TAÇ GİYEN BAŞINI EGER

Tacı elinde tutanlar diz çökmesini bekliyorlar önlerinde. Diz çökmesini ve eğmesini başını. Taç daha başa konulmadan eğiyor başı. Tören bitince aynaya koşuyor krallar.


Çocuklar gibi koşuyorlar aynaya nasıl göründüklerini görebilmek için. Parlayan taşlar alıyor gözlerini ve bir daha vermiyor. Az önce eğdikleri başlarını dikleştiriyorlar. Kimse yok. Taçlarını çıkartıp kendi elleriyle yerleştiriyorlar başlarına. Bir daha bir daha yapıyorlar bunu. Nasıl göründüklerini görmek istiyorlar. Böyle iyi.


Böyle iyi değil. Meydanlara çıkmak gerekiyor. En azından balkonlara. Taç giyen bir baştan mahrum bırakılmamalı halk. Halk mı? Nasıl görünüyor acaba? Daha yeni döndü aynadan. Fakat nasıl görünüyor tekrar bakmalı. Yanında ayna taşısa… Olmaz. Kendini seyrederken seyretmemeli kimse. Ya da seyretmeli aynaya dönsün yeryüzü. Evet, emrediyorum aynaya dönüşsün ne varsa dünyada. Aynadan ağaçlarda suretler. Aynadan nehirlerde kristal balıklar. Aynadan denizlerde cam martılar. Aynadan iskelelerde sırlı gemiler. Aynadan arabalarda dikiz aynaları. Her yerde o taçlı baş.


Her yerde değil sadece odasında. Sadece odasında rahat ediyor. Hayır etmiyor. Bir taşı düşmüş tacının. Bir taş da ne! Yüzlerce taşın içinde. Bir taş da ne! Oturup ağlasın mı şimdi? Hayır, krallar ağlamaz. Krallar taçlarından düşen taşların hesabını vermezler kimseye. Nasıl göründüklerini izlerler locadan. Tiyatro başlıyor, nerede dürbünüm? Gözlerimi taşlar almıştı fakat nerede dürbünüm? Kırmızı kadife perde açılıyor ağır ağır. Kendimi görmeliyim ama nerede dürbünüm! Hayır alkışlamayın. Alkışladıkça taşlar dökülüyor. Her alkışta bir taşı eksiliyor tacın. Fakat yine de parlıyor ne iyi.


İyi mi? “Sic transit gloria mundi!” Bunun neresi iyi! “Dünyanın şanı böyle geçer gider!” Söyle Peder! Bunun neresi iyi! Sopaya bağlanan paçavralar tutuşuyor. Kırmızı kadife perdeler tutuşuyor. Suflörler kaçışıyorlar. Fareler kaçışıyor yanıyor perde. Rolünü unutuyor kral. Suflörlere kulak veriyor, çıt yok! Kendine hatırlatmalı rolünü locadan. Fakat görünmüyor sahne. Acaba nerede takılı kaldı dudakları? Hangi kelimeyi hatırlatması gerekiyor kendine? Dürbünüm nerede! Göz gözü görmüyor dumandan. İster misin çobana dönüşsün kral.


Herostratos İyonyalı bir çoban. Meşhur olmak istiyor ama koyunlarını kurda kaptırmayan bir çoban olarak değil. Herkes tanımalı onu sürü sahipleri değil. Çoban krala dönüşmeli kral çobana değil. Hem unutulmamalı meşhur olduktan sonra. Öyle bir şey yapmalı ki hafızalara kazınsın. Öyle bir bedel ödemeli ki sonsuza dek yansın meşale.


– Yansın mı?


– Evet yansın!


Artemis Tapınağı’nı yakıyor Herostratos. Antik çağın yedi harikasından birini gömüyor küle. Tarih: Milattan önce 356. İki yüz yıllık mabedin kundaklanmasının cezası ölüm. Olsun. Herostratos’u herkes tanıyor artık. Tarihçi Theompompos gelecek zamanlara da tanıtacak onu. Yüzyıllar sonra Cicero’nun, Plutarchos’un eserlerinde adı geçecek. Ünlü olmak için suç işleyenlere “Herostrat” denecek çok sonraları.


Yanan perde kapandı. Öyle büyük bir alkış koptu ki şakır şakır düştü taşları tacın. Kral elini tacına götürdü. Hayır. Böyle görmemeli kimse. Aynadan merdivenleri iniyor koşarak. Aynadan atların çektiği arabasına biniyor. Kristal kırbaçlarla çiziliyor atların sırtı. Tacı belirip kayboluyor aynadan bir bulutta. Saklanmak istiyor kral fakat nereye? İlk kez görünmek istemiyor kral. Fakat yine de göz ucuyla bakıyor ıssız yollara. Ya bir kalabalığa rastlarsa, düzeltiyor tacını. Ya alkışlarla yuvarlanırsa taç.


Yuvarlandı. Bir çember gibi gidiyor yokuş aşağı. Hiçbir gözün görmediği bir yere gidiyor. Tuzla buz oluyor ağaçlar yanından geçerken. Aynadan ırmaklar çatırdıyor. Çatlıyor gök, bir kristal yağmuru. Ayna üstünde ayna kalmıyor yeryüzünde. Berberler yüzlerini kesiyor müşterilerinin. Saçlarını gösteremiyorlar onlara arkadan. Fakat fısıldıyorlar kulaklarına: İyi görünüyorsunuz. Fakat kralın kulağına iyi göründüğünü söyleyen yok. Kral iyi görünmüyor çünkü. Kral görünmüyor. Çıkmıyor sarayından dışarı.


Tacı elinde tutanlar diz çökmesini beklemişlerdi önlerinde. Diz çökmesini ve eğmesini başını. Görünmesini istemişlerdi görmesini değil. Oysa görülecek ne çok şey var.


– Çok şey mi!


– Çok şey. Belki de tek.


– Kral taçsız ne yaptı?


– Boynunu uzattı yeniden.


– Hani kırılmıştı bütün aynalar?


– Biri kaldı.


– Hangisi?


– Paçasını çekiştiren aynadan köpek.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir