Tehlikede olan ne? Laiklik mi koltuk mu?

Eğer Erdoğan gerçekten laik düzeni değiştirmek isteseydi, Başbakan kalmayı tercih etmesi ve bir başka AKP’liyi cumhurbaşkanlığı için desteklemesi en basit mantığın gereği olurdu. Ama bu, tam da Baykal’ın destekleyebileceğini ilan ettiği bir formül! Baykal’ın tutumu, laiklikten çok kendi koltuğuyla ilgili endişelerden kaynaklanıyor

Bazı çevrelere göre Türkiye’de laiklik ciddi bir tehdit altında. Bu endişeyi paylaşanların sığındığı başlıca iki güvence bulunuyor: Ordu ve Batı’nın desteği.

Mesela 1990’larda, açık açık, “Bizi Gümrük Birliği’ne alın, yoksa Refah gelir, laiklik elden gider…” diyenler vardı. Şimdi AKP iktidarı AB’yle üyelik görüşmelerini yürütüyor. Bir iddia şu: AKP’nin gizli gündemi var. Laikliği yıkmak istiyor. AB ilişkilerini o amaca ulaşmak için kullanıyor. Yasalara göre suç olduğu için, şimdilik bu amaçlarını gizliyorlar. Ancak, meşru düzeni değiştirmek isteyen örgütler, yasalar tarafından yasaklanan görüşlerini daima şu veya bu şekilde kamuoyuna, hiç olmazsa yandaşlarına ulaştırır. Nitekim Türkiye’de bunu yapan örgütler var.

AKP’nin örgütlenmesi de Anayasal düzeni yıkmak hedefine göre değil. O tür partiler, az sayıda, bilinçli ve ulaşılmak istenen hedef doğrultusunda eğitilmiş üyelerden oluşur. Kadrolar, gerektiğinde faaliyetlerini yeraltında sürdürecek şekilde, mesela birbirini tanımayan küçük gruplar halinde yapılandırılır. Buna karşılık AKP, açık ve geleneksel bir kitle örgütlenmesi uyguluyor. Hiçbir ideolojik hazırlığı olmadan, açık kitle örgütlenmesine sahip ve ezici çoğunluğu laiklikten yana seçmenlerden oy alarak iktidara gelen bir parti, laik düzeni nasıl değiştirecek? Ancak, “laiklik tehdit altında” iddiasında bulunanların kanıtlara ihtiyacı yok. Çünkü, iddiaları basit bir varsayım üzerine kurulu: İslam’ın doğası gereği, o gelenek içinden çıkan her akım demokrasi ve laiklik karşıtıdır. Bu aynı zamanda, son dönemde Batı’da giderek güçlenen İslam karşıtı ve Türkiye düşmanı ırkçı çevrelerin de temel varsayımı. Farz edelim bu tahlillerimiz yanlış. AKP (veya bir başka siyasi hareket), hiçbir fikrî ve örgütsel hazırlığı olmamasına rağmen, laik düzeni değiştirmek istedi. Acaba başarılı olabilir mi? Hayır. Çünkü, Türkiye’de laikliğin sağlam ve gerçek güvenceleri var.

Laikliğin en büyük güvencesi: Türk İslam’ı…

Laiklik, Cumhuriyet dönemiyle birlikte ortaya çıkan bir kavram. Ama bir Türk ve İslam imparatorluğu olan Osmanlı’da, Ortaçağ dahil hiçbir zaman devlet, din kurallarına dayalı değildi. Halkın ezici çoğunluğunun İslam’ı da yüzyıllar boyunca, ibadet ve inançla dolu; aynı zamanda ılımlı, pragmatist ve fanatizmden uzak oldu. Osmanlı Beyliği’ni kuranlar, “İslam için savaşan” anlamına gelen “gazi” unvanı taşıyan uçbeyleri idi. Ama beyliklerini din kurallarına değil, kendi örf ve âdetlerine, Asya’dan getirdikleri devlet/yasa/yasak anlayışına göre yönetiyorlardı. Hemen yanı başında bulunan Ortodoks Bizans ile ilişkiler de, beyliğin büyümesi ve güçlenmesini amaçlayan, tamamen pragmatist bir çerçevede yürütüldü.

Gelenek, beyliğin bir dünya imparatorluğuna dönüştüğü altın çağlarda da değişmedi. Devlet yönetimi, kamu hukuku ve idarede sultanın koyduğu (daha sonra 19. yüzyılda laik adı verilen) kanunlar geçerliydi. Bu yaklaşım, Kanuni döneminde en güçlü ifadelerini buldu. Avrupalılar tarafından gücü ve görkemiyle algılanarak “Muhteşem” sıfatıyla anılan Süleyman, Osmanlı için Kanuni, yani yasa koyucu idi. Kaybedenlerin aşırı davranışlara kapılması daha kolay olur. Ama imparatorluğun çöküş döneminde de, gazilerin torunu ve İslam tarihinin belki de en pragmatist halifeleri İstanbul’daki sultanlar, çıkış yolunu, içe kapanmada veya aşırılıklara kapılmada değil, yenileşmede ve dünyaya açılmada aradılar. Savaş meydanlarında artık kendilerinden güçlü olduğunu gördükleri Avrupa, Osmanlı’nın dünyaya açılan kapısı oldu. Hiç kimse şu önemli konuda yanlış yapmasın: Cumhuriyet’i kuran önderlerin getirdiği laiklik, Osmanlı’da olanı yok ederek getirilen yepyeni bir uygulama değil, bin yıllık bir geleneğin üzerine oturan yeni kavramın adıydı. O köklü geleneğe rağmen, din kurallarına dayalı bir düzen şimdi nasıl gelecek?

Din kurallarına dayalı devlet ve kamu düzeni, demokrasiyle ve çoğulcu toplum yapısıyla bağdaşmaz. Öyle bir düzen demek, demokrasiye son verilmesi, TBMM’nin feshedilmesi demek. Türk ekonomisi son yıllarda dünya ekonomisi ile yoğun bir bütünleşme içine girdi. Modern Türk ekonomisinin din kurallarına bağlı işlemesi olanaksız. Laikliğe son vermek için, çoğulcu kültür ve düşünce hayatına da son verilmesi, yerli ve yabancı tüm özel TV kanallarının kapatılması, özgür basının susturulması, ülkenin giderek renklenen kültür ve sanat yaşamının zapturapt altına alınması gerekecek. Bunlar hayal bile edilemez. Türkiye’nin son yüz yılda yaşadığı siyasal, ekonomik ve kültürel modernleşmeyi, artık hiçbir gücün geri döndürmesi mümkün değil. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşmasıyla beraber, laiklik tartışmaları yine alevlendi. Ön saflarda, giderek daha kavgacı bir üslup kullanan CHP lideri Baykal yer alıyor. Önce erken seçim istiyor ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına karşı. Baykal’ın erken seçim istemesinin nedeni, hiç şüphesiz, halk iradesi için beslediği hassasiyet değil. Öyle olsaydı, sandıkta elde edemediğini devletin sivil ve askerî kesimlerine dayanarak elde etmeye çalışmazdı. Hesabı basit: Muhtemel bir erken seçim kampanyasını, laikliği “kurtarmak” için Erdoğan veya başka bir AKP’linin Köşk’e çıkışını durdurma kavgası üzerine, tamamen bir laikler-laiklik karşıtları kutuplaşması üzerine kuracak. Böyle bir ortamda, Baykal’a karşı yaygın tepkilerin arka plana itileceği ve “mecburen” oy verenlerin sayısının artacağı bir gerçek. Yine seçimi kazanamayacak; ama %10 barajı altına düşmediği sürece Baykal’ın koltuğu için tehlike az.

Yeni Meclis’in açılmasıyla yoğun biçimde gündeme gelecek cumhurbaşkanlığı konusunda gerginlikleri sürdürerek kendisine karşı oluşabilecek gündemi aşması da kolaylaşacak. Baykal’ın kendi açıklamasına göre Erdoğan’ın adaylığına itiraz nedeni ise, eşinin başının örtülü olması değil, laiklikle bağdaşmayan zihniyeti. Başbakan olarak yürütmenin başında ve daha etkili konumda bulunan bir kişi, daha az etkili cumhurbaşkanlığı görevine gelince mi Türkiye’de laiklik tehlikeye girecek?

AKP’li cumhurbaşkanı ile laiklik daha da güçlenir

Eğer Erdoğan gerçekten laik düzeni değiştirmek isteseydi, Başbakan kalmayı tercih etmesi ve bir başka AKP’liyi cumhurbaşkanlığı için desteklemesi en basit mantığın gereği olurdu. Ama bu, tam da Baykal’ın destekleyebileceğini ilan ettiği bir formül! Baykal’ın tutumu, laiklikten çok kendi koltuğuyla ilgili endişelerden kaynaklanıyor. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasından sonra yapılacak seçimlerde izleyeceği gerginlik siyasetinin etkisi pek kalmayacak. Seçimlere AKP yeni bir genel başkanla girecek ve büyük olasılıkla yine birinci parti olacak, CHP ağır bir yenilgiye uğrayacak. Mevcut göstergelere göre AKP, CHP’nin iki katı veya daha fazla oy alabiliyor. Üstelik, en güçlü aday görünen Abdullah Gül gibi ılımlı bir isimle aradaki farkın artması, azalması olasılığından daha fazla. Birbirini izleyen iki genel seçimde önce Erdoğan, sonra yeni bir lider yönetimdeki AKP karşısında ağır yenilgi alan, üstelik cumhurbaşkanlığını Erdoğan’a kaptırmış bir Baykal’ın yola devam edebilmesi çok zor. Özenle tertiplediği delege oyunlarına rağmen, koltuğunu terk etmek zorunda kalabilecek.

“Önce Erdoğan cumhurbaşkanı, sonra genel seçim” formülü, Türkiye’de laiklik için olmaktan çok, Baykal’ın koltuğu için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu durum Baykal için en kötü senaryo. Kendi tabiatından kaynaklanan nedenlere ilaveten, hırçınlığın önemli bir nedeni bu. O nedenle Erdoğan erken seçim ve cumhurbaşkanlığı konularında karar verirken, kaderin cilvesi, biraz da Baykal’ın siyasi geleceği hakkında karar vermiş olacak. Pek çok kişi için Erdoğan, cumhurbaşkanı olarak en arzu edilen isim olmayabilir. Bir sosyal demokrat olarak ben de, kendi görüşlerime daha yakın bir cumhurbaşkanı tercih ederdim. Ama konuyu laiklik temelinde bir kavgaya dönüştürmek yersiz ve kimseye faydası yok.

Şimdi büyük ihtimalle bir AKP’li Köşk’e çıkacak. İslami gelenekten gelen bir cumhurbaşkanını taşıyabileceğini kanıtlayan Türkiye için uzun dönemde sonuçlardan biri, laikliğin daha da güçlenmesi olacak. Baykal, böyle uzun erimli sonuçları düşünerek belki biraz huzur bulabilir! AKP’nin seçimleri kazanarak tekrar iktidar olması da, özellikle son günlerde kamuoyuna giderek daha çok yansıyan yolsuzluklara karşı ikna edici bir tavır alınabilirse, yüksek bir olasılık. O durumda Türkiye, 2007-2012 arasında, 1950’lerden beri görmediği bir iktidar dönemini yaşayacak: Aynı partiden bir cumhurbaşkanı ve hükümet. Böyle bir durum, uzun süredir kendini çürümeye bırakmış merkez sağ ve merkez soldaki gelişmeleri hızlandırabilir.

Sosyal demokratlar için sadece yeni bir liderlik değil, bugün Baykal tarafından temsil edilenden tamamen farklı yeni bir zihniyet de gerekiyor. Bu yenilik, eski bir temel üzerinde olmak zorunda: Meşru olan tek demokratik siyaset, seçmenin oyu alınarak yapılandır. Bunun kabulü, önce halka güveni getirecektir. Daha sonra, Türkiye’nin dünyaya açılmasından korkmaktan; devletin sivil ve askerî kesimlerini sahip olmadıkları görevlere teşvik ederek iktidar aramaktan; yerel yönetimlerin güçlenmesine muhalefet etmekten; Kürt sorunu dahil her konuda demokrasinin genişlemesine karşı durmaktan vazgeçmeyi getirecektir. Bu ülkenin seçmeni şimdiye kadar hiç büyük bir hata yapmadı. O nedenle, bugün Baykal’ın temsil ettiği siyasetin Türkiye’nin geleceğinde yeri olmayacağını güven içinde söyleyebiliriz. O nedenle değişim gerekiyor.

CHP PARTİ MECLİSİ VE MYK ESKİ ÜYESİ
Haluk Özdalga

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir