Tatarların El Hamrası Bahçesaray

Kırım gezimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Kırım 300 yıl Osmanlıya ait bir vilayet olarak yönetilmişti.
Kırımın yönetim merkezi olan Bahçesarayı dolaşırken aldığım notları size aktarmak istiyorum.
Kırım toprakları uçsuz bucaksız düz bir ovayı andırıyor. Bu toprakları gezerken bu ovalarda atları ile koşturan eski Han Girayları ve orduları birden gözümün önüne geliyor.
300 yıl Osmanlı kontrolünde yaşayan bu topraklar Rusların denize inme politikaları neticesinde Türk illeri olmaktan çıkmış. Osmanlı’dan sonra da buradaki Tatar Türkleri kendi başlarına yaşamalarına rağmen en büyük darbeyi Stalin döneminde almışlar. Dünyanın görmek istemediği en büyük katliamı yaşayan Kırım Türkleri asırlardır yaşadıkları topraklarını 15 dakikada terk etmeleri istenmiş. Sürgün sonrasında mallarını ve yurtlarını bırakan Kırım Tatarlarının eserlerini ortadan kaldıran Ruslar Kırım Hanlarının yaşadığı Bahcesaray`a çok fazla dokunmamışlar.
Topkapı sarayının minyatürü
Bir zamanlar İspanya`nın asıl sahibi Endülüslerin kaderi ile eş tutulan Tatarlar,yaptıkları eserler ile de Endülüslere benzetiliyorlar.Görenlerin “Tatar El Hamrası” diye nitelendirdiği Hansaray, birbirine bağlı fakat farklı zamanlarda inşa edilmiş binalardan meydana gelen büyük bir kompleks. Topkapı sarayının küçük ama zarif bir benzeri gibi olan saray16. yy`ın başlarında Kırım Hanı I. Mengli Giray Han döneminde inşasına başlanmış. Gelişmesi de Topkapı sarayının bir benzeri gibi olmuş ve her gelen Giray Hansarayı genişletmiş.Yapımında İran`dan, Anadolu`dan ve İtalya`dan ustalar ile Rus ve Ukraynalı köleler çalıştırılan sarayda ahşap olgusu çok fazla kullanılmış.Saray, genel görünüm olarak Osmanlı saraylarından, özellikle de Topkapı Sarayı`ndan belirgin izler taşımakta. Bu etkileşimin de İstanbul`da yetişen Kırım Hanlarının geri döndüklerinde İstanbul`da gördüklerini Hansaraya uygulatmaları etkili olmuş.Bugün Hansarayın Dört harem bölümü Ruslar tarafından yıkılmış durumda.Evliya Çelebi Hansaray`ı; “Dört yanı kale gibi dört köşeli, kagir duvarlı bir saray” olarak anlatmakta ve çevresinin beş bin altmış adım olduğunu, dört bir yanında demir kapıların, bünyesinde de darphane, mutfak, kiler, hamam vs. yapıların bulunduğunu belirtmekte.
Hanlığın merkezi
Girayların sarayı bir yandan Kırım Hanlığı`nın yönetildiği bir idari merkez iken, öte yandan da pek çok kültürel faaliyete de ev sahipliği yapmış. Öyle ki Kırım Hanı Kırım Giray Han`ın bir resim koleksiyonunun bulunduğu sarayda Moliere`den oyunlar sahnelenmekteymiş.Bahcesarayın odalarından birisi de Giray Han`ın müzik odası olarak dizayn edilmiş. Kültür ve sanata çok önem veren Giray` Han`ın bu prensipleri saraydaki her işleme ve desende de kendini gösteriyor.Bu eşsiz sanat kenti Rusların istilası neticesinde harap bir duruma düşmüş. Hansaray, ilk defa 1736`da General Münnich`in orduları tarafından tahrip edilmiş. Özellikle I. Selim Giray Han tarafından kurulan ve paha biçilemeyen binlerce el yazmasından oluşan meşhur kütüphane bir gecedeyakılmış.Bu ağır saldırıların ardından saray ve şehir yeniden tamir edilse de bu tamiratlar sarayın ilk yapıldığı dönemdeki özgünlüğünü de giderek ortadan kaldırmış.Kırım`ın 1783`te Rus Çarlığı tarafından işgalinin ardından, Çariçe II. Yekaterina`nın direktifleriyle bir Fransız mimara sarayın planı çıkarttırılmış, ardından yapılan restorasyonlarla da sarayın ihtişamlı görüntüsü önemli ölçüde tahrip edilmiş. Bu tahrip en fazla Kırım savaşında olmuş.
Sarayı Yıkılmaktan Kurtaran Çeşme
Hansaray`ı gezdiren rehberimiz çeşmenin önemini anlatmak için durduğunda sıradan bir çeşme zannettim.Ama Hansarayın sakinlerini Kırım’dan süren Rusların, bu çeşme için şiir yazan Puskin`e hürmetten dolayı buraya dokunmadıkları duyunca ilgim arttı.Gözyaşı Çeşmesine Puşkin “Бахчисарайский фонтан” (Bahçisarayskiy Fontan), Bahçesaray Çeşmesi şiirini bu çeşmeden esinlenerek yazmıştır. Puşkin`in bu meşhur şiiri sayesinde Bahçesaray ismi orijinal haliyle kalmış. Sarayın her köşesinde, Kırım Hanlığı`nın tarihin uzun yıllarına yayılan Hanlık macerası`nı, sürgün acılarını, hüzünlerini ve aşklarını bulmak mümkün. Saray`daki “Gözyaşı Çeşmesi” ile ilgili farklı aşk hikayeleri anlatılıyor. İki gülün arasından sükunetle akan su seslerine karışan hikaye şöyle: Kırım Hanı Kırım Giray Han tarafından, çok sevdiği ve genç yaşta ölen eşi Dilara Bikeç anısına “Dünya durdukça bu çeşme de benim gibi ağlasın” diyerek Bahçesaray`lı bir taş ustasına 1763 yılında bu çeşmeyi yaptırmış. Bazı kaynaklara göre ise; Güçlü Kırım Hanı Kırım Giray hareminde Maria Potocka adında Leh asıllı genç bir bayanı görür görmez aşık olur. Bayan, Kırım hanının aşkına karşılık vermez ve ölür. Giray öylesine üzülür ki, aşkını ifade etmek için en iyi heykeltıraşına taştan bir ağlayan heykel yapmasını emreder. Ve böylece şiirlere konu olan dillere destan Bahçesaray taş çeşmesi yapılmış olur. Çeşme asıl yerindeyken her bir su damlasının çıkardığı ses, akustiğin de yardımıyla insana ağlama-hıçkırık sesi gibi gelir ve dinleyeni derinden etkilermiş. Çeşmeye iki sevgiliyi ifade eden iki gül konulmuş.Çeşme daha önce kırım Han Giray’ın mezarının bulunduğu yerde iken II. Katerina`nın direktifleriyle çeşme bugünkü yerine konulunca, çeşmenin bu orijinalliği de ortadan kaybolmuş. Çeşmenin üzerindeki şekillerin anlamları da çeşmenin yapılış hikayesini destekler mahiyette. Mermerden yapılmış çiçek, gözyaşlarıyla dolu bir göz anlamına gelir. Gözyaşları kalp kurnesini (üstteki büyük kurne) kederle doldurur. Zaman bütün acıları hafifletir (çift küçük kurne), ama zihinde kalanlar tekrar acıyı hatırlatır (ortadaki büyük kurne) ve hayat böylece devam edip gider (zemindeki spiral).Yapılış hikayesi ve tarihte bıraktığı izler, bu mütevazı sebilin ziyaretçilerini derinden etkilemiş ve ününün dört bir yana yayılmasını sağlamış. Çeşme yapıldığı tarihten itibaren “Gözyaşı Çeşmesi” olarak anılmış. İşte o günden beri çeşmenin su haznesine konulan sarı ve kırmızı güller, birbirini seven bu iki insanı simgelemekte.1822 yılında ünlü Rus şair ve yazar Puşkin, sürgünde iken gezdiği Hansaray`dan ve çeşmenin hikayesinden çok etkilenmiş ve “Bahçesaray Çeşmesi” adlı eserini kaleme almış. Şiir, o dönemde Çarlık Rusya`sında ve Avrupa`da meşhur olmuş.
Bahçesaray Çeşmesi…
Onı şay tez mezarına ne kirsetti?
Bu ümitsiz esirliknin kaygısı mı?
Hastalık mı, yoksa diğer bir illet mi?
Kim bile? O bu dünyanı tez terk etti.
Han sarayı titislenip, boşap kaldı;
Kırım-Giray kene ketti onı taşlap;
Tümen-tümen askerinen yat illerge,
Yat illerge yolga çıktı sefer başlap.
O kene de kasırgalı soguşlarda
Küskünlenip, kanga suvsap at oynata,
Lakin hannın yureginde başka türlü
Duygularnın alevleri gizli yata.
O ekseri kızgınlaşkan uruşlarda
Kılıçını birden siltep, tars toktala
Pek çok vakıt şaytıp taşday katıp kala,
Çevresine şaşkın-şaşkın bakıp tura.
Bir şeyden korkkan kibi benzi ata,
Öz başına söylene ve ara sıra
Köz yaşını toktamadan akıttıra.
Aleksander Sergeyeviç Puşkin
Kimilerine göre, bu şiirden dolayı Kırım`ın tamamında Türkçe (Kırım Tatarca) isimleri Rusça ve Yunanca uydurma isimlerle değiştiren Çarlık idaresi, Bahçesaray isminin değiştirilmesine cesaret edemez. Bu popülarite Hansaray`ın da daha fazla tahrip edilmesini önler. Şimdi bu minnettarlığın bir göstergesi olarak Gözyaşı Çeşmesi`nin yanı başında Puşkin`in de bir büstü yer almakta.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir