SULTAN BENİM; AMA SİZ ONA GİDİN!

Zincirin son halkası yedi yaşındaki Şemseddin. Bir önceki halka Kurtboğan namlı Şeyh Hamza. Baba ve oğul yani. Dedelere gelince, zincir uzun.
Tek tek halkalarını sayacak olsak ne yerimiz ne sabrınız yeter. Fakat zincirin en parlak iki halkasını anmamak olmaz: Avârifü’l- Ma’ârif’in müellifi Şeyh Şehâbeddin Sühreverdî ve Son Peygamber’in can dostu Hz. Ebu Bekir. Bir de şehirler zinciri var. Şam, Kavak (Amasya), Osmancık(Çorum), Ankara, Halep, Ankara, Beypazarı, Evlek Köyü (İskilip),Göynük (Bolu), Edirne, İstanbul ve yine Göynük… Şam’da doğdu, Kavak’ta Kur’ân’ı ezberledi, Osmancık’ta müderris oldu, Ankara’da hayal kırıklığına uğradı, Halep’te rüya gördü, Ankara’da af diledi, Beypazarı’nda mescit ve değirmen yaptırdı, Evlek’te inzivaya çekildi, Göynük’te yine mescit ve değirmen yaptırdı, Edirne’de Sultan II. Murad ve oğlu Fatih’i gördü, İstanbul ve Göynük’e gelince… Burada biraz soluklanın. Soluklanın ki İstanbul’a geçmeden önce size bir zincirden daha söz edelim.

Kalp teknesini bağlayacağı bir iskele arıyor genç müderris. Ufuk çizgisinde Mâverâünnehir görünse de, istişare ve istihare pusulaları Ankara ve Halep’i gösteriyor. Ankara’da Hacı Bayram Veli, Halep’te Zeynüddin el-Hâfî var. Boynunda zincir var Şemseddin’in. Çekiliyor zincir. Zincirin ucunu Hacı Bayram Veli tutuyor. Halep’te bir han odasında kan ter içinde uyanıyor müderris. Madem bir rüya bu boynundaki morluk da ne! Demek teknesini Halep’e değil Ankara’ya bağlaması gerekiyor. Nasıl da yakını bırakıp uzağa gitti. Hacı Bayram Veli’nin yoksullar, garipler, dullar ve yetimler için kapı kapı para toplamasını bir eksiklik sanıp, nefsi alçaltan erdemi göz ardı etti. Ankara’ya dönmeli hemen. Af dilemeli Hacı Bayram Veli’den. Çilehane’de insan cinsinin karanlıklarını, lekelerini söküp atmayı öğrenmeli ve sınavını verdiğini Akşemseddîn demesinden anlamalı pirinin. El alıp, mescitlerle ruhlarını, değirmenlerle bedenlerini imar için koşmalı insanlara. Şöhretten kaçmalı meşhurları eğitmekten geri durmadan. Mektuplar yazmalı kuşatmanın ellinci gününde ümitsizlik yaklaşırken Sultan Fatih’e. “Ümmet-i Muhammed’den bu kadar gazi bir kâfir kalesine yöneldi. İnşallah fetholunacak!” diye kamçılamalı onu. Hatta gün vermeli fetih için Hızır Aleyhisselam’la konuşup. Çadırını yırtıp yanına geldiğinde Fatih secdede bulmalı onu. “Neden fethedemedik hâlâ!” diye sormalı ona ve “Ya Fakih Ahmed!” diyerek himmet istemesini talep etmeli Sultan’dan son hücumda. Ve nihayet düşmeli yeryüzünün en parlak zümrüdü Türklerin avucuna.

İşte giriyorlar şehre. Bir kılıçsa da Fatih, ilim kınından sıyrılmış. Âlimlerle yan yana yürüyor: Akşemseddin, Molla Fenari, Akbıyık Sultan, Kızılca Bedreddin, Şeyh Sinan… Rumlar Akşemseddin’e çiçek verebilmek için yarışıyorlar sultan sanıp. Akşemseddin, “Sultan Mehmed ben değilim, odur, ona gidin!” diyerek Fatih’i, Fatih, “Sultan benim ama siz yine ona gidin! Hocamdır!” diyerek Akşemseddin’i işaret ediyor. Üç gün sonra dünya yeniden kuruluyor. Ayasofya’da ilk hutbeyi okuyor Akşemseddin. Fatih’in arzusu üzerine Ebu Eyyub el-Ensârî’nin kabrini buluyor eliyle koymuş gibi. Evliya Çelebi’nin diliyle: Taş kaldırıldığında Hazreti Eyyûb’un ter ü taze vücudu safran ile boyanmış kefeni içinde ortaya çıkıyor. Fatih öyle etkileniyor ki bağlanmak istiyor ona. Akşemseddin mani oluyor, Osmanlı’nın dervişe değil Sultan’a ihtiyacı olduğunu söyleyerek. Ve terk ediyor İstanbul’u gelmesin diye peşinden.

Ten kulluğu, nefs kulluğu, gönül kulluğu, sır kulluğu ve can kulluğu olarak tanımladığı mertebeleri yaşıyor Akşemseddin Göynük’te. “Risaletü’n- Nûriyye”, “Def’u Metâin” gibi dini eserlerin yanı sıra dünyada ilk kez mikroplardan bahseden “Maddetü’l-Hayat” isminde bir tıp şaheseri veriyor “Biri dünyevi rahat ve cismanî lezzete, biri de rûhanî lezzete dayanan iki türlü hayat tarzı vardır. Birincisi ikinciye göre önemsiz ve geçicidir. Şu halde ona iltifat etme. Sen sıradan bir insan değilsin. Memleketin durumu senin durumuna bağlıdır…” diye mektuplar gönderiyor Fatih’e. Yıl 1459. 70 yaşında Akşemseddin. Vasiyetini yazdıktan sonra giriyor camiye, sevenleriyle vedalaşarak. Yasin Suresi’ni okumaya başlıyor ve elini sağ yanağına koyup uzanarak teslim ediyor ruhunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir