle yüzleşince, bölgede komşu devletlere yönelik karşı girişimlere başlamıştır. Bu amaçla bölgedeki halk üzerindeki psikolojik baskının ABD lehine çevrilmesi için “Süleymaniye Baskını” gerçekleştirilmiştir.

BASKININ AMACI NE İDİ ?

Peki ama ABD’nin bu baskından kazanımı nedir ? Bu baskınla Türk gizli faaliyetlerinin önüne set mi çekilmiştir. Türkiye bölgeden atılmış mıdır ? Elbette bu soruların tüm cevabı “hayır” olacaktır.. Bu baskınla ABD’nin tek hedefi psikolojik harekattır. Harekat planlandığı gibi başarıya ulaşmıştır. Ancak tam bu noktada bir husus dikkatimizi çekmektedir…
ABD’nin bu çuval harekatı Türk Halkına ilk kez bir medya grubumuz tarafından duyurulmuştur. Oysa olay cereyan ettiği sırada, karargahta olmayan Özel Kuvvet mensupları olayı duyar duymaz karargahın olduğu noktaya gelerek, durumu izlemiş ve ana karargaha bildirmiştir. Bu olayı Genel Kurmayımız Türk Halkından neden gizlemiştir. Türk Genel Kurmayının halkından gizlediği bir husus mu söz konusudur ? Bu kriz yaratan olayı Genel Kurmay’ın beklemediği açıktır. Ancak ABD’nin bu operasyondaki niyetini de açıkça anlamıştır. ABD’nin bu sinsi propagandasının önüne geçmek için, olaylar halktan gizlenmiştir. Bu olay gizli kalmış olsaydı, operasyon amacına ulaşabilir miydi ? Elbette hayır. Çünkü halka karşı yürütülen psikolojik operasyonlarda, basınla olayı kamu oyuna duyurmayı beceremezseniz, operasyon amacına ulaşamaz. Peki bu bilgi Genel Kurmaydan Türk basınına sızmadıysa, nasıl sızmıştır ? Akla iki ihtimal gelmektedir.
1-Medya guruplarımızdan birisiyle, maalesef CİA arasında bilinçli bir bağlantı vardır.
2-Medya gurubumuz kullanılmıştır. Gurup rakiplerinden haber atlattığını sanarak bu bilgiyi
yayına koyarken aslında CİA’ya hizmet etmiştir.
İnsanın duyguları ikinci seçeneği tercih etmektedir. Ancak bu durumda akla ikinci bir husus gelmektedir. Bu haberi yakalayan basın kuruluşu, haberi yayınlamadan önce Genel Kurmay’la temas kurmuş mudur ? Böylesine önemli bir duyumun haber yapılmadan önce teyit edilmesi gerekmez mi ? Eğer Genel Kurmayla temas kurulmamışsa, haber neden teyit ettirilmeden yayına alınmıştır. Yok eğer temas kurulmuş ve Genel Kurmay’dan aksi yönde bir açıklama gelmişse, buna rağmen haberin doğruluğundan emin olarak nasıl yayına konduğu hususu dikkat çekicidir. Şurası açıktır ki bu olay basında yer aldığı gün, ABD’nin operasyonu başarıya ulaşmıştır. Aksi durumda bu operasyonun başarısından bahsetmek mümkün değildir. ABD Türk irtibat timini tutuklayarak, operasyonun birinci aşamasını problemsiz başarmıştır. Bu bilgiyi Türk basınına sızdırarak operasyonun ikinci aşamasını da gerçekleştirmiş ve istediği sonucu almıştır.

ABD’nin bu operasyondan beklentileri şöyle özetlenebilir.
1-Türkiye’de Siyasette tezkere kriziyle başlayan ABD’nin dışlanması sürecinin durdurulması.
2-Türkiye’ye Irak faaliyetlerini frenlemesi gerektiği sinyallerini vermek.
3-Türkiye’deki bürokrat ve siyasi seviyedeki Anti-ABD güçlerine “akıllı olun” mesajı vermek.
4-Türkmenlere dikkatli olun demek.
5-Peşmerge’ye korkmanıza gerek yok demek.
Bu baskınla ABD’nin kısmen beklentilerine ulaştığı söylenebilir. Ancak bir hususta ABD beklentilerini sağlayamamıştır. “Türkiye’nin Kuzey Irak faaliyetlerinde frenlemesi sinyalleri vermek.” Bu tam tersine gelişerek Türkiye’nin bölgedeki faaliyetleri artmıştır. Çünkü ABD’nin yaptıklarına değil, sözlerine güvenen Türk Devleti. Yaşanan bu süreçten sonra ABD’ye olan güvenini yitirmiştir. O nedenle faaliyetler durdurulacağına, tam aksine artarak yer altına çekilmiştir. Bölgede görev yapan MİT ve Askeri İstihbarat ajanlarının sayısı arttırılmış, faaliyetlerdeki güvenlik önlemleri daha üst seviyeye çekilmiştir…Yaşanan olaylarla ok yaydan çıkmıştır. Türk Gizli Servisleri bundan böyle faaliyetlerine çok boyut katarak, daha saldırgan olmuştur… Behdinan, Duhuk, Zaho, Erbil, Süleymaniye gibi belli başlı kentlerde MİT’i durduramayan ABD, buradaki Türk Gizli Servis çalışanlarının hareket sahasını daraltmak için, sudan bahanelerle peşmergeler vasıtasıyla evlere operasyonlar ve gece baskınları düzenlemek zorunda kalmıştır. Bu baskınlarda şüpheli olarak yakalananlar, Türk Gizli Servisine çalıştıkları gerekçesiyle sorgulanarak, işkenceye tabi tutulmuştur. Basınımızda da geniş yankı bulan “Peşmerge sudan bahanelerle Türkmen evlerini basıyor. Amaç Türkmenleri yıldırmak vb.” türünden haberlerin altında yatan gerçek budur. ABD yine Peşmergelerden Silopi-Habur ve İbrahim Halil sınır kapılarının Zaho kentine giden yollarında, daha sıkı kontroller yapmalarını istemiştir. Irak hududuna yakın sınır birliklerimizin telsizine yakalanan İngilizce telsiz muhaberesindeki artış bu nedenledir. Yakalanan bu telsiz muhaberesi yine basınımızda yanlış yorumlanmıştır.Yaşanan bu kıskaç hareketleri, Türk Gizli Servisi MİT’i yinede durduramamıştır…

FAALİYETLER DAHA DA ARTTI

Bölgede görevli askeri istihbaratçı sayısı azaltılırken. MİT’in sivil ajanlarının sayısı arttırılarak sahaya sürülmüştür. ABD bu psikolojik harekatla Türk faaliyetlerini kesmek isterken, beklenmedik bu ataklar karşısında bocalamıştır. Türk Gizli Servisinin ataklarını karşılamakta güçlük çeken CİA, ortaya PKK kartını sürmüştür. Artan PKK eylemlerinde göze çarpan stil değişikliği, (uzaktan kumandalı C4’ler vb) ve yoğunluğun nedeni budur. Yine PKK bayrağının Irak’ta dalgalanmasına müsaade ederek ve üç maymunu oynayarak Türk kamuoyunun üzerindeki psikolojik baskıyı arttırmaktadır. Bu karşı atağı Türkiye şimdilik AB içindeki Türkiye karşıtı muhaliflere koz vermemek için cevap verememektedir. Çünkü iç güvenlik önlemlerini yukarı çekmek, AB içinde muhaliflerin ekmeğine yağ sürecektir. Ama bu sıkıntı geçicidir. PKK eylemlerine yönelik Türk Diplomatların girişimlerine, ABD yönetiminden geciken ve çelişkili açıklamaların gelmesinin nedeni; PKK kartıyla yürüttükleri psikolojik harekatta sinirleri iyice germektir. Türkiye tarafında sinirlerin yeterince gerildiğini düşündüklerinde, CİA’nın ikinci aşama operasyonu başlayacaktır….
ABD’nin ikici aşama operasyondan beklentileri…
1-Irak’ta gizli faaliyetleri azaltın ve kabul edilebilir seviyeye çekin.
2-İncirliğin geleceğini ve olası İran Operasyonunu tartışalım.
Ancak ABD’nin şahin politikacıları ateşle oynamaktadır. Çünkü Irak’ta istihbaratı Peşmerge’den gelen bilgi sanan CİA, yanlış tahlillerde bulunmaktadır. PKK eylemlerine yeşil ışık yakılması, ateşe barut atmaktan başka bir şey değildir. Zira Türk Gizli Servisleri Irak’ta gerçek yıkıcı faaliyet içine girmeye kalktıkları taktirde, Irak’ın Vietnam’dan beter olacağı aşikardır. Türkiye’nin bu yöndeki tek hamlesi, aynı yönde İran gizli servisi SAVAMA ve Suriye gizli servisi MUHABERAT’ın da bölgede saldırgan faaliyet içine girmesine neden olacaktır…

Açıkca söyleyebilirz ki 5.kol “Metal Fırtına” başlamıştır. Hep konuşulan, hep söylenen “dünyada güç dengesinde yerimiz neresidir ?” sorusunun cevabını yakında göreceğiz. Başını Pentagon ve Genel Kurmay`ın çektiği bu yer altı savaşından kimin galip çıkacağını zaman gösterecek…

Süleymaniye Krizine nasıl gelindi ?
Irak`ın içine savaştan sonra istikrar getirilemedi. Halk beklendiği gibi ABD`yi kurtarıcı olarak görmüyordu. Komşu ülkelerin bölgede ciddi ağırlıkları vardı ve bunun kırılması gerekiyordu. Özellikle K.Irak`tan Pentagon`a giden bilginin iki kaynağı vardı.
1-Bölge komutanları
2-Peşmerge ajanlar

ABD`nin bölge komutanları savaş öncesinde ve sonrasında Peşmerge liderleriyle oldukça iyi ilişkiler kurmuştu. Özellikle Barzani`nin bu komutanlara oldukça cüretkar davrandığına ilişkin bilgiler ifade edilmektedir. Barzani`nin bölge komutanlarına hediyeler verdiği söylenmektedir.( çok değerli halı ve kilimler, altın takılar, ziyafetler vb.)
Bu olaylar zinciri doğal olarak bölge komutanlarının düşünce tarzında değişikliklerin meydana gelmesine neden olmuştur. Bu komutanlar Pentagon`a peşmerge ağzıyla rapor vermeye başlamıştır. İşin bu boyutu ABD basınında da yazılıp çizilmiş ve eleştiri konusu yapılmıştır. Ama yaklaşan krizin sinyalleri Türk Hükümetinin gözünden malesef kaçmıştır.

CİA`nın eğiterek sahaya sürdüğü yaklaşık bin kadar ajan, savaş sonrası tüm dikkatini kuzey`e yani Türkiye`ye çevirmiştir. Ajanlığı aynalı gözlük takmak sanan bu yeni yetmeler. Ekmeğe pepe derken Türk Gizli Servislerinin bu işin uzmanı olduğunu unutmuştur. Bir tek Türk Gizli Servis elamanını ele geçirememelerine rağmen. Tek yaptıkları icraat, Türk Polisini Bağdat yolunda pusuya düşürmek olmuştur. Bu bozmalar şişirme raporlar vererek ABD`yi yanıltmıştır…

Bu olaylar zinciri, işi adım adım Süleymaniye Krizine götürmüştür…

NOT: Tezkerenin reddinden önce Barzani`nin Türkiye`de bir dizi temaslar yaparak, Tezkerenin red edilmesi yönünde telkinlerde bulunduğu ifade edilmektedir. Hatta lafı dolaştıramdan açık konuşalım arkadaş ! Bu ülkede şerefizler açık konuşunca kimse birşey demiyor. Biz konuşunca diyecelerse de desinler. Duyumumuza göre Barzani rüşvet dağıtarak bazı kişilerle bir dizi karanlık ilişkiler içine girmiştir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir