Tenhalığın Başkenti Bakırköy

Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi’nde randevum var. Gerçeklikleri bizimkilerden farklı olan insanların dünyasına gireceğim.

Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi

Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi’nde randevum var. Gerçeklikleri bizimkilerden farklı olan insanların dünyasına gireceğim. Tek farkları dünyayı bizim gördüğümüzden farklı görmek. Hastahane’nin bahçesinden yürürken gördüğüm yüzler bana bunu fısıldıyor sürekli. ’Seninle tek farkım dünyayı farklı algılamamız’ diyorlar. Önce hastahanenin Başhekimi Arif Verimli ile görüşüyorum. Arif Verimli bana burada olan insanların haklarını çaldığımızı hatırlıyor. Onları dışlayarak hayatın içinden atmaya çalışarak haklarına giriyoruz diyor. Onların boğaza karşı çay içme haklarını çalıyoruz, dediğinde yüzüm yanıyor. O güne kadar kaç kişinin hakkını çiğneyerek boğazda çay içtiğimi hesap etmekten korkuyorum.

Kronik hastalar

Biri ’Kimsin sen diyor ?’ ’Ayşe’yim ben, sen kimsin?’ diyorum gülümseyerek, ’Benim ziyaretçim gelecek’ diyor. Buradaki hastaları yıllardır kimsenin ziyaret etmediğini daha önce öğrendiğimden içim acıyor o zaman.

Aranıp sorulmayan bir adam cüzdanında neden telefon kartı taşır ki? Arayacak kimsesi olmayan bir adam telefon kartlarını ne yapar?

Koridorda diğer hastalar bekleşiyor. Bir tanesi yere oturmuş bir şeyler mırıldanıyor, bir diğeri bağırıyor… koşarak biri geliyor yanıma ’Gelecek misin bir daha’ diyor. Saçlarını okşayıp, geleceğim diyorum.

AYŞE SEVİM

Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi’nin Kronik hastalar yani sürekli burada yatan hastalar bölümüne yürüyoruz hemşireyle. Bir kadın servisinin önüne geliyoruz. ’Burası diyor bana yol vererek’. Içeriye giriyorum. Önce biri yaklaşıyor yanıma ’sigara var mı abla’ ? Var canım deyip çantama uzandığımda diğerleri de çevremi sarıyor. Birden ’ben de istiyorum,ne olur bana da ver, bana vermedin, ben almadım’ diyen sesler kuşatıyor çevremi.Önümde avuçları açılmış bir sürü kadın var. Sigara isteyen, akrabaları olmayan, yıllardır bu hastahane de bu binada yaşayan kadınlar. Uzanan her avuca bir sigara bırakıyorum. Paket boşalınca önümdeki eller de yavaş yavaş kayboluyor. Biri ’Kimsin sen diyor ?’ ’Ayşe’yim ben, sen kimsin?’ diyorum gülümseyerek, ’Benim ziyaretçim gelecek’ diyor. Buradaki hastaları yıllardır kimsenin ziyaret etmediğini daha önce öğrendiğimden içim acıyor o zaman. Sarılıp öpüyorum onu, nasıl da anlıyorlar sevgiden. Diğerleri de yaklaşıyor bana, omzuma dokunup dokunup hoşgeldin diyorlar. Bebek gibi hepsi, güzel küçük bebeklere benziyorlar. Ufacık bir gülümseme karşılığında kabuklarından soyunuyorlar. Başımı öpen ,ellerime dokunan kadınlarla doluşuyor etrafım. Sonra hemşire geliyor yanıma, ’Sizin görüşmeniz için iki hasta ayarladık buyurun’ diyor. Diğer hastalar üçümüzün başında toplanıyor. Görüşmem için ayarlanan iki hasta sorularıma cevap verebilecek kadar durumları iyi olduğu için seçilmişler. Seçilmelerinin ikinci bir sebebi ise onları takip eden akrabaları olmamaları. Hastalarını takip eden akrabalar olunca o hastaları basınla görüştürmüyorlar. Ailelerin bu durumdan rahatsız oluşu sebebiyle bütün ısrarlarıma rağmen diğer hastaları görmeme izin verilmedi. Bana kimsesi olmayan,akrabaları olduğu halde aranıp sorulmayan iki kişi düştü. Iki kaybolmuş kişi. Hastalardan F. S. yirmi beş yıldır, hastahane deymiş. Hastahaneye girdiği yılı yaşını söylüyor ama konuşmanın ilerleyen zamanlarında farklı tarihler verince tarihleri karıştırdığını fark ediyorum. ’Ben de gazeteciyim’ diyor ’Yeni Günaydın’da çalışmıştım. Sonra bir depresyon geçirdim ve buraya geldim. Iki oğlum var ikisi de üniversitede, biri Kıbrıs’ta’. ’Gelmiyorlar mı, yanına’ diyorum. Gelmiyorlar diyemiyor onun yerine telefonla arıyorlar diyor. Telefonda büyük oğlu:’Anneciğim seni çok özledim’ demiş.Her gün günlük tutuyor F.S.,şiirler yazıyor. ’ Ben her şey için şiir yazarım, aşk için, doğa için, yalnızlık için. Mesela baş harflerinizden oluşan şiirler yazabilirim. Boş durayı hiç sevmem. Bakın kolyemi kendim yaptım. Oğlum bana para göndermişti bir keresinde onunla boncuklar alıp kolyeler yaptım. Kermeslerde satıldı onlar.’ Konuşmam için yanıma getirilen diğer hasta M.Ş. Adında 20 yıldır burada yatan bir erkek. Sessizliğinden sıkıldığını yanımızdan gitmek istediğini seziyorum. F.S.’nin rahatlığı onda yok. Zaten daha sonra kendisi de söylüyor bana televizyoncularla gazetecilerle konuşmayı sevmediğini. Onun sesinde haberi her şeyin üzerinde gören hisleri silinmiş birçok muhabirin görüntüsünü görüyorum. Ellerini tutuyorum o zaman, sen de şiir yazıyor musun M. Ağabey? ’Yazarım’ diyor. F.S. Araya giriyor. ’M. Bey çok önemli biridir. Bütün gününü kütüphanede geçirir.’ Ne okuyorsunuz kütüphanede?

-Ben sanat tarihi okuyorum, çok seviyorum sanat tarihini ama unutuyorum sonra. Aklımda bir şey kalmıyor.

-Çocukların var mı? Yok ben boşandım, ablamla , eniştem var. Bir de yiğenlerim.

-’ Yiğenlerini görüyor musun?

-Hayır ama onlara mektup yazdım.

-Demek mektuplaşıyorsunuz yeğenlerinizle,

-Hayır ben yazdım onlar yazmadı zaten ben onlardan bana cavap vermelerini istememiştim, bana cevap yazsınlar diye yazmadım ki.’

F.S.’ye dönüyorum yeniden ona ne yapmak isterdim diyorum.’İki kez buraya tiyatro geldi, tiyatroda oynamak isterdim. Öyle bir düzenleme olsa keşke,tiyatroda oynasam’diyor. Deli Yürek dizisiyle Tatlı Hayatı seyretmeyi çok sevdiğini söylüyor sonra. Onları görünce dayanamıyormuş. M.Ş.’ye sen de televizyon seyrediyor musun diye soruyorum. Akşamları bazen diyor ama ne seyrettiğini hatırlayamıyor. Akşam filmler olur ya diyor sonra onlara bakarım. Biraz bekledikten sonra da ’Bence burada oturup televizyon seyretmek amaç olmamalı’ diyor. O sırada başka bir hasta geliyor yanımıza ’Al bu sana hatıra kalsın diyor’ başımı okşayarak. Elime bıraktığı şeyin kendisinin vesikalık bir resmi olduğunu görüyorum. Arkasına adını soyadını yazmış. Ayağa kalkıp teşekkür ediyorum ve çok mutlu olduğumu söylüyorum hediyesinden. Arkadaşlarına ikimizin arasında çok özel bir dostluk varmış gibi bakıyor. Bakışlarıyla bakın diyor onlara, ’bu kız benim arkadaşım’ kıskandırmak istiyor onları. M. S.’nin ressam olduğunu öğreniyorum. Güzel Sanatlar üçüncü sınıftan ayrılmış. Hala resim yapıyor musun?. Yapmıyorum, burası uygun değil boyalar falan… Ama diyor sonra da cüzdanını çıkarıp içinden bir çizim gösteriyor, bunu yaptım. Hastaların fotoğraflarını çekmek yasak olduğu için ben de çizimin ve F.S.’nin yazdığı şiirin fotoğrafını çekiyorum. Hemşirelerden biri M.Ş.’nin cüzdanındaki telefon kartlarını fark ediyor. ’Aa diyor telefon kartlarında mı vardı senin,kimi arıyorsun onlarla? ’ M.S. Bu konuyu kapatmak istediğini belli eden bir çabuklukla cüzdanını kapıyor. Aranıp sorulmayan bir adam cüzdanında neden telefon kartı taşır ki? Arayacak kimsesi olmayan bir adam telefon kartlarını ne yapar? Içimde bir şeylerin kaybolduğunu hissediyorum. Nasıl bir ümitle taşır bu kartları yanında? Ablamla eniştem var diyor M.Ş.,onları arıyorum. O kartlarla kimseyi aramadığını hemşirelerde ben de çok iyi bildiğimiz için konuyu hemen kapatıyoruz.

F.S. Bana odasını göstermek istiyor. ’O kadar düzenli ki odam titizliğimi görünce bana deli dersin’ diyor. ’Nerde neyim var hangi çekmece de ne duruyor sana bakmadan söylerim. Çok titizim deli dersin bana’ diyor yeniden. Akıl hastanesinde kalan birinden bunları duymak hoşuma gidiyor. Orada kalan hiç kimsenin deli olmadığını sessizce vurguluyor bana. Sehpanın üzerinde duran oyuncak bebek, bir saksı çiçeği, ve de küçük dolabın üzerindeki delik işi örtüler… Delik işi örtüleri gösterek bunları diyor bana hemşire verdi. Sonra çıkıyoruz odasından. Koridorda diğer hastalar bekleşiyor. Bir tanesi yere oturmuş bir şeyler mırıldanıyor, bir diğeri bağırıyor… koşarak biri geliyor yanıma ’Gelecek misin bir daha’ diyor. Saçlarını okşayıp, geleceğim diyorum.

AİLELERİN YERİNİ HEMŞİRELER ALMIŞ

Hastaların anneleri ablaları kardeşleri dostları sırdaşları her şeyi hemşireler. Onlara ilaçlarını veren,tırnaklarını kesen, banyolarını yaptıran,saçlarını kesen,uykularına yatıran,uykularından uyandıran….

Hemşirelerle konuştukça anlıyorum ki onlar ne kadar hastaların aileleriyse hastalarda onların o kadar çocukları…

-Hastalarla ilişkileriniz nasıl?

Servis Sorumlusu Nermin Ünlü

– Onlar bizim çocuklarımız gibi. Izin günümde aklım onlarda kalıyor mesela. Ne yaptılar diye düşünüyorum. Diyelim benim yada arkadaşlarımın giymediği bir elbise var onlara getiriyorum. Yada evimizde börek yapıyoruz diyelim yapmışken üç tepsi yapıp buraya getiriyoruz.

Hülya Hemşire araya giriyor tam bu esnada

– Ben dün kadayıf getirdim mesela

-Onlar sizin bu sevginize cevap veriyorlar mı?

– Hem de nasıl, geçen gün bir hemşire düşüp ayağını incitti diye hastalardan biri iki gün yemek yemedi. Sevgiye hemen karşılık veriyorlar.

-Peki burada çalışmanın özel yaşamınıza ne gibi yansımları var?

Hepimiz bağırarak konuşuyoruz dışarıda. Ailemiz bizi uyarıyor ama bu bir alışkanlık oldu. Bir de yolda yürürken insanların hangisinin hasta olup olmadığını anlıyoruz hemen. Yüzlerinden ifadelerinden,mimiklerinden… İster istemez gözümüze ilişiyor.

Hastahane’nin başhekimi Arif Verim’li ile görüşme

Toplumda Akıl hastası dediğiniz zaman o insanlara verdiğiniz değer düşüyor mu düşmüyor mu izlenim olarak. Evet düşüyor. Bir insanın değerini düşürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Yani alkıl hastalığı tanımlaması ile tanımlamaya hakkı olmamalı

Ruh sağlığına yapılan yatırımlar Adana Hastahanesi’yle son bulmuştur ülkemizde. Türkiye bu konuda Afrika ülkelerinden bile geridir.

Hangi psikiatrik hasta kalkıp gitmiştir devleti dolandırmıştır? Hangi psikiatrik hasta kalkmış yetimin hakkını yemiş? Hangi psikiatrik hasta kalkmış siyasi bir cinayet işlemiş? Hangi psikiatrik hasta kalkıp gitmiş alkollü araba kullanıp insanları ezmiş.Biz onları ayırıyoruz

Toplumda Akıl hastası dediğiniz zaman o insanlara verdiğiniz değer düşüyor mu düşmüyor mu izlenim olarak. Evet düşüyor. Bir insanın değerini düşürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Yani akıl hastalığı tanımlaması ile tanımlamaya hakkı olmamalı. Bu birinci mesele, ikinci olarak aklı bana tarif edin desem kimse edemez edeni göremedim. Akıl diye bir lafı Türkçede aşalağıyıcı küçültücü olarak kullanma alışkanlığı var.O yüzden akıl hastalığı, akıl hastahanesi, tımarhane gibi kavramların insanlığa yakışmadığını düşünüp bu kavramlarla mücadele edilmesi ve değiştitirilmesi gerektiğini ısrarla söylüyoruz. Şimdi insanı ele al,insan bedensel toplumsal ve psikolojik bir bütündür. Bedensel bir yapı olarak düşündüğünüzde karaciğeriyle dalağıyla gözüyle kulağıyla..Bunlar diğer canlılarda da var. Insanı insan yapan bir değer değil bu. Insanı insan yapan beyni. İnsanı diğer canlılardan ayıran bu tek özelliğini yani insanlığını azımsayarak bedenini ve bedensel hastalıklarını öne çıkarıp onu anlamak insana terstir. Önemi insana özel, insana özgü,insanı insan yapan değerlerin hastalanmasını küçültelim etiketliyelim,akıl hastalığı diyelim. Bir şeker hastalığını bir böbrek taşını çiçeklerle karşılayalım. Bu mana yalnış. Hastahanemiz bir eğitim ve araştırma hastahanesidir. Bunun öne çıkması lazım. Türkiyedeki ilk eğitim ve araştırma hastahanelerinden biridir. Uzman yetiştirir üniversiteye kaynak teşkil eder. 1980’den önce kimsesiz,etrafta olanları tıkıştırma işlemi yapılıyormuş.Hastahane görevlerinin dışına çıkarak sosyal bir hizmet alanıymış gibi depolanmış bir sistemden hastahane olmaya geçildi son yirmi yıldır. Fakat insanlarımız öyle ki burayı bir sosyal yardımlaşma kurumu olarak görmek istiyor.Bir ağır psikiatrik rahatsızlık uzun süreli tedavi bilgi masraf gerektirmekte ve eziyet etmektedir aileye. Aile bu eziyeti başından def etmek ister. Hastalığın ilk günlerinde ilgi ve itibar gören hasta hastalık uzadıkça öfke çekmeye başlar. O öfke yüzünden bu insanlar hayatlarında bu stresi kaldıramayarak kapı dışarı edip bir başka kurumda yaşasın isterler ve her türlü sistemi zorlarlar. Siz bakın siz bakın diye. Oysa bu mümkün değildir ve insanca da değildir. Uluslararası sistemde bir psikiatrik hastanın kendine göre hakkı vardır. Bu hak insanca yaşamak hakkıdır. Bir kurumda toplumdan izole edilerek yaşayamaz yaşamamalıdır. O insanın da kendince toplumu yaşama hakkına engel olmak anlamına gelen kurumlaşmaya hayır. Dolayısıyla eskiden beri elimizde olan dışarı çıkardığımızda yaşaması mümkün olmayan insanlar var elimizde 500 kadar. Onlara şimdilik yapacak bir şey yok. Yeni çözümlemeler peşindeyiz. Bir takım çiftlikler üretim alanları kuralım oraya taşıyalım peşindeyiz. Ancak bu projemiz ekonomik baza dayalı olduğundan şimdilik biraz yavaş giden projedir. Oysaki bizim aslı görevimiz günlük tedavidir. Tedavi edemediğimiz hastaları ömür boyu bakmak tarzında hiçbir tıp bilim dalı garanti veremez. Hastanemizin çeşitli zorlukları var evet. Ekonomik zorluklardan her kurum gibi bizde etkileniyoruz. Bizim ikinci bir dururmumuz ise ruh sağlığına yatırım yapılmaması. Ruh sağlığına yapılan yatırımlar Adana Hastahanesi’yle son bulmuştur ülkemizde. Türkiye bu konuda Afrika ülkelerinden bile geridir. Yataklı kapasite 30 bin olması gerekirken bugün üniversiteler dahil mevcut kapasite 9 bini geçmez. Halkın hastalanmış insanı alın siz bakın mantığıyla oluşan depo baskısı. Benim mesaimin yüzde yetmişi buna direnmekle geçiyor. Bu kurumu hastahane olarak çalıştırmak ve geliştirmek için bu baskıya karşı koymak zorundayız. Adam gelip diyor ki bu hastanın kimsesi yok benim durumum da bakmaya müsait değil alın bakın. Iyi de benim görevim bu olmamalı. Ben doktorum, teşhis ederim tedavi ederim . Tedavi edemediğimin de sosyal durumunu düşünmek benim işim olmamalı. Biz hem hekimiz hem sosyal yardım çalışması yapıyoruz hem öğretmeniz topluma. Sonuç bir adama üç görev yükleniyor. Psikiatrik hastalardan korkuyoruz ama sebesiz. Psikiatri nufusu arasındaki suç oranı ile sağlıklı dediğimiz insanlar arsında bir değerlendirme yapıldığında oranlar aynıdır.Herkes gibi psikiatrik hasta da suç işleyebilir,hastalığın tesirinde işleyebilir ama hiçbir zaman normal toplumdan öte değildir. Böyle bir veri yok. Dolayısıyla psikiatrik hastadan korkmak için sebeb yok. Ama insanlar psikiatrik hastayı aşağılama sebebiyle kişinin öfkesini pompalamaktadırlar. Mahallede kendi başına yaşayan şizofrenin arkasından taş atmak, teneke çalmak, kafasına huni takmak gibi insanlığa sığmayan bir toplumsal özelliğimiz var. Bu yüzden adamı kızdırırsanız herkes saldırır. Hangi psikiatrik hasta kalkıp gitmiştir devleti dolandırmıştır? Hangi psikiatrik hasta kalkmış yetimin hakkını yemiş? Hangi psikiatrik hasta kalkmış siyasi bir cinayet işlemiş? Hangi psikiatrik hasta kalkıp gitmiş alkollü araba kullanıp insanları ezmiş?Biz onları ayırıyoruz kendimizden, o insan o bir hasta bunu düşünmüyoruz. Tek yaptığı şey dünyayı senin gözünden farklı görüyor. Sevgiyi de ilgiyi de insanlığı da bizden daha iyi biliyorlar. Her şeyi biliyorlar. Kendileri için yapılan her şeyi değerlendiriyorlar.

www.netpano.com.Sayfada yayınlanan yazı ve görsel malzemelerin tümü izinsiz alınamaz kopyalanamaz.Her hakkı saklıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir