Terörden Arındırılmış Bir Dünya

Fransız ihtilali mevcut düzenleri altüst eden bir sosyal harekettir . Avrupa`daki krallıkları yıkar. Napolyon sonrası Avrupa sistemi(burada kast edilen krallık rejimdir.) kendini revizyona tabii tutar

Viyana kongresiyle Krallar,halklarına karşı 1815 de kurdukları yeni dünya düzenlerini tanımlarlar. İlk kez düşman kavramı şekil değiştirir.O zamana kadar düşman dışardan birileri idi. Başka devletler iken bu tarihten sonra düşmanın yapısı ve içeriği değişir.Yeni düşman, her ülkenin kendi vatandaşıdır. Mevcut baskıcı rejimlere karşı ayaklanmış “halk`tır.”
Düşmana yani halka karşı ne gibi tedbir alınacaktır. O da ilk kez bu tarihte kabul edilir. XX.yüzyılın modern ittifaklarının temelini oluşturan; “ortak düşmana ortak hareket” düşüncesi 1815`in ürünüdür. Bunun ilk uygulaması Napoléon`a karşı olur. Halkı düşman olarak tanımlanmasıyla ona karşı vurucu güçte ortaya çıkar.Gücün adı “polis devleti”dir. Viyana Kongresinin sistemi uzun soluklu olamaz. 1830,1848 ihtilalleriyle ortadan kaldırılır. “Ortak düşmana ortak hareket” fikri XX.yüzyılda çok sık kullanılan argüman olur.Tarihsel süreç incelendiğinde XIX.yüzyılda genel düşmanın adı Osmanlı devletidir.I919 Paris Barış konferansıyla İngiltere`nin tanımladığı düşman olgusu yeni dünya düzenine karşı olanlardır.Anadolu`daki Kurtuluş savaşı buna örnektir.Burada da ortak düşmana ortak hareket mantığı devreye girer. Anadolu işgal edilir. Kurtuluş savaşı başlatılır. Anadolu`da yenilen İngilizlerin dünya düzenidir.
I. Dünya savaşında Hitler yeni ortak düşmandır. Savaş şartlarında ortak düşmanın simgeleştirilmesi kolay olmasına rağmen, savaş sonrası tanımlanmanın giderek zorlaştığı görülür.
DÜŞMAN TANIMLANMASI
II. Dünya savaşı sonrasında A.B.D`nin ciddi bir düşmansızlık sendromu yaşadığı görülür. Savaş biter, düşman yok edilir. Şimdi ne olacaktır Bu soruya cevap aramadan önce düşman olgusunu ve karşıtını tanımlamanız gerekir.
Düşman kime neye göre düşman kavramının içeriği farklılık gösterir.Klasik tanımlamadan yola çıkarsak, düşman bir ülkenin güvenliğini bozan iç ve dış tehlikeler olarak ifade edilir. İç ve dış tehdit ülkelere göre değişir. Bununla beraber ortak tehlike, siyasi,kültürel,ekonomik,askeri gelişme sürecinde tahlil edilip “mevcut statükoyu zorlayan güçler” düşman kategorisine dahil edilir. Bu değerlendirmeler savaş ortamında daha somutken barış düzleminde belirsizleşir. Barışta düşmanı tanımlama niçin bu kadar önem arz eder.A.B.D. örneğinden yola çıkarsak, A.B.D. nin ulusal savunma konseptini ortaya koyması lazımdır.Bu konsepti kimler tanımlayacaktır.Ulusal savunma kelimelerini yan yana getirdiğinizde asker, silah,silah üreticileri,para, siyasal güç, kirli işler, kelimeleri birbirini çağrıştırır. Savunma saldırı ile doğru orantılı bir kavramdır. Saldırı yapabilmeniz için askere, askerin vurucu gücünü artırabilmek için silaha ve paraya ,para içinde parayı verecek halka ihtiyacınız vardır. Hepsinden önemlisi bu sistemin çalışması için mutlaka bir düşmanınız olması gerekir. Düşmanınız yoksa o zaman bu saadet zinciri bozulmaya başlar. Halk para vermeyecektir.Para alamayan silah şirketleri üretimi yapmayacaklar,silahı olmayan asker sistem içindeki gücünü yitirecektir. Hepsinden önemlisi siyasi erk hakimiyetinin temel unsuru kaybedecektir. Bu durumda ne yapılmalıdır. Düşmanınız yoksa düşman oluşturma taktiğini devreye sokulmalıdır.
DÜŞMANIN YOKSA DÜŞMANINI OLUŞTUR
II.Dünya savaşı sonra A.B.D bu sendromu yaşar. Sonuç ta kendi düşmanını kendisi oluşturur. General Mc Carthey tarafından ortaya atılan “düşmanın yoksa düşmanını oluştur” mantığının sonucu A.B.D. yeni düşmanı tanımlar. “Kızıllar.” Yeni düşmanın toplum için çok büyük tehlike olduğu fikrinin halka inandırılması gerekir. Eğitimden medyaya kadar tüm enstrümanlar kullanılır.Düşmanı halkın beyninde somutlaştırılır. Nitekim Eisenhower iktidarı bu düşüncenin ürünüdür.
Düşüncenin temelindeki militerlik A.B.D. iç ve dış politikasına hakim olur.Zamanla bu doktrinlerle dünya gündemi kontrol edilir. Sistemin temeli düşmanın varlığına dayanır.Eflatun Kralın varlığını tanımlarken düşmanın olması gerektiğini vurgular Düşman öyle olmalıdır ki her an gelecekmiş korkusu kitleler tarafından daima hissedilmelidir. Halk kendilerini düşmandan kurtaracak bir gücü aramalıdır.Bu güç askerlerdir.Güvenlik içinde işlerini devam ettirmek istiyorsa halk ,onları tereddütsüz ,sorgusuz güvenmelidir.Kendi güvenliği için bol para harcamalıdır.Paranın nereye gittiğini sormamalıdır.Zaten para güvenlik için harcanmaktadır.
Bu sistemde düşmanı kaldırırsak durum ne olur ? gibi soruyu gündeme getirdiğimizde düşmansızlık düşmanla doğru orantılıdır.Bu soruyu canlı tutarsanız sistemin halk tarafından sorgulanmasını neden olursunuz. Gizli ve kirli bütün ilişkilerin ortaya çıkmasına da sebep olunur. Buna silah ve para gücünü elinde tutan unsurlar izin vermeyecektir.
Sistem; II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan suni çift kutuplu dünyanın varoluş nedeni olur. Karşı tarafın korkusu üzerine bina edilen kurgulamada hiçbir zaman korkulanlar olmaz. Ne kapitalistler bir gün Moskova`da görünür. Ne de Kızıllar Newyork`da boy gösterir. Zaman zaman iki düşman içerdeki prestijlerini devam ettirmek için dünyada güç denemelerinde bulunurlar. (Küba krizi,Vietnam,Afganistan)herkes kendi çizdikleri dünyada(Yalta sonrası) tanklarını rahatça gezdirirler.Bunlara rağmen sistemin özünü oluşturan iki taraf için düşmanlar aynıdır.Kızıllar kapitalistlerin, kapitalistler kızılların düşmanıdır. Bu temel göstergeler 1980 nin sonuna doğru değişir. Değişimin temel unsuru olan ekonomik ve teknolojik gelişmedir.Batı bloğu Soğuk Savaşın galibi olarak 1989^`da ipi göğüsleyen taraf olur.1989 yılında duvarların yıkılmasıyla dünya`ya tek hakim düşünce olan kapitalizmin; A.B.D. ve yan aktörü Almanya eksenli Avrupa Birliğiyle dünya güç merkezlerinin yeni odakları olarak sivrilirler.
JEOPOLİTİK BOŞLUKLARI DOLDURMADA DÜŞMAN TANIMLANMA HAMLELERİ
1989 Berlin duvarının yıkılması Soğuk Savaşın bittiğinin habercisidir.S.S.C.B. yıkılma yoluna girer.Önce Bağımsız Devlet Topluluğu(B.D.T.) arkasında Rusya Federasyonuna (R.F.) dönüşen devlet, kontrol ettiği nüfuz alanlarından çekilir. “Bu jeopolitik boşlukları kim veya kimler dolduracaktır”. Boşalan jeopolitik alanlarına baktığımız, Doğu Avrupa, Balkanlar,Ortadoğu ,Ortaasya`da görülür.Tek tek jeopolitik boşluklar ve doldurma hamlelerini incelemek gerekir.
Doğu Avrupa; 1945 sonrası Avrupa haritası değişir. Stalin`in Doğu Avrupa`da tanklarıyla yürütmesiyle Avrupa ikiye ayrılmaya başlar.Berlin Duvarlarının yapılmasıyla bölünmüşlük resmileşir. Soğuk savaş sürecinde Baltık denizinden Karadeniz`e kadar uzanan coğrafyada S.S.C.B. nüfuz alanlarını kurar.Gorbaçov`un iktidara gelmesi ile S.S.C.B. yıkılması hızlanır.1989`da Berlin duvarının çökmesiyle de S.S.C.B. tarihteki yerini alır.Avrupa`daki S.S.C.B. boşalttığı alanı kimler dolduracaktır? Sorusuna cevaplar aranır.Bu soruyu tetikleyen olaylardan biri de hiç şüphesiz “Yugoslavya`nın parçalanması ve bunun sonucu ortaya çıkan “etnik milliyetçiliktir.”1990`larda Avrupa iki sorunla boğuşur.Etnik milliyetçiliğin ürünü olan Bosna Hersek krizi ve Doğu Avrupa`nın durumudur Bosna Hersek savaşıyla AT den AB olma sürecine giren Avrupa ciddi sınavla karşı karşıya kalır.Avrupa`da tek bir devlet olmayı amaçlayan bu siyasi hareket Bosna Hersek savaşı ile zor durumdadır. Bosna krizi iki sene sürer.Bu kriz kısa bir sürede klasik 19.yüzyıl güç hesaplaşmasına dönüşür. Sırpların arkasında Ruslar, Hırvatların arkasında Almanlar yer alır. Bosnalılar sahipsiz kalır. Fatura olanlara çıkar.Bu hesaplaşma A.T.`ın A.B. olma sürecine sekteye uğrar.Bosna Hersek krizi Marshall yardımıyla Avrupa`yı şekillendiren A.B.D.`nin tekrar bölgeye girmesiyle sonuçlanır.Dayton planı denilen uluslararası ilişkilerde örneğine az rastlanan bir çözümle A.B.D. Avrupa`nın çözer.A.B.D. Avrupa içindeki ağırlığını artırır.Avrupa Birliği bu sorundan önemli sonuçlar çıkarır. Topluluğun ortak sorunları çözmede ortak davranış modeli tanımlanır.Bu model Avrupa Güvenlik ve Saldırmazlık Paktı(AGSP) ile tartışılır .Gerekli hamleler atılır.İstenilen sonuç hala alınamaz.A.B.D. Avrupa`da askeri gücüyle bulunması A.B.ni rahatsız eder.A.B.D. buna karşı Bosna Hersek`te NATO`yu devreye sokar. 1990`larda varlığı tartışılan NATO için bir nefes alma boyutu kazandırılır. Bosna Hersek sorunu A.B.D. ve NATO`ya havale eden Avrupa ikinci temel sorunuyla karşı karşıya kalır. O da Doğu Avrupa`dır.A.B. Doğu Avrupa ülkeleri konusunda daha gerçekçi adımlar atar. 1997 yılında itibaren yaptığı genişleme adımlarının çoğunluğu bu ülkeler üzerinde olur. Topluluğun hızlı şekilde buralara girmesinin amacı Rusya Federasyonun tekrar bölgeye dönmesini önlemektir..Polonya gibi nüfus üstünlüğü olan ülkeler öncelikle topluluğa dahil edildiler. 1 Mayıs 2004 tarihinde Letonya`dan Güney Kıbrıs`a kadarki coğrafyadaki devletler AB alınırlar.Bu ülkelerin ki- nüfusları 30 milyondur.-Avrupa`ya görünürde bir katkısı olmaz.Ama A.B., A.B.D ve Rusya`ya şunu söylemiştir. ” Avrupa`da jeopolitik boşluk yoktur.Avrupa bütünlüğünü tamamlamıştır.” Burada unutulmaması gereken husus Avrupa`nın A.B.D. için potansiyel rakip olma hamleleridir. Avrupa`nın karar alıcı ülkeleri olan Almanya ve Fransa`nın yaklaşımları buna yöneliktir.Almanya`nın 1 Mayıs 2004 genişleme sürecindeki tavrı ,jeopolitik boşlukları kendi nüfuz alanına dönüştürmektir. Almanya`nın Avrupa`nın bir parçası sayılan Balkanlardaki faaliyetlerini de bu merkezde düşünmek gerekir.Haziran 2004 te İstanbul`da yapılan NATO zirvesinde bu durum A.B.D. tarafından da kabul edilir. NATO`nun yeni konseptinde dünyanın her yerine saldırı ve savunma hamleleri yaparken Avrupa`da bunun sınırlı olması bu düşüncenin ürünüdür.
Ortadoğu; dünya medeniyetlerinin başlangıç yeri, üç büyük dinin çıktığı coğrafya , en büyük petrol rezervlerin bulunduğu bölge, kısaca dünya`ya hakim olmanın yolunun geçtiği yerdir. Tarihsel süreçte medeniyetlerin oluşumu incelendiğinde Ortadoğu ve Akdeniz havzası daima belirleyici rol oynar. Dünya`nın ilk global gücü olan Roma ve arkasından gelen Osmanlı devletinin bu bölgede hüküm sürdüğü görülür. XX. yüzyılda bölgenin son gücü olan Osmanlı devletinin yıkılması üzerine buraya kim hakim olacağı kavgası bir manada I.Dünya savaşını doğurur.Savaş esnasında yapılan gizli antlaşmalar bölgedeki muhtemel jeopolitik boşlukların kimler tarafından doldurulacağını da gösterir. 1915 yılında İngiltere`nin savaşa daha aktif girmeleri için Rusya ve Fransa`yla yapılan antlaşmalarla direk bölgenin kaderini belirler.İngiltere`nin Fransa ile yaptığı gizli Sykes Picot antlaşması dikkat çekicidir. Antlaşmanın maddeleri incelendiğinde bölgede oluşumlar bize bunu gösterir. Yapay ülkelerin temelleri atılıp yeni sistemin adı da tanımlanır. “Manda sistemidir.” 1918 sonrası yapılan dünyayı yeniden şekillendirme operasyonun adresi Paris Barış konferansıdır. 1919 da yapılan konferans XX.yüzyılı kuran konferanstır. Çerçeve bellidir. Savaşın gerçek galibi olan İngiltere dünyayı bölgeler bazında kendine göre dizayn eder.Bu dizaynda üzerinde en fazla oynanan yer Ortadoğu`dur. Bölge binasının temelleri, alt renkleri, üst renk haline getirip, eski üst renkleri tamamen bölgeden silme üzerine atılır. Daha somut ifadelerle belirtirsek bölgedeki üst renk, Osmanlı, Türk, İslam`dır. İngiltere istediği modeli oturtması için bu renkleri bölgeden silmek ister ve başarır.Bu dönem 1919-1939`de Arap ülkelerinin ders kitaplarına baktığınızda “zalim Türkler medeni İngilizler” imajının kitlelere verildiği görülür. Alt renk olarak daha önce olmayan ülkeler Irak,Ürdün,Suudi Arabistan gibi, devletçikler oluşturulur.Burada alt renk ön plana çıkarılır. Vahhabilik, (Suudi Arabistan) Nusayrilik (ilerleyen tarihlerde Suriye`de), gibi renkler hakim olunur.Bu renkler kendi ülkelerinde de azınlık durumundadır. Manda sistemi denilen bu yapıda “azınlık çoğunluğa hakim” olur. Az olan iktidarını devam ettirmek için onu iktidara getiren güce ihtiyaç duymaktadır.O güçte İngiltere`dir. İngiltere`nin Ortadoğu ve dünyada kurduğu bu sistemde Türklere yer yoktur.Nitekim 1918 sonrası imzalanan Mondros mütarekesi ve Sevr antlaşmasında kendini gösterir.Ama İngilizlerin dünya düzenine karşı ilk somut başkaldırı ise Anadolu`daki Atatürk`ün önderliğindeki Kurtuluş savaşı olur.
Ortadoğu Soğuk Savaşın sıcak yüzü olur. 1948 sonrası Yahudilerin İsrail devletiyle bölgeye gelmesiyle üst renk olarak Arap milliyetçiliği oluşur.Nasır`la beraber bölge anti emperyalist karakter çizer. Arap ülkelerinde milliyetçilik Baas (Diriliş) söylemi giderek artar. Arap İsrail savaşları bu süreçi hızlandırır. Soğuk Savaşta İngilizlerin kurduğu mandater yapı zarar alır. Ve 1989 Soğuk Savaşın bitmesiyle bölgenin şeklinde kanlı değişikler başlar. Dünyanın iki kutuptan kurtulduğu bir aşamada Saddam`ın Kuveyt`e saldırması bir tesadüf mü dür? Üzerinde düşünülmesi gerekir.
Dünya`nın yeni düşman arayışlarındaki ortak düşman olarak A.B.D. tarafından Saddam öne sürülür. Kuveyt`e işgaline Batının verdiği tepki düşündürücüdür. Bosna Hersek tepkiyi yavaş veren A.B.D. ve Batı, Kuveyt işgalinde ise daha sert ve net tavır sergiler. Kuveyt işgali soğuk savaş sonrası Ortadoğu`daki ve dünyadaki jeopolitik boşlukların kim tarafından doldurulacağının dünya`ya gösterilmesidir. I.Körfez savaşı tarihte TV tarafından (CNN ) ilk yayınlanan canlı savaş olması ile tanınır.Aslında dünyadaki ülkelere bundan sonra petrolünün ve gücün kim ait olduğu gösterilir. A.B.D. I.Körfez savaşını çok iyi kullanır. Kuveyt`i kurtaran güç olarak hafızalara kazınır. O zamanlar sık sorulan soru, Saddam niye yok edilmedi sorusuna cevap verilmemiştir. Ama II.Körfez savaşı ile Saddam`ın neden yok edilmediği daha iyi anlaşıldı. Samuel Hungtington`la “Medeniyetleri çatışması” entellektüel tartışmasını yapan A.B.D. 11 Eylül sonrası bunu bir devlet politikası haline getirir. I.Körfez savaşında tüm dünyaya verilen A.B.D. “Yeni Dünya Düzenin” gücü olduğu imajı beyinlere yerleştirir. I.Körfez savaşı Ortadoğu`nun şeklini değiştirmeye yönelik bir hareket değildir. Bu savaşta ortak düşman kavramı Saddam`ın şahsında şekillendirilir.
XVI. yüzyılda Moskova Knezliği olarak genişleme stratejisini içine alan Rusya XIX.yüzyıldan sonra “sıcak denizler” sevdası düzleminde bilinçli ilerler. Bu amaç için üç güzergah tesbit eder. Balkanlar, Boğazlar ve Ortaasya`dır. Ortaasya`da iki kol üzerinde gider. Kafkaslar ve Hazar`ın doğusudur.1917`te Bolşevik ihtilaliyle XX. yüzyıla S.S.C.B. adına alarak giren Rusya, Stalin`le beraber Soğuk Savaşta bölgedeki varlığını perçinleştirir. Çin`le sınırdaş olan Rusya XIX.yüzyılda İngilizlerin çizdiği “Yeşil Kuşak “* hattında durdurur. Stalin döneminde Rusları bu hattı ideolojik hamlelerle aşarlar.Ama istedikleri sonuçları elde edemezler.Kuşağı askeri açıdan açma teşebbüsünü Ortaasya`da yaparlar.Kuşağın yumuşak karnı Afganistan`dır. Rusya 1970 lerde Afganistan üzerine yoğunlaşır. 1979, S.S.C.B. Afganistan`a asker sokar. S.S.C.B. adıyla Afganistan`a giren Ruslar, A.B.D.`nin Vietnam`da yaşadıklarına benzer kabusu yaşarlar. 1989 da bölgeden ayrılırlar. S.S.C.B. artık B.D.T. dönüşür. Arkasında Rusya Federasyonu olur.1989 sonrası A.B.D. Afgan mücahitlerin S.S.C.B. sonrası birbirlerinden düşmelerinden faydalanır.Pakistan kontrollü Taliban hareketiyle Afganistan`a belli açıdan nüfuz eder. 11 Eylüle kadar bölgede belli haklar elde etmeye çalışır.
1989 SONRA DÜŞMANI TANIMLAMA ÇABALARI
1980 lerdeki İngiliz Arjantin savaşı olan Falkland harbi esnasında devrin İngiliz başbakanı Demir Leydi, NATO düzleminde düşmanı yeniden tanımlamaya çalışır.O zamana kadar NATO için “kırmızı” düşman iken 1989`a gelince düşmanın rengi belirsizleşir. Düşmanın rengi hangi renk olmalıdır ? sorusuna İngiliz başbakanı 1980`de açıklar. Renk Yeşildir. Bu renkin yüksek sesle tanımlanması 1990 lardaki NATO`nun yeni savunma konseptininde belirginleşir. Bu bağlamdan, dünyada oluşmaya başlayan “düşman yenildi yeni düşmana ihtiyaç yok düşüncesi” ,düşman sistemini savunanlarca pek hoş karşılanmaz. Ve yeni düşmanların yavaş yavaş oluşturulması lazımdır. Bu konuda Amerikan film sektörü “kurtuluş günleriyle” yeni düşmanını dünya dışında uzayda arar. Bu fantezinin savunucusu Reegan`dır.Aslında bu filmler Reegan`ın trilyon dolarlık yıldızlar savaşı projesinin kamuoyuna tanıtmayı amaçlar. “Uzaydan bile saldırsalar devletiniz sizi korur” duygusu halka verilir. “Kuruluş günü” için yıldızlar savaşı projesi Clinton`un iktidara gelmesiyle beraber ortadan kaldırılır.
YENİ DÜŞMAN ARAYIŞLARI
Clinton`un iki dönem başkanlığı akabinde A.B.D.`nin düşman aramaktan ziyade dünyayı yaşanılır bir ortama getirme gibi “ulvi(?)” görevlere soyunur. (Filistin İsrail barış görüşme çabaları,Bosna barışı,İRA barış teşebbüsleri bu doğrultuda değerlendirilmelidir.)Bu dönemde NATO eksenli tartışmalar devam eder. Yeni düşman hala tanımlamamıştır.Ama renk bellidir.Renk Yeşil ve Sarıdır.Her ne kadar NATO Müslüman unsuru korkutmamak için söylememişse de rengini belli etmiştir. Bir müddet sonra renk Kahverengiye dönüştürülür. NATO eski konseptinin dışına çıkıp gelecek stratejisinin nasıl olacağının sinyallerini Avrupa`da verir. Birleşmiş Milletlerin askeri gücüne dönüştürülen gerçekte A.B.D. askeri piyonu pozisyonuna itilen NATO`nun Bosna-Hersek savaşında ve Kosova`da faaliyetlerde bulunur. NATO`nun dünyanın tüm alanını kapsayan görev sahası içerisinde eski düşmanı(S.S.C.B.) yeni savunma konseptinin 50.yıl kutlamalarında kurum içine alınmaya çalışılır.
1989 sonrası kurulan “yeni dünya düzeninin” yeni düşmanına karşı en önemli provası hiç şüphesiz ki ” Körfez savaşıdır. ” Bu savaş da Türkiye`nin çizeceği grafik önemli bir gösterge olur. Müslüman bir ülkenin düşmanı algılayışı ve düşmana karşı göstereceği performans nasıl olacaktır. Etki tepki ilişkisi önemli bir faktördür. Türkiye`nin Körfez krizindeki yeni düşmana karşı bir koyup üç alma niyeti aktif üyeliğini de hızlandırır.
Artık yeni renk yavaş yavaş tanımlanmasına rağmen Clinton`la beraber başlayan,barışçı dünyayı(?) tehdit eden çevresel faktörlere yönelik düşman tanımlanması daha popüler boyuttadır.Bu düşman II.Bush dönemiyle tarihin tozlu raflarına kaldırılır.
II.Bush iktidarıyla beraber, I.Bush döneminin şahini Cheney`in başkan yardımcılığına getirilir.Şimdi tüm uluslararası engellerin kaldırılması gerekir. Çünkü dünyadaki barış havasının bozulması lazımdır. Artık seçkinler iktidarı A.B.D.ni yönetir. Silah şirketleri ve diğer devasa (A.B.D. bürokrasiyle iç dışlı olup batan Enron) şirketlerce desteklenen Bush yönetimi üzerine düşeni yapmalıdır. Tüm bunlar için paranın olması ,paranın hareket edebilmesi için korkunun oluşması kuralı harekete geçirilir.
BEKLENEN TARİH 11 EYLÜL
Dünya`da Clinton döneminde başlayan sözde barış havası(?) olumlu giderken İRA silah bırakmaya başlamış, giderayak Barak-Arafat görüşmesiyle Nobel adaylığını düşünen eski A.B.D. başkanının bu rüyası kabusa döner. Önce İsrail`de seçimlerini Şaron`un kazanmasıyla XXI.yüzyıl da Ortadoğu düzleminde kan ve vahşetin devam edeceğini gösterir. “Domina taşları” teorisine göre bir sene öncesine kadar barış güvercinlerinin uçtuğu İsrail semalarında Şaron`la beraber kan-barut kin ve gözyaşı yükselmeye başlar. Ortadoğu`daki gerginleşmeyi Kosova ve diğer yerler izler. Esas değişimin habercisi süper güç olarak lanse edilen A.B.D.`nin yaşadığı “11 Eylül” şokudur. Burada bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak lazımdır. Şoku yaşayan A.B.D. deki derin devlet değil halk ve amatör yönetim olur. Uçakların kuleye yöneldiği andan itibaren birinci alarm durumu “Çarli”ye geçen Amerikan yönetimi aslında yeni düşmanını ve savaşında adını koymaya çabalar.
VE YENİ DÜŞMAN TERÖR,HANGİ TERÖR
Terör ;sistemi silah veya gayr-i nizamı savaş yöntemleriyle kaldırmayı amaçlayan eylem olarak tanımlanır. Terörün silahı bilinenin dışında olan akla hayale gelmeyen yöntemlerle ses getirici kitleleri korkuya yönlendirmeyi amaçlayan büyük çaplı showa dönük eylemlerdir. Dünyada bu amaçlı terörü Hasan Sabbaha kadar indiren uzmanlar varsa da modern manada teröre Soğuk savaş sürecinde iki kutuplu dünyanın baş aktörlerinin (A.B.D. ve S.S.C.B.)gayri nizamı harb teknikleri olarak çok sık başvurdukları bilinir.Kontrollü terör denilebilecek bu dönemde diplomasi masalarında çözülemeyen sorunlar istihbarat örgütlerince organize edilen kirli eylemlerle çözülür.Bu devirde yapılan eylemler terör olarak tanımlanmaz. Aslında bunlar terörist faaliyetlerden başka bir şey değildir. Teröre Soğuk savaş ortamında taşeron yöntemiyle el altında destek verilir. Bu düşünceyle S.S.C.B. destekli Avrupa`daki Kızıl Tugaylar,bir ara İ.R.A., A.B.D. destekli Gladyo benzeri örgütlenmelerde kullanılan yöntemler terörden başka bir şey değildir.Kirli paralarla finans edilen eylem kimi zaman taşeronla kimi zaman bizzat kendilerince organize edilerek karşı taraf dan bir hamle önde olma düşüncesi hayata geçirilir.
11 Eylül ile birlikte 1990 lardan beri aranan düşman bulunur.Düşmanın adı Terördür. Terörle savaş uzun boylu süreçtir.Yöntemler belirginleşir.Yalnız bir sorun vardır.Terör ve terörist kim olmalıydı.Düşmanın somutlaştırılması lazımdı. Aranan düşman bulundu. Düşmanın adı USA me Ladindi. Uçakları kulelere yönlendiren kişi idi.Bu iddia hiçbir zaman doğrulanamadı doğrulanmayacaktır.(JFK suikastını çağrıştıran düşünceler) USAme ladinin CIA tarafından Afganistan Sovyet işgaline karşı oradaki mücahitleri yetiştirmek için görevlendirildiğini herkes bilmektedir.
USAme Ladin tiplemesi 1970`lerde İsraillerinin tanımladığı terörist tiplemesine benzemesi garip tesadüftür. Filistinli yazar Edwards Said`in “Haberlerin Ağında İslam” adlı kitabında Amerika kamuoyundaki Filistinli terörist tiplemesin “başı poşulu elinde kaleşnikof hafif sakallı daima öldürmeyi düşünen tipin” A.B.D. kamuoyunda nasıl oluştuğu anlatılır.Bu tip 1970`lerden sonrası Amerikan filmlerinde sık sık kullanılır. 11 Eylüle kadar başta Amerika ve batı kamuoyu bu tipi tanımaktadır. 11 Eylül ile aranan terörist tiplemesi bunun üzerine inşa edilir.



TERÖRÜRÜN YAYGINLAŞATIRILMASI VEYA DÜŞMANIN ORTAK HALE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ
11 Eylül sonrası tüm insanlığın kınadığı hareket sonrası A.B.D`nin hangi hamleyi yapacağını herkes merakla bekler. Samuel Huntington tarafından 1990`larda oraya atılan medeniyetleri çatıştırmak, acaba Fukuyama`nın teziyle “Tarihin sonu mu” gelecektir. A.B.D.`nin 11 Eylül sonrası hamleleri daha ziyade bu görüşler ekseninde şekillenir. 11 Eylül sonrası Afganistan`ın seçilmesi doğru bir stratejidir. USAme Ladin`in Afganistan`da olması bu stratejinin bir uzantısıdır. A.B.D. 11 Eylül sonrası saldırılarını tek (A.B.D.)kutuplu dünya üzerine bina eder. II.Bushla ” A.B.D. politikası zaten resmi olarak ilan edildi. Dünyaya “katı bir seçim ” sunuldu:bize katılın yada “kesin bir ölüm ve yıkım olasılığıyla yüzleşin” dendi.Dünya siyah beyaz gibi kesin çizgilerle uluslararası ilişkiler ve ülkeler şekillendirilmeye başlanır. Aslında olay dünyadaki jeopolitik boşlukları doldurma ve tek güç olma isteğidir. Şer ekseni olarak tanımlanan Afganistan, Irak İran, Kuzey Kore gibi ülkeler, uluslararası hukuku yok sayılarak şahin politikalarla cezalandırılır.
Hedef olarak seçilen ülkelerin ortak özelliklerine bakarsak önemli ip uçları görülür. Kuzey Kore hariç diğer ülkeler İslam coğrafyasındadır. “Soğuk Savaş sonrası dönemde Körfez Savaşı ve Bosna dramı ile uluslar arası sistemden dışlanan ve gerek Tarihin Sonu gerekse Medeniyetler Çatışması tezlerinde yeni bir tehdit olarak takdim edilen İslam Dünyası doksanlı yılların ilk yarısında 19. yüzyılın ikinci yarısına benzer bir psikoloji ile karşı karşıya kaldı..”
Hedef Ülkeler düzleminde baktığımızda Afganistan A.B.D.nin Ortaasya`ya açılmasındaki kilit ülkedir.Afganistan aşiretlerle yöneltilen ulusal bilinci eksik, dış müdahaleye açık olmasıdır.Jeostratejik boyut açısından Çin ve Rusya`nın “salınım alanlarını” kontrol etme özelliğine sahiptir. Ayrıca Hazar petrol havzasına yakındır. Irak Ortadoğu`nun ve dünyanın en büyük petrol üretici ülkelerinden biridir. Saddamın görünen hedefsel özellikleri ise elinde potansiyel kimyasal silahlar(?) olan uluslararası sistemi tehdid eden, keza Kuveyti işgal ederek bunu göstermiştir. Hedefte seçilen temel renk Arap Milliyetçiliği, yan renk yeşil İslamdır.Seküler özellik taşıyan Saddamla verilmek istenen etki Baas Arap “diriliş” hareketlerini yok etmektir.Ulusal devletler zamanla yok edilecektir.İran, Afganistan Irak hattını tamamlayan ülkedir.1979 sonrası A.B.D.nin terk ettiği stratejik noktadır. Rusların iniş yollarını kontrol eden yerdir. XX.yüzyılın son çeyreğinde gerçekleştirdiği İslam devrimiyle A.B.D.ni zor durumda bırakır. Kuzey Kore ise Soğuk savaşın son ideolojik kalıntısı, elindeki nükleer silahlarla kontrolsüz hamleler yapabilir.
II.Bush iktidarı 11 Eylül olayıyla Amerika`nın 1989 dan bu yana istediği rüzgarı arkasına alarak Fransız yazar Alain Joxe deyimiyle “Kaos İmparatorluğunu” kurma sevdasıyla Afganistan`a saldırır.
Afganistan savaşı sözde USAme Ladin`in USA tarafından cezalandırılmasıdır. Savaş bitmesine rağmen USAme yakalanmaz.Bu da bize I.Körfez savaşı sonrası Saddam`ın yakalanmamasını hatırlatır.Afganistan harekatı sonrası A.B.D. ilk kez Rusların arka bahçesi Ortaasya`ya bir manada çöker.A.B.D. nin bu hamlesi Rusya tarafından alenen “A.B.D. imparatorluğu” kurma hamlesi olarak değerlendirilir. A.B.D. Çin`le komşu olur. Ortak düşman tanımlanmasına Ortaasya`daki Türk cumhuriyetlerinde hissetmesine özen gösterilir. Özbekistan ilerleyen yıllarda terör saldırılarına maruz kalır. Ortak düşmana ortak korunma duygusu harekete geçer. Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan`da tarihte ilk kez Rus üsleri yerine A.B.D. üsleri alır. Afganistan savaşı ile A.B.D. Hazar petrolleri ve dünya petrol rezervinin %30 luk kısmını elinde tutan bir bölgeye de yaklaşır. Afganistan saldırısı sonrası A.B.D. bunu tamamlayacak yan açılımlara ihtiyaç duyar. Bu açılım yine 11 Eylül eksenli söylemlere dayanır. C.I.A.nın tesbit ve bulguları önceden tanımlanan sanıkları yargılayacak deliller olmasına dikkat edilir. Suç ve Ceza sistemi şöyle çalışır.Suçlular bellidir. Sadece mahkemedeki, seyircilerin suçluların suçlu olduğuna inandırmak gereklidir.Ki verilecek cezaya itiraz fazla olmamalıdır C.I.A. bu amaca hizmet eder. C.I.A.nın yeni tesbitleri Saddam`ın El-Kaideye yardım ettiği üzerinedir. Dünya, A.B.D. Dışişleri Bakanı Powell`in B.M. güvenlik Konseyindeki Irak saldırısı öncesi C.I.A. destekli showunda yine medya aracı ile seyreder. Artık yeni düşman Saddam`dır.Dünyanın koruyucusu bu suçluyu cezalandırmalıdır. Burada unutulan kişiler değil bu ülkelerde yaşayan milyonlarca suçsuz insanların cezalandırılmasıdır. 11 Eylül saldırılarında ölen 3 bin kişiye karşılık Afganistan`da ve Irak`ta ölenlerin sayısı onbinleri geçer. A.B.D. Irak`a müdahale ettiği sıralarda Çin`in “Sars”ılması düşündürücüdür.Üzerinde oynanan mikrop olan Sars medya desteğiyle her sene %10 luk kalkınma hızı yakalayan Çin, %2`lere kadar düşer.Bunun tam Bağdat düşerken gerçekleşmesi ise tamamen tesadüftür? A.B.D. Afganistan`dan Irak`a müdahale edeceği zamana kadar izlediği stratejinin temel söylemi de düşmanın ve korkunun yaygınlaştırılması üzerine kurgulanır. Üzerinde durulması gereken iki olay vardır.Bunlardan ilki İstanbul, ikinci ise Madrid saldırılarıdır.
Afganistan saldırısı ve ölen masum insanlar, Avrupa ve diğer ülke kamuoyularında şu sorular sorulmaya başlar.Masum insanların suçu nedir?, Niye USAme yakalanamaz.?, Yoksa A.B.D. terör olaylarını kendi terörü için bir kılıf olarak mı kullanıyor ? soruları A.B.D. rahatsız etmeye başlar.
Terör sadece A.B.D. değil tüm dünyayı tehdit etmelidir. Öyle olaylar olmalıdır. Ki tüm bu olaylarda tek bir adres görülmeli,düşman bellidir,El-Kaidedir.Bir İslam ülkesinde İslamcı teröristler(?) bombalar patlarsa ne olur.? İstanbul saldırıları ve bunun medyatik boyutları arkası iyi tahlil edilmelidir. Türkiye ve İspanya`nın nerelere çekilmek istendiğine iyi bakmak lazımdır.
Türk toplumu terörden en çok çeken millettir. 1980 sonrası PKK`ın terör faaliyetleri ve bunların arkasında yer alan(A.B.D.,Rusya,Fransa,Almanya ve İngiltere`nin) yıllarca olaylara seyirci kalması ve NATO`nun meşhur beşinci maddesinin çalıştırılmaması düşündürücüdür. İstanbul`da patlayan bombaların arkasında El-kaide bağlantısının çıkmasıyla artık Türkiye`de ortak düşmana karşı hamleler yapacaktır. Türklerinde canı aynı düşman tarafından yanar. Avrupa`nın Türkiye gibi Afganistan saldırıları sorgulamaları üzerine, A.B.D.nin II.Körfez Savaşındaki Avrupalı destekçisinin (İngiltere ve İspanya) başkenti Madrid`de patlayan bombalarla Avrupa kamuoyundaki tüm şüpheler ortadan kalkar. Artık tüm dünya USAme Ladin şahsındaki İslamcı teröristlere(?) kin beslemektedir. Özellikle Madrid saldırısı sonrası Avrupa kamuoyundaki tedirginlik hat safhaya yükselir. Fransa`nın ülkede yaşayan Müslümanlara yaklaşımı buna örnek gösterilebilir.
BOP,GOP, KAOS İMPARATORLUĞUNA GİDEN YOL MU ?
XX.yüzyılın kuruluş hamleleri 1870`lerde Almanya`nın dünya`ya gelmesiyle başlar. I.Dünya Savaşı ile XIX.yüzyıl güçleri sahneden çekilir. 1919 Paris Barış konferansıyla “yeni dünya düzeninin” sahibi belli olur. Yeni güç İngiltere`dir. Her yüzyıl oluşumları önemli tarihsel kırılmalarla başlar. XXI. yüzyılın tetikleme tarihi 1989 ise 11 Eylül 2001 yüzyılın siyasi manada başlamasıdır. XX. yüzyılın başlarında olduğu gibi geçen asrın kalıntılarının ortadan kaldırılması gerekir. Yeni aktörün gücünün zirvesinde olduğu ve adına “yeni dünya düzeni” denilen bir planın devreye girmesi gerekir. II.Bush hükümetiyle A.B.D. 11 Eylül sonrası planları devreye koyması ve sonra yapığı faaliyetler bu yüzyılın liderliğini yakalama çabalarıdır.
BOP VEYA GOP,
A.B.D. devletlerin Irak işgali sonrası dünya gündemine gelen Büyük Ortadoğu(BOP) veya sonraki adıyla Genişletilmiş Ortadoğu (GOP) projesinin temel amacı Fas`tan Çin`e kadarki coğrafya üzerinde A.B.D. hakimiyetini tanımlamaktır.1919 sonrası İngiltere`nin yaptığına benzer refleks özellikler sergileyen A.B.D., BOP ile yapmak istediği görünüşte Ortadoğu ve Ortaasya`ya “demo”krasi getirmektir. 1919 sonrası İngiltere`nin bölgeye hakim olmak için geliştirdiği “Mandater sisteminin” güncelleştirilmesi gerekmektedir. Mandater sistemin oluşturulmasında kullanılan, üst renklerin aşağıya çekilip, alt renkleri üst renk haline getirildiği görülmüştü. Azınlığın çoğunluğa hüküm ettiği bu sistemde, tek adamların yönetimleri, krallar, askeri diktatörler ortaya çıkardı. Uzun süre tedavülde kalan sistem Saddam`ın düşmesiyle ömrü tamamlanır. A.B.D. şimdi Ortadoğu ve Ortaasya`yı yeniden şekillendirmek istemektedir.BOP ve GOP bunun formülize edilmiş adıdır.
Bu coğrafya`da A.B.D. istediği “Demo”krasiler oluşturulacaktır.Medeniyetle tanışmış,kapitalist yapılar baskıyla hakim hale getirilecektir. Ortadoğu`da A.B.D. İngiltere`nin yaptığına benzer reflekssel özellikler göstermektedir.Arap Miliyetçi söylem Ortadoğudan silindikden sorna buradaki alt renkler yerine üst renklerle oynamaya başlanmıştır. Üst renk İslamdır.Temeldeki sorulardan biri de Demokrasi mi yoksa İngilizvari “mandater devletler” mi oluşturulacaktır.Sanırım sorunun cevapı bellidir. Kontrollü demo`krasiler oluşturmaktır.Halk yönetim içine dahil edilecektir A.B.D. “eylemleri sizin için yaptım” diyerek kendine karşı olan dünya halklarını yanına çekmeye de çalışmaktadır.Hedef ekseninde tuttuğu esas rengi şu an için farklı eksen içinde değerlendirmeyi düşünmektedir.Bir başka ifade ile İslam demokrasisiyle yoğrularak “ılımlı islam” modeli oluşturulmak istenir. XX. yüzyıl başında II.Abdülhamid`in Pan-İslam kartına karşılık İngilizlerin bulduğu “İslama karşı İslam” tezi A.B.D. tarafından yeniden keşf edilmiştir. Kontrollü bir İslam veya “muhafazakar demokrat” bir İslam mı ? Büyük Ortdaoğu projesinde Ortadoğu merkezli dünya bu eksen üzerine ortaya çıkarılacaktır.
Büyük Ortadoğu ve Türkiye


Türkiye 80 yıllık demokrasi tecrübesiyle Ortadaoğuda hemen dikkatleri üzerine çekmektedir.Türkiye A.B.D. Irak işgaliyle beraber A.B.D. ile komşu oldu.Buna karşılık birden fazla politik havzalarla temasa geçerek dengeli(?) bir poltika mı yoksa zikzaklar çizen bir politika mı izler hale geldi burası yoruma açıktır.
Türkiye büyük Ortdaoğu projesinde A.B.D.`nin tanımladığı model ülke tipine şu anki siyasal iktidarla yakın gibi duruyor. Türkiye şimdi bu role soyunmak istemektedir. A.B.D. nin Büyük Ortadoğu projesine paralel onunla çatışmayan bir proje önerdi.. Ortadoğu`yu AB benzeri ekonomik birlikteliklerle yaşanır hale getirmek. Ekonomi birliktelikdeki lokomatif petrol olmamalıdır.Petrollü ekonomiler şu ana kadar ki uygulamalarda görüldü ki asalak bir toplum çıkarıyor. Onun yerine ekonomi de “istihdam merkezli” bir politika takip edilmelidir. Ekonomik ilişkilerle birbirine ürün satan, birbirini de değişik ekonomik yatırımlar yapan fabrika bacalarının tüttüğü, işsizlik oranın azaldığı, çalışan bir Ortadoğu hedeflenmektedir. Bu planın birincisi aşamasıdır.İkinci aşama karşılıklı yatırımlarla ülkeler arasında insanlar birbirlerini tanıyarak güvensizlik ortamı, güvene dönüşecektir.Bir müddet sonra ülkeler rejimlerinde yapısal değişikliklere gidecek ve halk yönetimde rol almaya başlayacaktır.Yani Demokrasi safhasına geçilmiş olacaktır. Bir manada A.B.D. da büyük Ortadoğu projesiyle bunu istemektedir. Yalnız burada A.B.D. ile Türkiye arasında. yöntem eksikliği veya yoğurt yiyiş farklığı vardır.
A.B.D.,Ortadoğu merkezinden hareketle dünya üzerinde “A.B.D. çağını” oluşturmayı istemektedir.Çalışkan üreten bir Ortadoğu silah tüketmeyen, dünyada gerçek güçleri tanıyan kimin düşman kimin dost olduğunu anlayan Oratadoğu A.B.D.`nin işine gelmez. O yüzden Türkiye`nin tanımladığı küçük Ortadoğu projesi yöntemsel olarak A.B.D. işine gelirse de son sözü söyleyen taraf olmak ister.Onun için Türkiye`yi model olarak düşünmektedir.Ama sadece model, karar merciinde veya başka rollerde değil.


SONUÇ
Yeni bir Yüzyıl kuruluyor. Bu yüzyıl XX.yüzyılı aratmamalıdır.Dünya tek güç merkezli yapılanmalara girdiğinde zaman güc o asra rengini vermektedir.Güç adaleti, İnsanlara haklarını esas alıyorsa, o devirde bunlar daha çok yaşanır.Güç adaletsizliği, hukuksuzluğu ayaklar altına alıyorsa bunların sonucu olan kan ve gözyaşı giderek artar. İnsanlığın lanetlediği terör saldırıları kişisel ve devletsel boyutlarda olmamalıdır.Terörü devletle yapsa kişide yapsa sonuçta binlerce masum insanı öldüren acımasız bir silahtır.Terörü kullananlar terörle vurulur.
II.Bush hükümetiyle A.B.D.`nin yapmaya çalıştığı ülkeyi “İmparatorluk moduna” geçirme hayali 2004 seçimleri sonrası gösterecektir. Şurası kesindir. Tarihin sonunu medeniyetleri çatıştırarak değil medeniyetleri barıştırarak getirirsiniz.


Yrd.Doç.Dr.Bekir Günay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir