Süt sağan halife

Bir mayıs günü ağaçların özsuları köklerden dallara doğru tırmanırken minberin merdivenlerinde yükseliyordu O. Söylediği her sözü gönül mahfazalarında bir mücevher gibi saklayan sahâbîler dikkat kesilmiş bekliyordu. On bir yıl geçmişti hicretin üstünden ve efendileriydi kalplerini çarptırarak minberde yükselen. Heyecanları ölçülemeyecek kadar büyüktü. Çünkü her yükseliş yeni haberler getiriyordu gökten. Rahmetin yıllardır yağdığı bu ravzada çıt çıkmıyordu yine. Ta ki Hz. Ebu Bekir’in kalbine bir yıldırım düşene kadar minberden. Hz. Peygamber (sas), yüce Allah’ın bir kulunu dünya ile kendi yanında olandan birini tercih etmekte serbest bıraktığını, o kulun da Allah’ın yanında olanı tercih ettiğini söylediğinde olan olmuş, Hz. Ebu Bekir önce hiç kimsenin duymadığı bir gök gürültüsüyle sarsılmış ve arkasından yaşlar boşanmıştı gözlerinden. Hastalandığını herkes bilse de ilk o hissetmişti ayrılık vaktini. Anlamıştı, o kuldu Resûl-i Ekrem. Hz. Peygamber (sas) hıçkırıkların susmasını istemiş, Ebu Bekir’in kapısı dışında mescidin avlusuna açılan bütün kapıların kapatılmasını emretmişti. Ardından İslâm’a ondan daha yararlı bir kimse tanımadığını belirterek insanlar arasında bir dost edinecek olsa Ebu Bekir’i tercih edeceğini söylemiş, namaza çıkamayacak kadar şiddetlenince hastalığı, imamlığı Ebu Bekir’e terk etmişti. Hz. Peygamber’in yerine geçmek… O, istemeseydi tahammül edemezdi. Yükü ne kadar ağırdı! Ve ne kadar sevinmişti bir sabah namaza durduğunda yanında! Şükür Peygamber (sas) iyileşmişti! Sevinç yeniden dalgalandı ravzada. Sahâbîler yeniden canlandı. Ebu Bekir izin aldı Resûl’den evine gelmek için. Birkaç saat sonra tam gidecekken evine o haber ulaştı kendisine: Ayrılmıştı. Kavuşmak için Rabb’ine.
Hz. Ebu Bekir son peygamberin evine koşuyor. Efendisinin yüzünü açıp öpüyor son kez alnından. “Ölümün de hayatın gibi güzel ve temiz!” diye inliyor. Omuzlarını çatırdatan sorumluluğu olmasa hiç ayrılmayacak. Halbuki onu bekleyenler var mescitte peygamber nasıl ölür diye şaşıran! Yetişmeli Ebu Bekir, acının yanlış sözler söyletmesine izin vermemeli. Bunun için yarasını küreyip kükremeli gerçek adına: “Kim Muhammed’e tapıyorduysa, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Her kim ki Allah’a tapıyorsa Allah bâkî ve ebedîdir!” İşte bu söz ve peşinden okuduğu âyet yatıştırıyor ruhları. Ebu Bekir’i ezen sorumluluktan onlar da paylarını alıyor. Zaman akmakta ve yapacak çok şey var. O halde geç kalmamalı. Şûradan Ebu Bekir çıkıyor. Peygamberin cennetle müjdelediği yol arkadaşı! Ve çıkıyor Ebu Bekir kutlu minbere… “Ey insanlar! En iyiniz olmadığım halde yönetiminizi üstlenmiş bulunuyorum. İyi yönetirsem bana yardımcı olunuz; kötü yönetirsem beni uyarınız ve düzeltiniz.” diyerek başlıyor konuşmasına, başa geçenlerin söylemekten korkacağı sözlerle. Sonra şöyle devam ediyor iktidarı, yani gücü tanımlayarak: “Zayıflarınız benim nezdimde kuvvetli sayılır, onun hakkını başkalarından alıveririm. Güçlüleriniz bana göre zayıf demektir, onlardan başkalarının hakkını alırım!”

Söylediklerini yapıyor Ebu Bekir. Hz. Peygamber’in Suriye üzerine göndermek istediği orduyu O’nun tayin ettiği genç komutan Üsâme’nin atının yanında yürüyerek uğurluyor aldırmayarak itirazlara. “Gençtir, azatlı kölenin oğludur.” diyenleri, “Peygamber uygun bulmuştur!” diye cevaplıyor. Zekâtını vermeyen bedevilere fakirlerin hakkı için, Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra türeyen yalancı peygamberlere gerçek için savaş açıyor. Ancak savaşırken bile ilkelerine sahip çıkmasını istiyor Müslümanların. Yeryüzünün bütün komutanlarına sesleniyor Üsâme’nin zâtında: “Zulmetmeyiniz. Kimsenin azasını kesmeyiniz. Çocukları, ihtiyarları, öldürmeyiniz. Ağaçları kesip yakmayınız. Yemiş veren ağaçlara dokunmayınız. Hayvanları gıdadan başka bir maksat için kesmeyiniz. Yolda manastırlara çekilmiş adamlara rast geleceksiniz, onları kendi hallerinde bırakınız.”

2 sene, 3 ay, 10 gün sürüyor Ebu Bekir’in halifeliği. Bu kısa zamanda fitneler bastırılıyor, fetihler yapılıyor, hafızların gazalarda şehâdetiyle Kur’an’dan bir şeyler kaybolur korkusuyla sayfalara yazılı olan âyetler başta vahiy katipleri olmak üzere büyük sahâbîlerden oluşan bir heyetin nezaretinde toplanıp mushaf haline getiriliyor. Devlet malı titizlikle korunuyor. Övgüden hoşlanmıyor Ebu Bekir ve kendisini övenleri duyduğu zaman şöyle yalvarıyor Rabb’ine: “Allah’ım! Beni benden iyi bilirsin. Ben de kendimi onlardan iyi tanırım. Beni onların zannettikleri gibi hayırlı bir kul yap!” Fakat hepsinden öte süt sağıyor halife! Halife olmadan önce yaptığı gibi. Halife olduktan sonra mahallenin kız çocuklarından birinin “Artık bize süt sağmaz!” dediğini işitince, “Yine sağıveririm kızım!” diyor gülümseyerek. Ve ekliyor: “Mevkiin beni eski halimden ve gidişatımdan ayırmamasını Allah’tan dilerim.”

“Sana doktor çağıralım!” diyorlar ölüm döşeğinde. “Tabip beni gördü!” diyor, “Ben istediğimi yaparım!” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir