TANRI’NIN ADINA YÜRÜYORUZ!

Tanrı’nın adına yürüyoruz!” diyerek yola çıktı Mahatma. “Yüce Ruhlu” anlamına gelen bu adı Hindistan’ın Nobel ödüllü büyük şairi Tagore vermişti ona. Yüce Ruhlu Gandhi, her ne kadar Tagore’a, “Acı çeken milyonlar bir tek şiir istiyorlar:
Kendilerini yaşatacak kadar yiyecek!” dese de, Tagore sarılıyordu ülkesine deliler gibi sarılan Mahatma’ya. Hint halkına duydukları büyük sevgi onları omuz omza getiriyor, biri edebiyatın büyülü diliyle milletinin gözlerine kıvılcımlar serperken, diğeri gözlerinden kıvılcımlar saçılan bu halkın önünde yürüyordu. Hiçbir unvan ve ödül ülkelerinden daha değerli değildi. Amritsar’da İngiliz generali Reginald Dyer’in keskin nişancıları alanda toplanan binlerce Hintliyi uçmaktan yorgun düşüp yere konmuş bir göçmen kuş sürüsü gibi tek tek vurduklarında bu iki vatansever unvanlarını aynı anda ruhlarından söküp iade etmişlerdi üzerinde güneş batmayan imparatorluğa. Tagore “Sir” olmak istemiyordu, Mahatma’nın evindeyse Güney Afrika’da aldığı iki nişana yer yoktu artık.

“Tanrı’nın adına yürüyoruz!” diyerek yola çıktı Mahatma. Gözlerinden kıvılcımlar fışkıran 78 Hintli peşinde. Denize doğru akmaya başladılar günde on iki mil kat ederek. Tarlalardaki köylüler onları görünce koşarak yanlarına geliyor, diz çöküp kulak veriyorlardı kalın bambu bastonuna yaslanıp konuşan Mahatma’ya: “İngiliz kumaşlarını satın almayın! Giyeceklerinizi kendiniz dokuyun! Afyon ve içki kullanmayın! Çocukları evlendirmekten vazgeçin! Temiz bir hayat sürün!” Gandhi günde bir saat iplik eğiriyordu zihinlerde bu resim soluk alsın diye. Not defterine tarihin meyvelerini düşürüyor, yol yürümekten ayakları yara bere içinde kalan gençlere şaşarak” Yeni nesil ne kadar zayıf!” diye iç geçiriyordu. Gerçi bu zayıf nesil geçtikleri her yerde cılız dereler gibi bir an tereddüt etmeden katılıyorlardı Mahatma adlı nehre. 24 gün süren bu yolculuğun bir anında olsun yer alabilmek için bütün özgür ruhlar yarışıyordu.

“Tanrı’nın adına yürüyoruz!” diyerek yola çıktı Mahatma. Hindistan’ın bütünlüğü bozulmamalıydı. Hindu da olsa, Müslüman da olsa, Sih de olsa herkes bu bütünün bir parçası olduğunu fark etmeli, aralarına sokulan nifakın kimlerin işine yaradığını anlamalıydı artık. “İngilizler için her gün inek kesilmesine bir şey demiyoruz. Fakat bir Müslüman’ın inek kestiğini görünce çileden çıkıyoruz. Dahası dünyanın hiçbir yerinde biz Hinduların büyükbaş hayvanlara davrandığı gibi kötü davranılmaz asla. Hayvanlarımızın çoğunun yarı aç oluşu bizim için bir yüz karasıdır!” Böyle diyordu Gandhi halkın gözlerinin içine bakarak. Defalarca tutuklanmış, defalarca ölüm orucuna yatmış; fakat mazlumların tacı olmaktan asla vazgeçmemişti. Maden işçileri onun ışığıyla ocaklarına iniyor, köleler hürriyete onun kelimeleriyle dokunuyor, köylüler tarlalarda döktükleri terin bütün bataklıkları kurutacak tuzlulukta olduğunu bir avuç tuz için denize akan bu esmer ırmaktan öğreniyorlardı. Hindistan tarih boyunca 26 kere ve hep Batı’dan saldırıya uğramıştı. O halde haksız mıydı ölüm orucuna yatmada? Söylemeliydi Tagore, haksızsa söylemeli. Fakat haklıysa kutsamalıydı onu. Bu sözdü onu ayakta tutacak. Ve bunun üzerine Tagore şu satırları yazıyordu Mahatma’ya: “Hindistan’ın bütünlüğü uğruna değerli bir hayat çok büyük bir kurban değildir. İçim sızlayarak, bu kadar büyük bir ulusal trajedinin başımıza gelmesine göz yumacak kadar sertleşmemiş olduğunuzu umuyorum.”

“Tanrı’nın adına yürüyoruz!” diyerek yola çıktı Mahatma. Hinduların dua toplantılarında Kur’an’dan ayetler okuyor, Müslümanlarla barışa davet ediyordu onları. Müslümanları koruma amaçlı aç kaldığını ileri sürenlere, “Hayatım boyunca hep zayıflardan ve acı çekenlerden yana oldum!” diye karşılık veriyor, sonra Tagore’un bir şiirini mırıldanıyordu: “Kimse çağrına karşılık vermezse/ Yalnız yürü, yalnız yürü…” Müslümanların can ve mal güvenliği sağlanmalı, camileri geri verilmeli, evlerine yerleştirilmiş Hindu göçmenler çıkartılmalı, tüccarlar yeniden işlerinin başına dönebilmeliydiler.

“Tanrı’nın adına yürüyoruz!” diyerek yola çıktı Mahatma ve 24 gün sonra peşine taktığı binlerce kişiyle denize ulaştı. İngilizlerin tuz tekeli kırılmalıydı artık. Halk kendi tuzunu üretebilmeliydi. Bir nisan sabahı binlerce Hintli deniz kıyısında toplandı. Mahatma suya girdi ve birkaç dakika sonra avucuna dalgaların bıraktığı bir avuç tuzla sahile döndü. Bir avuç tuzu kalabalığın önünde havaya kaldırırken dualar ve çığlıklar birbirine karışıyordu.

Dualar özgürlüğün anahtarı oldu, çığlıklar mührü. 79 yaşındaki Mahatma’ya üç el ateş etti bir Hindu. “Tanrı’nın adına yürüyoruz!” diye yola çıkan Gandhi’nin son sözü, “Tanrım!” oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir