Tezkeresi Gölgesinde Kurtlar Vadisi Kerkük

Kuzey Irak’ı yakından takip eden arkadaşımız Can Latif tezkere sonrasında bölgede gelişen olayları sizin için analiz etti.

ABD’nin tüyünü Irak’ta kaybeden sivil paşası Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, 1 MART tezkeresi üçüncü yıl döneminde bu yıl Türkiye’ye yüklenmedi ama eski defterleri karıştırdı, ülkesinin Türkiye’yi komünizm tehlikesinden nasıl kurtardığını anlattı ! Tezkerenin reddinin 3. yılında, o karara parmak kaldıran vekilleri ve onları etkileyen savaş karşıtlarını bu günlere de başka planlar yaparak ABD askerine izin verilmediği yıllar önce bu kez Türk ordusunun izin alımdan veya izinli olarak , Türk ordusunun Irak’ta İç savaşın başlaması takdirde Irak’a müdahale edip edemediğini tartışmaya başladılar bile .

TBMM kararına rağmen ABD’nin Türk topraklarından Irak’a 5 bin sorti yapmasına gizlice izin veren sivil ve askeri yetkilileri ise bu sefer İran saldırı ile kapıda bekleyen İran –ABD ve Suriye –İran siyasi yönetim ve İran Nükleer krizine atlatmaya bakarken Irak’ta kriz büyümeye başladı. Nitekim İran’ın özel temsilcisi Ankara’da görüşmeler bulunurken İran Meclisi Dış Siyaset, Ulusal Güvenlik ve Savunma İşleri Komisyonu Başkanı Aladdin Burujerdi, özel temsilci sıfatıyla Ankara’da , ülkesinin nükleer programına ilişkin gelişmeler hakkında bilgi vermeye çalışırken Ziyaret sırasında Burujerdi, Meclis Başkanı Bülent Arınç, Devlet Bakanı Beşir Atalay, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Tuygan’la görüşmesi Durum ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir ,Türk yetkililer ise Burujerdi aracılığıyla, Tahran yönetimine gerginliğin bir an önce sona ermesi için gerekli adımları atması telkininde bulunurken ,İran’a, Avrupa Birliği üçlüsüyle müzakerelere yeniden başlaması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’yla, tam bir şeffaflık içinde işbirliği yapması tavsiye edildi. Ankara’dan ayrılmadan önce, temaslarını değerlendiren Burujerdi, “Görüşme olumlu geçti. Türkiye, İran’ın barışçıl nükleer faaliyetlerine destek veriyor dedi.

Özel temsilci, Türkiye’nin arabuluculuğunu isteyip istemedikleri sorusuna ise “Müzakere süreci devam ediyor. Fakat, Türkiye gibi dost bir ülkenin, diğer ülkelere de açıklamalarda bulunması enteresandır . Bu nedenle, Türkiye’yi daha fazla bilgilendirmek istedik” yanıtını verdi. Ardından , İngiliz Sunday Times gazetesinde yayınlanan bir haber Ortalık karıştırıp Türk basını İran ve Irak’taki gelişmelere yönlendirdi 1 kez daha çünkü habere göre NATO, ABD’ye olası İran’a saldırısında hava desteği sağlayacak. Operasyonlarını Türkiye’den yürütecek. ABD, uluslararası baskılara rağmen nükleer programından vazgeçmeyen İran’a saldırması durumunda Türkiye hava üssü olarak kullanılacak.

İngiliz Sunday Times gazetesi, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) önde gelen danışmanlarından Dan Goure’un sözlerine dayandırarak verdiği haberinde, “NATO , Amerika’ya İran’a yapacağı hava saldırılarında lojistik destek sağlayabilir. Ve bu desteğinde Türkiye’yi hava üssü olarak kullanabilir” diye yazdı ayrıca eğer doğruysa bu iddiaya destek olarak “Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Başkanı Porter Goss’un geçtiğimiz yılın sonunda Türkiye’yi ziyaret ettiği ve Başbakan Erdoğan’dan saldırı için yardım istediği” detaylarına da yer vermesi Irakta gergin olan durumun İran saldırısı ile bölgede gergin olan ikili ilişkileri nasıl etkiler ve İç savaşı tetikler mı acaba , İran’ın nükleer çalışmalarını endişeyle takip eden İsrail’de, NATO’ya ait erken uyarı ve kontrol uçağı Awacslar’ın hazırlık uçuşları yapması, “Nato, İran’a yapılacak saldırı için hazırlıklar yapıyor” yorumlarına neden oldu. İttifakın Hava Kuvvetleri Erken Uyarı ve Kontrol Gücü Komutanı Axel Tüttelmann, uçuşlar hakkında “NATO saldırıya yardım kararı verdiği takdirde, biz ilk çağrılacak birim oluruz” demekle yetindi. Gazete, Kuzey Irak’ta ABD’nin izniyle konuşlanan İsrail timlerinin İran içlerine girerek olası saldırı için nükleer tesisleri tespit ettiğini belirtti.

İran tüm baskılara rağmen nükleer programının sivil amaçlı olduğu konusunda ısrar ediyor. Ancak uzmanlar erken tedbir alınmaması durumunda İran’ın yakın bir zamanda atom bombası elde edeceği kanısında.İran ve Türkiye ve denklemede İsrail İran Nükleer krizi savaşa dönüşürse bölgede neler değişecek Allah bilir ama bunu aklımın ucundan bile geçirmek istemiyorum çünkü Irak sorunu çözülmeden bu savaş başlarsa kesin olarak bilinen bir şey var Oda Türkiye istese de istemese de seyirci kalamayacaktır .

TBMM’nin 1 Mart Tezkeresi’ne ABD’ye, Irak’a kuzeyden ve Türkiye üzerinden girebileceğine dair yönlendirme verilmiş, ABD buna dayanarak hazırlık yapmış, hatta bu ülkeyle yapılan anlaşma çerçevesinde ABD’den Türkiye lehine büyük tavizler koparılmış, ancak 1 Mart günü TBMM ters karar vermiştir. Bu duruma “TBMM demokratik hakkını kullanmıştır” diye kulp takılamaz. Bugün en ufak aykırı hareketinde üyelerini partiye ihanet etmekle suçlayan AKP’nin bu kadar hassas bir konuda “ne yapalım demokrasi var” deme hakkı var mı yok mu bir yana dursun bu kez Türk ordusunun 1 mart tezkeresinin yıl döneminde Irak’ta İç savaş patlak verdiği takdirde Türk ordusunun müdahale edip etmeyeceği bu günlerde Gündemde .Türkiye’nin komşu ülkeleri konuya ilişkin yaptıkları açıklamalar ada bir dediği bir dediğini tutmayan ve büyük çapta “güven erozyonu”na uğrayan bir Dış görüntü vermişlerdir .Irak meselesinde hükümete baskı yapmayı her zamanda yapan ABD ve AKP hükümetini tezkere konusunda “tutarsız davranışını” düzeltmesi için en büyük fırsatı ise ABD’nin Irak’ta dirlik ve düzen kurma konusunda işleri yüzüne gözüne bulaştırması vermiştir. Türkiye “yeni dönemde” Irak’a kendi çıkarlarıyla stratejik ortağının çıkarlarını mümkün olduğunca pekiştirerek bakmaya başlamıştır.

Hükümet, Irak’taki “kırmızı çizgilerin” kazınırcasına silindiğini; ama ABD’nin de Irak’ta bataklığa saplandığını, bataklığın illa ki Türkiye’ye de bulaşabileceğini; bütün bunların birleşimi olarak da Irak’ta ABD ile ortak ama aktif davranması gerektiğini çözmüştür. Büyükelçi Osman Korutürk’ün Irak Koordinatörlüğü ile başlayan ve şimdiki Irak Koordinatörü Oğuz Çelikkol ile devam eden yeni dönemde Türkiye’nin Irak’ta çok aktif, yapıcı ve stratejik ortakları ile uyumlu bir siyaset geliştirdiğine şahit oluyoruz. Hükümetin Irak’taki seçimlere Sünni unsurların da katılımını sağlayan girişimi, Talabani ne derse desin Caferi’yi, ardından Sadr’ı Türkiye’ye davet etmesi doğru ve ait olduğu eksenin çıkarlarıyla paralellik arz eden eylemlerdir.Hele hele, Abdullah Gül’ün “Irak anayasasından çıkan tüm sonuçları kabul edeceğiz” mealli sözü, Kuzey Irak realitesinin kabulü olarak anlaşılır ki, bu gerçekçi ve ülke için radikal bir adımdır.

Ancak bunlar ne kadar zaman süresi içerisinde gerçekleşecektir ! anlaşılan o ki Türkiye’nin, Irak’taki temel önceliği, güçlü bir merkezi yönetim. Ankara, mevcut anayasayı bu açıdan yeterli görmüyor ve önümüzdeki dönemde bazı değişikliklerle, merkeziyetçiliğin güçlendirilmesini umuyor. Temel kaygı, çimentosu eksik bir Irak’ın, zaman içinde dağılıp parçalanması .

KURTLAR VADİSİ FİLMİ

Kuzey Irak’ta Amerikan askerlerinin 11 kişilik özel Türk kuvvetinin başına çuval geçirip gözaltına alındığı olay başta olmak üzere Irak Savaşı ve Ortadoğu sorununu konu alan “Kurtlar Vadisi Irak Irak’ta 11 Türk askerinin kafalarına çuval geçirilmesi olayından yola çıkılarak çekilen ‘Kurtlar Vadisi – Irak’ın, Türkiye’nin en büyük bütçeli sinema filmi olduğu biliniyor .
Ancak enteresandır ki filmin yayın dönemi Irak’ta iç savaş senaryolarının konuşulmaya başlandığı bir dönemde yayınlanması !zamanlama mükemmel denecek kadar ilginç, Gazeteci-Yazar Turan Yavuz’un piyasaya çıkan “Çuvallayan İttifak” adlı kitabında yer verilen bazı gelişmelerden söz etmemek elde değil .Gazeteci-yazar Turan Yavuz’un Destek Yayınları’ndan yayınlanan “Çuvallayan İttifak” adlı kitabında, Irak savaşı sürecinde yeni boyut kazanan Türkiye – ABD ilişkileriyle AKP – Washington temaslarına ilişkin önemli bilgiler yer alıyor. Kitaba göre, Süleymaniye’de Türk askerlerinin başlarına çuval geçirilen operasyonun ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz’in emriyle başlatıldığı da anlatılıyor:”Süleymaniye’deki operasyon, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani’nin Bağdat’ta Amerikalılara verdiği bir bilgi ile başladı. Bu işle ilgili olarak da dünyada ABD’nin gözü kulağı olarak bilinen NSA, yani National Security Agency, (Ulusal Güvenlik Dairesi) görevlendirildi. NSA, Kuzey Irak’taki ’Türkçe konuşmaları’ dinlemeye aldı. Bu dinleme içine bölgedeki tüm Özel Kuvvetler haberleşmeleri de dahildi.”ve “Wolfowitz, 1 Mart tezkeresinin TBMM tarafından reddedilmesi ile başta Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve Türk hükümetine karşı iyi hisler beslemiyordu.
Wolfowitz’in ofisi bir plan geliştirdi. Konu, Florida’daki CENTCOM (Merkez Komutanlığı) ile Brüksel’deki EUCOM’a (Avrupa Komutanlığı) bağlı generaller ile gizlice ele alındı.Onaylanınca yeşil ışık yakıldı ve Bağdat’ta bulunan Bremer’e bildirildi. Planın en önemli noktası, baskının 4 Temmuz günü yapılmasıydı. O gün cumaydı. 3 günlük bir tatilde Amerikalı yetkililer bulunmayacak ve Türkiye’den gelen tepki telefonları da cevapsız kalacaktı. Wolfowitz’den Bremer’e uzanan yeşil ışığın son adresi, Kerkük’teki Albay Mayville oldu.”şu an acaba Türkiye yeni bir Mart tezkerisini yaşamaya mı başladı bu kez ABD’lı yetkileri ile Türk yetkiler arasında başaka konular tartışılmaktadır , ABD ile Karadeniz sıkıntısı yaşanmaya başlandı bile çünkü Türkiye ile ABD arasında, Karadeniz konusunda kamuoyuna henüz yansımamış önemli bir sıkıntı yaşanıyor. ABD, terörle mücadele için Akdeniz’de NATO bünyesinde faaliyet gösteren “Aktif Çaba” adlı deniz gücü operasyonunun görev alanının, Karadeniz’i de kapsayacak şekilde genişletilmesini istiyor.

ABD KARADENİZ’E GELMEK İSTİYOR

Türkiye ise, Rusya ile birlikte bu girişime karşı çünkü ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu üst düzey yetkililerinden Kurt Volker, Washington’da yaptığı bir konuşmada, söz konusu NATO gücünün Karadeniz’de de görev yapmasını istediklerini, ancak Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkeler arasında buna ilişkin görüş ayrılığı olduğunu söyledi.Volker, “Bu konuda özellikle Türkiye gibi bir NATO ülkesine karşı NATO üzerinden baskı yapmak istemiyoruz. İlgili ülkelerle bu işi nasıl çözebileceğimizi konuşuyoruz” açıklamalarada bulunurken , Türk yetkilileri ise, bu girişimin, Boğazlar ile ilgili Türkiye’ye haklar tanıyan Montreux Konvansiyonu’nu sulandırmasından kaygı duyuyor. Ankara, terörle mücadelenin, kendi yürüttüğü “Karadeniz Uyum” operasyonu ve Karadeniz ülkelerinin üyesi bulunduğu Karadeniz Gücü (Blackseafor) adlı teşkilatça yapılabileceğini ve ayrıca bir NATO girişimine gerek olmadığını belirtiyor. Rusya da, Türkiye gibi bu gücü Karadeniz’de istemiyor. NATO’nun yeni üyeleri Bulgaristan ve Romanya ise, ABD’yi destekliyor. Gürcistan ve Ukrayna da, ABD’nin pozisyonuna sıcak bakıyor. Yani Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler, ABD’nin önerisine ilişkin ikiye bölünmüş durumda.ama Rusya önde ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Volker, konuşmasında, Karadeniz’e daha geniş bir perspektiften bakıldığında, “Sadece bir güvenlik meselesinin değil, aynı zamanda demokratik değişimin, siyasi sistemlerin ve piyasa ekonomilerinin güçlendirilmesini içeren bir bölgesel meselenin olduğunun” görüleceğini söyledi.Gözlemcilere göre, Volker’ın bu sözlerinden anlaşılacağı gibi, ABD’nin Karadeniz’deki potansiyel askeri varlığı, “Demokrasi ve özgürlüklerin dünyada yaygınlaştırılması” yönünde Washington’ın savunduğu politikaları desteklemeyi de amaçlıyor.kapalı olarak ABD İran savaşında Türkiye’nin katıkıda bulunmasını arzulamaktadır , Gürcistan ve Ukrayna’daki ‘devrimleri’ kaygıyla izleyen Rusya’nın ise, ABD’nin bu politikalarına tamamen karşı olduğu biliniyor.Türk kaynakları, Ankara’nın da söz konusu NATO gücünün Karadeniz’e gelmesiyle birlikte, ABD ile Rusya arasında gerginliğin artmasından yana olmadığına işaret ettiler, Washington yakınlarındaki Potomac Enstitüsü’nün uzmanı David Smith ise, Türkiye’nin Karadeniz’deki çıkarlarının Rusya’nınkilerle uyuşmadığını savunarak, “Türkiye, Aktif Çaba operasyonunu Karadeniz’e davet etmekte NATO müttefikleri Bulgaristan ve Romanya’ya katılmalı” dedi.hatırlatmakta yarar vardır
Akdeniz’de görev yapan Aktif Çaba operasyonu, 11 Eylül terörist saldırılarının ardından, 2001 sonunda ABD’nin talebiyle NATO bünyesinde doğu Akdeniz’de kurulmuştu.ABD’nin yanı sıra, Türkiye, İngiltere, İtalya, Yunanistan, Almanya, Hollanda ve İspanya’dan savaş gemilerinin yer aldığı operasyonda, bölgede seyreden ticari gemiler izleniyor ve teröre, silah kaçakçılığına ve suçlara karıştığından kuşkulanılan gemiler aranıyor.
Ancak unutmamak gerekir ki bölgenin stratejik öneminin arttığını çünkü , “Bölge eskiden de önemliydi. Ancak bu kadar gündemde değildi. Türkiye konumu itibariyle bir ateş çemberinin içerisindedir. İhtilaflarla çevrili bir coğrafyada yer alan Türkiye, Karadeniz’de kilit bir ülke konumundadır. Bölgede Türkiye’nin yer almadığı bir denklem düşünülemez. Çünkü boğazların kontrolü Türkiye’ye bu sorumluluğu yüklemektedir” ABD’nin 11 Eylül saldırısının ardından Ortadoğu’yu şiddet ve terör odağı olarak gördüğünü söylemek mümkündür , ABD’nin bölgedeki demokratikleşme çalışmaları adı altında izlediği siyasetin bölgeyi olumsuz etkilediğini savunan yazarlar stratejisiler çok .

DEMOKRATİKLEŞME AMA NASIL ?

Bölgede adil bir barış anlayışının sağlanamaması durumunda demokratikleşmenin sağlanamayacağını düşüncesindeler ,İki görüş var birinci görüşe göre Ortadoğu’daki sorunların temel müsebbibinin aslında ABD olduğunu ileri sürmektedir onlara göre “Bölgede çekirdekte bulunan sorun olan Filistin meselesinin çözülmemesi bölgedeki huzurun sağlanamamasının önemli etkenlerindendir. ABD’nin bu anlamda yapmaya çalıştığı özgürlük ve demokratikleşme çalışmaları da olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bölge ülkelerindeki rejimler ve bölge halkının demokratikleşme projelerine güvenmemesi de huzurun sağlanamamasında etkin rol oynuyor” diye tezlerini savunmaktadırlar .
Türkiye’nin Ortadoğu üzerinde 600 senelik bir denge unsuru olduğunu inkar edemez kimse Türkiye’nin bölgedeki projelerde rol almak yerine aktör olması gerektiğini AKP yönetimi bilincindeler Türkiye’nin bölgedeki etkisinin özellikle 1 Mart 2003 teskeresinin TBMM’den geçmemesinin ardından ayrı bir boyut kazandığına dikkat çeken stratejisiler “Türkiye büyük Avrasya’da oynayabileceği rolü henüz oynayamadı ve Şu ana kadar Türkler başkalarının projelerinde roller aldı.Biz Türkiye olarak kendimiz projeler üretmeliyiz. Bölgede geçmişten gelen denge unsuru özelliğimizi buna göre muhafaza etmeliyiz. Türkiye’nin bu projede yer alması ve aldığı konum Türkiye-ABD ilişkilerinin veya Türkiye AB ilişkilerinden daha çok Türkiye’nin Ulusal çıkarlarını düşünmektir ve bunun kabul edilmesinden öte bir şey değildir ve olamaz Türkiye ) .

Süleymaniye’de yaşanan Türk askerleriyle ilgili olayın ardından tırmanan gerginlik sonrası ABD üst düzey yetkililerinden hiçbir özür gelmediğini de ifade ederek, Kurtlar Vadisi-Irak filmiyle ilgili olarak da, “Bunun tazmin edileceği yer sinema değildir” şeklinde eleştiride bulundu .Türkiye zengin petrol ve enerji kaynaklarının bulunduğu Avrasya’da egemenlik kurmanın büyük önem taşıdığına unutmamak gerekir ABD’nin önemli bir petrol tüketicisi olduğunu unutmamak gerekir . ABD’nin dünya petrol ithalatının yüzde 25’ini gerçekleştirmesinin, zengin petrol ve enerji kaynaklarına sahip olan bölge üzerindeki politikalarından vazgeçmemesine sebep olduğunu kayıt d eden stratejisiler Doğalgaz ve petrolün yanı sıra jeopolitik önemi açısından tarihin her döneminde Ortadoğu’nun önemli olduğunu vurgulayan Türk köşe yazarları ” Hitler’den Napolyon’a ve günümüze kadar bölgeye hakimiyet arzusu vardır. Rusya bölgede sağladığı hakimiyet nedeniyle ABD’nin karşısında uzun yıllar güç olarak kalmayı başarmıştır. Şu anda ise ABD, dünya enerji güvenliği açısından bölgenin kontrolünün kendi elinde olmasına büyük önem veriyor” diye nitelendirmektedirler, Avrasya ülkelerinin büyük bir çoğunluğunda kültür soykırımı uygulandığını , serbest bölge ekonomisi ve demokrasinin bölgedeki sıkıntıları artırdığına unutmamak gerekir Çinli bilim adamı Sun Zhuangzhi de, Orta Asya ülkeleri ile Çin arasındaki ekonomik işbirliği konusunu ÇİN Haber ajansına şu şekilde değerlendirdi. Çin’le Asya ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkiler arasında dikkat çeken dört nokta var Zhuangzhi, “Mal alışverişinde orta sınıf ürünlerin çoğunluğu, ticarette özel sektörün etkinliği, ticaretin yapılmasında eski kurallara bağlılık ve ticaretin belli bölgelerde sınırlı kalması, Çin ile Asya ülkeleri arasındaki ticari ilişkilerde dikkat çeken noktalardır. Çin ile diğer Asya ülkeleri arasındaki ekonomik işbirliği devamlı gelişiyor.

ASIL HEDEF ÇİN Mİ?

Söz konusu ülkelerle Çin arasında oluşan altyapı ticaretinin yanı sıra turizm, siyaset hatta medya alanında da işbirliğine neden olmaya başlamıştır” şeklinde ABD’nın asıl savaşmak istediği hedef İran değil Çin’nın önünü kesmektir diyor ,işte şimdi çok iyi anlaşılmaktadır neden sayın ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye ve Yunanistan’ı komünizmin eline düşmekten, ABD’nin o dönemde uyguladığı Truman Doktrini’nin kurtardığını savunması aynı kişi Direnişin Irakta Türkiye’nin ABD askerine geçiş yolu vermemesinden kaynaklandığını birkaç ay önce söylediğini unutmamak gerekir yanı amaç İran değil Çin ve Rusya’nın önünü kesmektir
Rumsfeld, dönemin başkanı Harry Truman’ın memleketi olan Missouri eyaletinin Independence kentinde eski başkan adına kurulu kütüphanede yaptığı konuşmada, Truman’ın İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Sovyet yayılmacılığının önüne geçmek için kendi adıyla tanınan doktrini geliştirdiğini anlatarak, çeşitli ülkelere ilişkin örnekler verdi.ama aslında bu örnekler eski bilgiler değil yeni bilgiler olması gerekir idi .
Son günlerde Türkiye ve Irak arasında resmi görüşmelerdeki yoğunlaşma, buna paralel olarak farklı yorumları da doğuruyor. Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelik kol’un, Birkaç hafta önce Mesut Barzani ile görüşmesi; daha sonra Irak Başbakanı İbrahim El Caferi’nin kalabalık bir heyetle Türkiye’ye yaptığı ziyaret ve Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’nin bu ziyarete karşı, Irak Anayasası’nı gerekçe göstererek, muhalefetini açıkça beyan etmesi birbirini takip eden gelişmeler oldu.Türkiye’nin, diğer bölge ülkeleriyle olduğu kadar, komşusu Irak ile de yakın temaslar yürütmesi, başlı başına eleştiri konusu olması gereken bir tutum sayılmaz. Bu tür ilişkilerde, bir eleştirinin söz konusu olmaya başlaması, birkaç nedenle söz konusu olabilir. Türkiye adına, son günlerde yapılan resmi temaslarda basına yansıyan bilgiler ışığında böyle bir izlenim edinmek mümkün görünmüyor.
Başka bir ifadeyle, devletler arasındaki dostane ilişkilere hâkim olması gereken uluslararası hukuk ilkeleri bağlamında, hukuku zorlayıcı bir tutum söz konusu olmadı.tersine , Iraklı yetkililerle yapılan görüşmelerde, Irak’ın iç siyasi düzeni konusunda, çoğulculuk, siyasi katılımcılık, her anlamda azınlık ve çoğunluk ilişkilerinin güce referansla belirlenmemesi yönünde telkinlerde bulunulduğu anlaşılıyor. Bu yaklaşımın, genel olarak olduğu kadar Ortadoğu’daki siyasi gelenek ve uluslararası ilişkiler tarzı karşısında da desteklenmesi gereği tartışmasız görünüyor. Uluslararası hukukta, bir devletin kendi ülkesi üzerindeki yetkilerini kullanma kabiliyetinin ölçülmesinde, ’etkililik’ ve ’meşruiyet’ kavramları, bugün varlığı birlikte aranan kavramlar olarak mütalaa edilmeli. Irak’ta bunun için çaba göstermenin ülkedeki ve dış nedenlere bağlı sonuçları ortada. Bu durumda, Irak’a komşu ülkelerin bu yöndeki yaklaşımlarını, içişlere müdahale tutumunun ötesinde değerlendirme basireti göstermek ve bunu geliştirmek, öncelikle Iraklılar bakımından büyük önem taşıyor. Irak Başbakanı İbrahim Caferi’yi ağırlayan Ankara, şimdi de Sünni gruplarla temasa geçiyor. En büyük Sünni gruplardan Irak İslam Birliği temsilcisi Tarık El Haşimi ile Ulusal Diyalog Konseyi temsilcisi Salih Mutlak’ın Ankara’ya geleceği öğrenildi. Dışişleri Bakanlığı , Irak’taki tüm gruplarla temasların süreceğini belirterek Şii lider Mukteda El Sadr’ın “çok yakın dönemde” Ankara’ya gelmeyeceğini söyledi.
Bu arada Caferi’nin, Başbakan Erdoğan’dan, Irak’ta çatışmaları önlemek için Türk askeri istediği öğrenildi. Türkiye’nin tarihten gelen bir etkisinin olduğunu hatırlatan Caferi, Irak halkının sadece Türkiye’ye güvendiğini vurguladı. Yabancı askerlere karşı halkın büyük bir tepki gösterdiğini belirten Caferi’nin, “Amerika bu işi beceremedi” dediği bildirildi. Irak parçalanırsa “Ankara’nın kabusu gerçeğe dönüşüyor” ve böylece bölgenin yeni jeopolitiğinin gereği kurulacak Kürt devletinin Türkiye’den başka dayanacağı bir yer olmayacak. özetle Ankara’nın Amerika’yı Irak’ın parçalanabileceği yönünde uyardığı, Kürtlerin bağımsızlık ihtimali yüzünden Irak’ın parçalanmasından korktuğu, şimdi bu korkusunun, daha doğrusu kabusunun gerçeğe dönüşmekte olduğu anlatılıyor yabancı basın organları tarafından . Zannediliyor ki, Irak parçalanırsa bundan tek etkilenecek ülke Türkiye olacak ve Türkiye onların öngördüğü biçimde paldır küldür Kuzey Irak’a girecek. Türkiye’nin müdahalesi önlendiği takdirde de bütün sorun çözülecek.

Oysa ne Türkiye’nin Irak’a gireceği var, ne de Kürtlerle arasını bozacağı planlar var AB’deki köşe yazarlarına göre Ankara tabii ki Irak’ın parçalanmasını istemez, tabii ki Kürtlerin tek taraflı taleplerini desteklemez. Ama Irak’ı bir arada tutmak mümkün olmazsa maceraya da atılmaz. Türkiye’yi yönetenler, askeri planlamayı yapanlar aptal mı? Müdahale ile hiçbir sorunun çözülemeyeceğini, bölgenin kontrolünün yüz binlerce asker gerektireceğini, böylesi bir müdahalenin Türkiye’nin başını bütün dünya ile derde sokacağını, çözdüğünden daha fazla sorun yaratacağını görmekten aciz mi? Batıdan bakanlar nedense Türkiye’nin Irak’ın parçalanmasına itirazının temel nedeninin parçalanmaya müdahale etmeme için de geçerli olduğunu göremiyor. Evet, Türkiye’nin Kürt devletinin kurulmasına kendi Kürtlerine de örnek olacağından korktuğu için karşı çıkıyor.
1- Ama bir kez devlet kurulduktan sonra Türkiye’nin kurulan devleti kabul etmesinden başka çıkar yolu yok. Çünkü yapacağı her türlü itiraz korktuğunun başına gelmesine, Türkiye Kürtleri’nin Türkiye’den daha da fazla yabancılaşmasına yol açar. Üstelik Türkiye, Türkmenlerin haklarını da güç kullanarak korumak zorunda değil. Hukuki yöntemler ne güne duruyor? Bunu ben değil işte bu soruyu ve açıklamayı ise birazdan değineceğim ve Türkmen basınından ve Irak basınından Türkiye’de sadece BİZTÜRKMENİZ gazetesinin davet edildiği toplantıdan söz edeceğim .bu soruyu The Associated Pres AP Bayan muhabirinin Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelik kol’a sorduğu sorudur soruya yanıtın makalem içerisinde yanıtını vereceğim daha doğrusu sayın bakanının yanıtını irdeleyeceğiz , Irak’ın parçalanmasından asıl korkması gereken biz değil ABD ve AB lar olmalı. Irak parçalanırsa bize görece olarak en istikrarlı kısmı komşu olacak ve üstelik bölgenin yeni jeopolitiğinin gereği kurulacak Kürt devletinin Türkiye’den başka dayanacağı bir yer olmayacak.
2- Fakat Irak’ın ortası ve güneyi tüm bölge için uzun yıllar istikrarsızlık adası halinde varlığını sürdürecek. Kürtler, Kerkük sorunu bizden önce Araplarla çözmek zorunda kalacak. Şii bölgesi büyük bir olasılıkla İran’ın çekim merkezine girecek. İran Filistin sorunu üstünde, dolayısıyla da bölge üstünde daha fazla söz sahibi olmaya çalışacak. Belki de İran ile Irak’ın güneyi birleşmeye kalkacak. Bütün bunlar tek tek toplantıda dile getirildi tam bir beyin fırtınası yaşandı , Irak’ın parçalanması dini radikalleşmeyi artıracak, Araplar arası dayanışma yeni bir boyut kazanacak. El Kaide ve benzeri örgütler Irak “başarısından” dersler çıkartıp, dünyayı istediklerini empoze etmek için çok daha sıkı çalışacaklar. Petrol fiyatları fena halde artacak. Bölgenin demokratikleşmesi bir hayal olarak kalacak. Irak’ın parçalanmasından da herkes Amerikan müdahalesini sorumlu tutacak. Kısacası Irak’ın parçalanması Türkiye kadar, hatta ondan çok daha fazla ABD ve Avrupa ve genelde Batı dünyasını etkileyecek.

TÜRKİYE MÜDAHALE EDER Mİ?

‘Irak’ta iç savaş çıkarsa Türkiye, Kuzey Irak’a girer mi?’ . Washington’da önemli bir kitle Ankara’nın doğru anı beklediği kanaatinde, Irak’ta iç savaş çıktığı takdirde, Amerikan askerlerinin tamamının bu ülkeden çekileceğini; böylece Türkiye’nin ‘hayallerinin’ gerçek olacağını ve Kuzey Irak’a girip Kürtleri ezeceklerini düşünmektedirler görüldüğü gibi ABD ve AB basını farklı tavır sergilemektedirler bu konu ile ilgili olarak .Irakta hala hükümet kurulmadı ‘siyasi iç savaş’ sürmekte. Kürt, Sünni ve Şii Iraklılar yönetimde çıkarlarını en maksimum düzeyde sağlayabilmek adına birbirleri ile öldüresiye yarışıyor . Irak için en kötü senaryo ‘iç savaşın’ çıkmasıdır,şimdi İran ve Suriye sorunları geride Bırakarak ana konumuza dönelim .

GEÇEN hafta Bağdat’ta, aralarında Talabani ve Barzani’nin de bulunduğu siyasi, etnik ve dini grupların liderleriyle bir dizi görüşmeler yapan Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelik kol, dün İstanbul’da bir grup gazete yöneticisi ve yazara temaslarıyla ilgili bilgi verdi. Başbakan’ın dış politikada Başdanışmanlığı’nı yapan Büyükelçi Prof. Dr. Ahmet Davut oğlu’nun da Irak ve Ortadoğu ile ilgili konularda arada sıra da bir zaman zaman katıldığı sohbetteki üçüncü diplomat, Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Daire Başkanı Büyükelçi Murat Öz çelik’te. Gazeteciler sorularını yanıtladı , Çelik kol ve Davut oğlu, “off the record” cevapladı.soruları . günü bir grup seçilmiş yabancı basın temsilcileriyle birlikte Başbakanlık Dış Politika Başdanışmanı Ahmet Davut oğlu ve Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Oğuz Çelik kol’dan, Türkiye’nin, Irak’ın bugününe ve geleceğine bakışını dinleme imkânını buldum. Paylaşalım: ama toplantıya bu gazetelerin temsili çileri vardı protokolde sırasıyla BİZTÜRKMENİZ GAZETESİNİN YANISIRA

2- The Associated Pres AP
3- Radio Francee İnternationale
4- Agence France Presse AFP
5- China Radio International
6- Deutsche Presse Agentur DPA
7- Guangming Daily China
8- Independent On Sunday UK
9- Islamic Republic News Agency (IRANA ) Iran
10- ITAR-TASS ( Rusia )
11- The Asahi Shimbun ( Japan)
12- The Daily Telegrap ( Uk)
13- Xinhua News Agency ( China)
14- Ard German Tv
15- Associated Pres Tv NEWS (APTN) ( UK)
16- LA libre Belgigue (Belgium)
17- L’EQUİPE ( France)
18- L’Expamsion ( France)
19- L’Express ( France )
20- L’e Journal Du Dimanche ( France )
21- The NEW YORK TİMES
22- Focus (Germany )
23- Le Monde ( France)
24- Libération ( France)
25- Le Figaro ( France)
26- Les Echos ( France)
27- La Tribune ( France)
28- L’Humanité ( France)
29- La Croix ( France)
30- Japan NIKKEI JOURNAL
31- BİZTÜRKMNİZ GAZTESİ
32- AL-JAZEERA

Biz Türk meniz Gazetesi olarak sorulan sorular arasında ilk soru sayın Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelik kol, sorulmuştur ikinci soru ise sayın Başbakanlık Dış Politika Başdanışmanı Ahmet Davut oğlu’na sorulmuştur aynı amanda toplantı akışı içerisinde değişik sorular sorulmuştur .bütün katılanlar arsından sadece BİZTÜRKMENİZ gaztesi sorularını Türkçe olarak sormuştur bütün öteki katılanlar kendi yabancı ülkelerinin dilini kullanarak sorularını sormuşlardır .ilk sorumuza gelince

1. Guardian gazetesi, iç sayfalarında yer alan bir haberinde, Irak’ın parçalanma riskiyle karşı karşıya olduğuna ilişkin bir raporun ayrıntılarını yayınladı .Ayrıca Çatışmaların önlenmesi konusunda çalışmalar yapan Uluslararası Kriz Grubu tarafından hazırlanan raporda, Irak toplumunda dinsel, etnik ve aşiret temelindeki çatlakların kontrol edilemeyen bir şekilde genişlediğine dikkat çekiliydi,ve Amerikan New York Times gazetesi, Irak’ta bir iç savaş çıkması halinde, Türkiye’nin de kuzeydeki Türkmenleri, Kürtlere karşı korumak üzere buraya müdahale edebileceğini iddia etti. Türkiye’nin her 2 gazetede yayınlanan iddiaların gerçekleşmesi takdirde Irak İçin bir A veya B planı var mı ? ayrıca Türk hükümetinin Irak politikasının önde gelenlerinden biri Irak’ın toprak bütünlüğüydü, şimdi değişti mi ? yani Türkiye’nin Irak’a karşı bir B planı mı var?

Ankara, Irak politikası , pratikte elverdiği ölçüde sürecin içinde olmayı ve tüm taraflarla temas halinde bulunmayı öngörüyor. Bu çerçevede Türkiye, ekonomiden orduya dek uzanan bir düzlemde Irak’ın yeniden yapılandırılmasında rol üstlenmeye çalışırken, ’kişisel siyasi parti veya kurumlara açık veya gizli destek vermeksizin kurum veya kişi seçmemeye, herhangi bir tarafın safında görünmemeye özen gösteriyor. Türkiye’nin, kendi iç hukuki mekanizmaları ve siyasi teamülleri dışında bir tutumun ifadesi olarak, Irak’ta birtakım sorumluluklar üstlenmeye yönelmesi böyle değerlendirilebilir. Veya Irak adına dış ilişkilerin kurulmasında yetkili olmayan kişi ve kurumlarla ilişkilere girilmesi de, aynı sonucu doğurabilir. Veya bunların dışında, Irak’a yönelik bir politikanın dili veya uygulama tarzı itibarıyla barışçı kabul edilemeyecek bir niteliğe sahip olması da aynı çerçevede değerlendirilir. Ancak Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğü politikası hala devam etmektedir ve Türkiye’nin başta Irak olmak üzere her zaman Uluslar arası camiada A veya B planı vardır ,müdahale konunsa gelince bu toplantıda bu sorunun yanıtı veremeyiz çünkü bu toplantıda Irak’lı yetkililerle yaptığımız görüşmelerin değerlendirmesini yapmakla burada toplanmış bulunuyoruz ama her şeyin zamanı gelince açıklayacağız şartlar ne gerektiriyorsa onu gerçekleştireceğiz .

The Associated Pres AP temsilcisi soru :Irak’ta bir iç savaş Türkiye’nin otomatik olarak bu ülkeye müdahale edeceği anlamına gelmez. Nedenlerine gelince çünkü , Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nde konuşan Amerikan Ulusal İstihbarat Başkanı Negroponte, alışıldık resmi ve mesafeli açıklamaların aksine, doğrudan ve dürüstçe, Irak’ta iç savaş çıkacak olursa bunun etkilerinin yalnız bu ülkede sınırlı kalmayacağını anlattı. ‘Eğer Irak’a kaos hakim olursa veya bu ülkedeki demokrasinin güçleri yenilecek olursa, bunun etkileri bütün Ortadoğu bölgesinde ve hatta dünyada hissedilecektir,’ dedi. Sayın Başbakanlık Dış Politika Başdanışmanı Ahmet Davut oğlu bu konu hakkında yorumunuz nedir Irak’taki Amerikan askerlerinin komutanı George Casey ise Irak’tan çekecekleri asker sayısını gelişmelere göre ayarlayacaklarını söyledi. Askeri yetkililer, Irak’tan çekilmelerinin söz konusu olmadığı gibi, gelişmeler doğrultusunda bu ülkedeki Amerikan asker sayısının arttırılabileceğinden bahsediyorlar.sizce Türk ordusu Müdahale edecek mi ?

Bu toplantıda gerek Irak’lılar gerek başka komşu ülkelerin içişlerine müdahale etmek istemem aynı zamanda sayın Oğuz Çelik kol dediği gibi bu toplantıdan amaç Irak’lı siyasetçilerin son ziyaretini ve iç savaşın gerçekleşmemesi için çözüm yolarını araştırmak ilerleyen zaman süresi içerisinde sorunuza yanıt vereceğim öteki arkadaşların sorularını dineldikten sonra yanıtlayacağım ama genel olarak Irak’ların iç meselelerine karışmak istemeyiz .

Fransız Radyo sorusu
Sayın Oğuz Çelik kol, Türk dış politikası, Irak politikasının son üç yılını bu ay içinde arkada bırakacak olan savaşın başından yakın geçmişe dek, başarısız ve etkisiz bir “Irak politikası” izledi mi yoksa izlemedi mi ayrıca müdahale bu politikanın özeti, silinmiş olan “kırmızı çizgiler” gibisinden herhangi bir “Kürt oluşumu”nu engellemeye yönelik ve bu amaçla “Türkmen kartı”nı kullanmayı öngören bir politika idi. Ayrıca Irak Türkmen Cephesi üzerinden yürütülen “kısır ” bir politika idi . ITC 30 Ocak 2005 seçimlerinde başarsız olmuştur Ankara’ya 2005 yılı içinde davet edilmeyen iki önemli Iraklı siyasi şahsiyet, iki Kürt lider idi. Biri, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, diğeri ise yeni anayasal sıfatı ile “Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanı” Mesut Barzani.onlar ne zaman davet edilecek yoksa onları davet etmeyi düşünüyorsunuz ?

Ankara’nın kapısı herkese açıktır isteyen gelebilir bunu bana değil Iraklılara sormanız gerekmektedir ,Türkiye’nin Irak’ta bütün siyasi ve etnik siyasi gruplara eşit mesafede yaklaşmaktadır bunu sayın Dışişleri bakanı Gül bir çok kez dile getirildi Türk diplomatlar tarafından.

Belçikalı SORU : Bu temaslar Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi ile ikincisiyle ise Ankara’dan Kuzey Irak’a gönderilen MİT Müsteşarı yaptı Kürtlerle sizce Irak Türkmen Cephesi üzerinden yürütülen Türkiye’nin Irak politika terk edilmiş, aynı amaçlı politika, bu kez Iraklı Sünni gruplar ve bazı Şii şahsiyetlere de açılarak yürütülmek isteniyor mu ?

Bir kez daha tekrarlamakta yarar vardır Ankara, Irak politikası , elverdiği ölçüde sürecin içinde olmayı ve tüm taraflarla temas halinde bulunmayı öngörüyor. Bu çerçevede Türkiye yoluna devam edecektir bizim dışımızdaki gelişmelerle ilgili olarak yorum yapmak istemem Irak’lıların iç meselelerine karışmamak amacız derken yanlış anlaşılmasın karışmamak derken bütün siyasi partilerle bağlantımız sürdürmemek veya iç savaşın önlenmesi için iç ve dış faktörlerle ilgili sorunları çözerken Türkiye komşu ülke olan Irak halkına elinden gelen yardımı esirgemek yanlış olur biz elimizden geleni bütün grupların barış ve demokrasi gölgesi altında yaşamlarını sürdürmek için girişimlerimize devam edeceğiz

AP .SORU

önümüzdeki günlerde Tarık el-Haşimi ile eski Baasçı, yeni parlamentoda 11 sandalye kazanan Salih el- Mutlak’ın Ankara’ya gelmeleri söz konusu. Birincisi “Müslüman Kardeşler”in Irak kolunun lideri olan iki Sünni şahsiyetin Ankara’ya ziyaretleri Muktada Sadr’dan önce gerçekleşmesi söz konusu neden radikal aşırı uçlar çağırılmaktadır toplantıya Kürtler çağırılmamaktadır !? Türkiye’nin Irak sınırının öte yanında, ülkenin ortasına dek Kürtler yaşıyor. O bölgenin yöneticisi Mesut Barzani ve tüm Iraklı siyaset adamları arasında Türkiye’ye en yakın “siyasi pozisyon”a sahip olan Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin isimleri, Ankara davetlileri arasında henüz geçmemektedir ?

Fransıs soru AP sorusuna ekleyerek acaba bu tutumun nedeni Büyükelçi Negroponte’nin cevabında mı saklı ?… Irak, raydan çıkarsa, şiddet Irak sınırları içinde kalmayacak. Hem Irak’ta, Amerika’nın yenilgiyi kabul etmesi, İran’ın da Irak’taki mevcut etkisini gizlemeye dahi ihtiyaç duymadan gün ışığına çıkaracağı gibi, nükleer güce sahip İran’ın, nüfuz alanını genişletecek. Bu durum, Amerika’nın, Avrupa’nın ve hatta Arapların işine gelir mi diye iyi düşünmek gerek. Bir başka deyişle, Türkiye’nin, 1 Mart 2003’de Amerika’nın, Irak’ı işgal için topraklarını kullanmasına ret cevabından bu yana çok değişti. Mesela, Parlamento, kuzey cephesine ‘hayır’ dedi, ama ötesinde Amerika’nın hava sahası taleplerinden insan hakları yardımına kadar bütün isteklerini neredeyse yerine getirdi.

Japon SOARU
SAYIN bakan bende sorumu eklemek istediğim bazı kritik gözlemlerim var Türkiye, Amerika’dan sonra Irak’a en çok asker göndermeyi kabul eden ülke oldu. Gitmemeleri, Amerika’nın takdirinde. Cumhuriyet projesi olarak adlandırılan AB hedefinizde önemli bir adım atıldı. AB ile tam üyelik görüşmeleri başladı. Ve ilk kez İslam Örgütleri Konferansı’na bir Türk seçildi. Hele ki sınırın öte tarafında savaş cereyan ederken, diğer ötelerinde rejim değişiklikleri için sıkça hatırlatmalarda bulunulurken, Türkiye’nin ‘modernleşme’ projesindeki attığı bu adımlar yabana atılamaz. Kürtleri ezmek için NEDEN bunların hepsini elinin tersiyle itsin? Irak’ta iç savaş çıkarsa, Kürtlerin öncelikli derdi Türkiye olmaz.mı ?

Çin Soru

Amerika’nın en sadık ve laik müttefiki Kürtleri, radikal örgütler tarafı kitlenin rahat bırakacağını mı düşünüyorsunuz? Veya Kerkük’ün, Kürtleştirilmesinde ısrar ettikleri için Şii isyancı lider Muktada Sadr’ın militanlarından barışçıl bir çıkış yolu gösterileceklerini mi bekliyorsunuz? Irak’ta iç savaş çıkarsa Ankara, Kuzey Irak’a girer diye ‘noktalamak’ yerine, Türkiye’nin, bir sonraki adımını anlamak için Amerika, Avrupa Birliği ve hatta Arap ülkelerinin böyle bir tehdit karşılığında ne yapacaklarını bilmeniz gerekli mi acaba Amerika değil, savaş karşıtı olduğunu anlatmaya çalışan bir toplumu, savaş meraklısı diye etiketlemek pek adil gözükmüyor. Bu konu hakkındaki yorumunuz ne ? heyetin yanıtı üstü kapalı olarak şu şekilde değerlendirmek gerekir .

1- Türkiye’nin, Irak’taki temel önceliği, güçlü bir merkezi yönetim. Ankara, mevcut anayasayı bu açıdan yeterli görmüyor ve önümüzdeki dönemde bazı değişikliklerle, merkeziyetçiliğin güçlendirilmesini umuyor. Temel kaygı, çimentosu eksik bir Irak’ın, zaman içinde dağılıp Kürt ayrılıkçılığına ve Şii egemenliğine yol açması. Tabii sonuç olarak Sünni bölgesinin de bir terörizm üssüne dönüşmesi.Bu bağlamda, özellikle Kürt liderlerin dile getirdiği, ’mümkünse gevşek bir federasyon’ talebi Ankara’ya pek cazip gelmiyor.Dolayısıyla, Dışişleri’nin, muhafazakâr İslamcı kimliğine rağmen merkeziyetçiliğe vurgu yapan Caferi’nin başbakanlığından ’herhangi bir şikâyeti yok.

2- Yeri gelmişken Talabani’nin Ankara ziyareti sırasında Caferi’ye yönelik çıkışını da, Irak’taki siyasi çekişmeye bağlıyor Davut oğlu. Talabani’nin cumhurbaşkanlığının konumunu güçlendirmeye, dolayısıyla başbakanlığın yetkilerini azaltmaya çalıştığı düşünülüyor. Tabii Talabani’nin çıkışında, Kürtlerin, hassasiyetlerine ve itirazlarına yeterince karşılık göstermediğini düşündükleri Caferi’nin başbakanlığına itirazının da payı vardı.

3- Çelik kol’a göre Irak’taki en önemli sorulardan beri doğal kaynakların nasıl bölüşüleceği. Mevcut anayasanın bu açıdan yeterince net hükümler içermediğine dikkat çekiliyor ve çıkarılacak petrol kanununun bu konuya açıklık getirmesi umuluyor. Hatırlanacak olursa Türkiye, işin başında, Irak’ta federal bir yapıya soğuk Ancak, Irak’taki gerçeklerin etkisiyle, bu alerji zaman içinde atlatıldı. Ankara’nın bugünkü orta ve uzun vadeli kaygısı, Irak’ın parçalanması. Halihazırdaki çatışmalar, bu parçalanma sürecinin kırılma noktasını oluşturabileceği için Ankara’yı rahatsız ediyor.

4- Çelik kol, Irak’ın henüz bir iç savaş noktasında bulunduğunu düşünmemekle birlikte çatışma dinamiğinin böyle bir risk taşıdığı görüşünde. Davut oğlu da önümüzdeki bir günleri ve en az 1 ayı kritik olarak değerlendiriyor.Mevcut çatışma ortamı, temel olarak Amerika’nın Irak’ta savaş sonrasının planlanmasındaki yetersizliğine bağlanıyor.
Bu bağlamda, özellikle Irak ordusunun lağvedilmesi, vahim bir hata olarak görülüyor. Bugün, gerçek gücün Kürt peşmergelerde ve üniforma giymiş Şii milislerde (çoğu Bedir Tugaylarından oluşuyor) bulunması bu yanlışlığın bir sonucu olarak değerlendiriliyor.Ankara tarafından Saddam döneminde Baasçı Sünnilerin elindeki ordu ABD işgalinin hemen ardından bir günde dağıtılmak yerine, zaman içinde Şii ve Kürtlerin de katılımıyla daha dengeli bir yapıya kavuşturulabilseydi bugünkü kargaşa büyük ölçüde önlenebilirdi Davut oğlu’na göre.

5- Öte yandan Sünnilerin ilk başta siyasi sürece katılmamakla yaptığı hatayı, şimdi de Irak ordusuna uzak durmakla tekrar ettiği düşünülüyor. Ankara, mevcut çatışmalar karşısında ABD’nin aldığı tutumdan da rahatsız. Amerikan birliklerinin kışlalarına çekilip çatışmaları seyrettiği, bir anlamda doğrudan sorumlu bulundukları durumdan ’ellerini yıkadıkları’ düşünülüyor.ABD’nin Irak’tan çekilmesine Ankara pragma tik yaklaşıyor. Şu aşamada bir çekilmenin erken olacağı görüşü hâkim. Amerikan birliklerinin, Irak işleyen bir meclise, istikrarlı bir hükümete, sağlam bir kamu düzenine ve tabii düzenli bir orduya kavuşturulmadan çekilmesi, sakıncalı bulunuyor.ve en son olarak ’Kürdistan’ meselesine gelince , Ankara, yeni Irak anayasasında her nasıl tanımlanacaksa Kürt yönetimini o şekilde kabul etmeye hazır. Bu bağlamda, Türkiye’nin yalnızca merkezi hükümeti muhatap alacağı, Kürt federe yönetimini ayrıca tanımak gibi bir yükümlülüğün söz konusu olamayacağı vurgulanıyor. Barzani’yle ’Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı’ olarak değil ’KDP lideri’ olarak görüşüldüğü, Talabani’nin Türkiye ziyaretinin de bir ’zamanlama’ meselesi olduğu belirtiliyor…

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan sepetçiler sarayında Belçika haber ajansı Türkiye temsilcilerin sorularını yanıtlarken Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelik kol’un Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani’ye, Türkiye’nin Irak anayasasında federasyonla ilgili yapılanmaya ilişkin mesaj ilettiği yönünde bazı gazetelerde çıkan haberlerin yanlış ve abartılı olduğunu söyledi. Dış politikada nüansların önemli olduğunu belirten Tan , ’’Irak halkının karar verdiği sistem ne ise, biz de tabii ki ona ’evet deriz’ demişizdir’’ diye konuştu.Kuzey Irak’la ilgili Irak anayasasında 1960’lı yıllardan beri farklı bir durumun zaten bulunduğunu belirten Tan , bunun ’Kürt devleti veya Kürt hükümeti’ gibi yansıtılmasının ’fazla dikkatsizlik’ olduğunu belirtti.TAN , “Irak halkı, nasıl bir Irak olacağına kendisi karar verir. Onlar ’benim anayasam bu’ dedikten sonra, bizim ’böyle bir anayasa olur mu?’ deme hakkımız yok” Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Büyükelçi Çelik kol’un Bağdat’ta Barzani ile yaptığı görüşmeye atfen bugün basında yer alan haberlerin gerçeği yansıtmadığını tekrara açıkladı .Tan, Irak’ta bir araya gelinen tüm liderlerle yapılan görüşmelerde Askeriye Türbesi’ne yönelik saldırı ve ardından gelişen şiddet olayları ile mezhep çatışmasına dönüşmekte olan durumun Irak için doğurduğu tehlike, hükümet kurma çalışmalarının devam etmesinin öneminin gündeme geldiğini söyledi.Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tan, Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilerin her alanda geliştirilmesi ve temaslara devam edilmesinin de üzerinde durulduğunu vurguladı.tan bilindiği gibi Türk heyeti Irak’taydı, Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Oğuz Çelik kol geçtiğimiz hafta sonu Irak’ta taraflarla temaslarda bulunmuştu. Barzani ile ’parti lideri’ sıfatıyla görüşen Çelikkol, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ve Başbakan İbrahim El Caferi ile de görüşmüş, Caferi’ye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın iyi niyet dileklerini içeren bir mektup vermişti. Çelikkol, Meclis’in toplanıp anayasanın yürürlüğe girmesi ve daha sonra anayasa üzerinde bazı değişikliklerin yapılması için tanınacak dört aylık süre sonunda, Ankara’nın Barzani’nin ’Bölgesel Kürdistan Hükümeti’ni ve başbakanlığını tanıyacağını belirtmişti.Irak’taki mezhep çatışmalarına da dikkat çeken Çelikkol, Kerkük’te benzer durumun görülmesinin tehlikeli olacağını söylemiş, Kerkük’te nüfus yapısının korunmasının önemli olduğunu da ifade etmişti.
Çelikkol ayrıca aralarında Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi Başkanı Abdülaziz El Hekim ve Sünni lider Tarık El Haşimi’nin de bulunduğu pek çok grubun lideriyle bir araya geldiğini söyledi.

ALMAN radyo soru

New York Times gazetesi, olası bir iç savaşta, Suudi Arabistan, Ürdün ve Kuveyt gibi Sünni nüfusu yoğun ülkelerin, Irak’taki Sünnileri korumak isteyeceğini, hatta Irak sınırları boyunca, kendileri için tampon bölgeler oluşturmaya yönelebileceklerini ileri sürdüayrıca ı Alman Gazetesine açıklama yapan ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz de, Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurulması halinde, Türkiye’nin duruma müdahale etmek isteyeceğini belirtti. Türkiye’nin de, Irak’ın kuzeyindeki bir Kürt devletine karşı, bölgedeki Türkmen azınlığı korumak için, Irak’a girme zorunluluğu hissedebileceğine dikkat çekti bu ne kadar doğru ? gerçekleşme olasılığı var mı !?

JAPON SORU

Uluslararası Kriz Grubu, Irak’ın komşularına da olası bir iç savaşı düşünerek gerekli hazırlıkları yapmaları tavsiyesinde bulunuyor. Uluslararası Kriz Grubu, Raporda, “Şu ana kadar bir iç savaş olasılığına karşı hazırlık yapılması yönünde bir çaba tabu olarak görülüyordu. Ancak Irak’ın komşularının böyle bir ihtimali sezmekte yetersiz kalması, gelecekte daha büyük felaketlere yol açacaktır” uyarısı yapılıyor.Türkiye Kerkükte iç savaş çıkarsa müdahale eder mi ?

ÇİN soru
Şii ve Kürtlerin Sünnilere sembolik rollerden daha fazlasını vermeleri tavsiye edildiğini idda eden bazı yabancı basın iddialarını doğru mu yorumunuz ne ?

AP SORU
Irak’ta iç savaş çıkması durumunda Türk ordusunun müdahale etmesi akla yatkın bir seçenek olarak duruyor. Irak’ı kapsayan bir iç savaş çıkması durumunda ve bu iç savaş sürecinde özellikle Kerkük merkezli olarak çatışmalar yaşanırsa müdahale söz konusu olur. Kürtler ve Türkmenler arasında çatışmaların olması durumunda, Türkmenlere yönelik katliam gerçekleştirilirse veya Irak Kürdistan Demokratik Partisi’inin Kerkük’te bir fiili durum yaratma çabası olursa Türkiye’nin müdahalede bulunması uygun bir seçenek olarak gözüküyor mu?. Türkiye’nin bu durumda müdahale edeceğini ve etmesi gerektiğini düşünüyormuşsunuz 2007 yıllında eğer Kürtler referandumda Kerkük’ü katmak isterlerse ne yaparsınız acaba bu seçenek göz ardı edilir mi edilmez mi? Bu konuda henüz Türkiye kaynaklı bir açıklama yok.Türkiye’den kimse bu konuda yüksek sesle konuşmuyor. Ancak Türkiye’nin müdahalesi biraz düşük bir ihtimal olarak gözüküyor bence sizin yorumunuz ne .

ALMAN SORU – Türkiye müdahale etmemeli. Çünkü Irak’ta sadece Türkmen-Kürt meselesinden öte bir durum var ama Türkiye bunu gömemezlikten geliyor . Şu anda Sünni-Şii sorunu var ve Türkiye Irak’a girdiğinde Sünni tarafı olarak pozisyon alabilir. Sebebi Türkmenler olmayabilir veya olabilir ; ne kadar angaje olmak istiyor çok emin değilim sizin yorumunuz ne ?

7- Belçika SORU
ABD’nin Türkiye’nin dahil olmasını istemediği anlaşılıyor. Bir çeşit siyasi desteği olduğu anlaşılıyor ama doğrudan denge sağlayacak bir pozisyon alamaz. ABD bu konuda Türkiye’yi teşvik ediyor olabilir PKK’ya karşı ama Türkiye’nin ne yapacağı konusunda henüz bir tepki duymadık. Bu konu için aklınızda plan var mı!?

Heyetin yanıtı

Çelikkol, terörle mücadelede yeni Irak yönetiminden beklentileri olduğunu da kaydederek, “PKK ile sorunumuz var. Bunu yeni hükümetle ele alacağımıza inanıyoruz. Ve her türlü işbirliğine hazırız” dedi. BM Irak Özel Temsilci Yardımcısı Michael Von der Schulenburg da, “Anayasayı gözden geçirmede en önemli konulardan biri merkezi hükümetin yetkilerinin ne olacağı. Şu andaki anayasada bölgesel yönetimlere olağanüstü geniş haklar verilmiş durumda” dedi. Müdahale konusuna gelince genel olarak bu sorunun tekrar burada konuşmak için toplanmadık ama sayın Alman radyosunun sorusuna açık yanıt vermek gerekirse bu bütün kötü senaryoları düşünmek veya hayal etmek istemiyorum 2007 yıllında Kerkük’ü katmaktan söz ettiniz bilindiği gibi Kerkük’teki komisyonun çalışmaları hala askıda yeni hükümetin oluşmasından sonra tekrar faaliyete geçecektir ayrıca unutmamak gerekir ki seçimde bazı seçim ihlal arı gerçekleşti bunları göz önünde bulundurmak gerekmektedir şartlar neleri gerektirecek bunu önümüzdeki günlerde Irak’ta hükümet kurulduktan sonra
Göreceğiz ama gerek Uluslar arası hukuk başta olmak üzere komşu ülkelerin ve Bm’ın alacağı kararlara saygımız vardır Irak’ın iç meselelerinden söz etmek Hükümet kurulmadan sakıncalı ama Kerkük Sorunu bütün Irak’lıların çözeceği bir sorundur .

DAVUT OGLUNUN BİZTÜRKMENİZ GAZETESİNİN SORUSUNA YANITI
IRAK TROYKASI TOPLANTISINA YALANLAMA

Hayır Türkiye’nin Türkmenlerin veya Kürtlerin arasında gizli bir uzlaştırma yanı (Troyka ) 3 lü toplantısı ( Türkmen,Kürt,Arap ) siyasi partileri veya kişileri bir bildirge veya sonuç imzalamak için planları bulunmamaktadır çünkü AL-Arap gazetesinde yayaınlanan bir habere göre Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelik kol,Irak’a gitmesinin asıl amacı bu toplantı için gereken zemini ve alt yapıyı hazırlamak idi ama bunun olmadığını yalanlamakla birlikte Türkiye’nin ileride ve Hükümet kurulduktan sonra talebin Irak’lılardan gelmesi halinde her türlü uzlaştırıcı girişmelerde bulunabileceği belirtti .
ayrıca gerek Türkmenler ve Kürtler ve Araplar Irakta kardeştir ama Türkiye ileride Hükümet kurulduktan sonra gerek Türkmenler gerek Kürtler ve Arapların arasında uzlaştırıcı toplantılar gerçekleştirmek için elinden geleni gerçekleştirecektir sadece Irak için değil bölge ülkeleri içinde geçerli bu Davut oğlu Irak Ekonomik ilişkiler 75 yıldan beri ivme kazandığını ve en büyük Ticari faaliyetin Kürt denetimindeki bölge ile gerçekleştiğini belirtti ve Türkmenlerin ve Kürtleri ve Arapların Türkiye ile iyi ilişkiler içerisinde bulunmak istediğini belirtti , Irak’ta savaş sonrasında Türkiye’den onay alarak iş yapan 200 şirketin toplam yatırımlarının 2.2 milyar doların üzerinde olduğu söyledi ayrıca 600 şirketin de Irak’ta iş yapmak üzere müracaatta bulundukları da ifade eden Davut oğlu . Türkiye’nin yatırımlarında ve dış ticaretinde, Irak’la sorunsuz bir tahsilat mekanizmasının hayata geçirilmesi gerektiğine dikkat çekerken “Tahsilat sorunları ciddi boyutlara ulaşmazsa, Irak’ta 2010’a kadar hız kesmeden devam edecek yatırım ortamının Türkiye tarafından ivedilikle dış ticaret avantajına dönüştürülmemesi için bir sebep bulunmamaktadır” dedi .Irak’ın dış borç ödemelerinin önümüzdeki 4 yıl içerisinde ülkenin “çok fazla belini bükmeyeceği” ve , bu dönemde yapılacak yatırımların Türkiye ve Irak arasında yapısal bir ticari ilişkinin oluşturulmasını sağlayacağı bildirildi. Bu durumun Türkiye’nin hem sınır bölgelerinde, hem de sınır ötesindeki çıkarlarını besleyecek istikrar ortamının yaratılmasının da en önemli unsuru olduğuna vurgulayan Davut oğlu .Ticaret ve sanayi odalarının da yatırım için Irak’ı düşünenleri yönlendirmesi gerektiğine değinen Davut oğlu “Kısa vadeli ticaret ve yatırımdan ziyade orta vadeli yatırım-uzun vadeli kar realizasyonu vizyonu yerleşmek zorundadır. Ancak böylesi bir vizyonla Türkiye’den Irak’a giden yatırımcı ve ihracatçılar taşeron firma statüsünden kurtulabilirler” ifadesine yer verdi .Türkiye’den Irak’a görünür ve artmakta olan yatırımların yanı sıra Türkiye’den onay alınmadan yapılan kayıt dışı yatırım da önemli boyutlara ulaştığını belirten Davut oğlu . Türkiye’den pek çok işadamının Irak’ta kayıt dışı olarak müteahhitlik hizmetlerinden ciddi miktarda gelir sağladığına da dikkat çekti ve Bölgedeki Kürt Türkmenler arasındaki ilişkileri Ticaretinde etkisi olacağını vurguladı . Davut oğlu “Çantasını alan Türk işadamı Irak’a gidip işi alıyor. Kürt Arap Türkmen bölgesi ayırımı yapılmadan Orada kendi düzenini kuruyor, inşaatı bitiriyor. Bunlar kayıtlı değil. Bu faaliyetleri de eklediğimizde Irak’taki potansiyel çok daha büyük” diye anlarız ,özellikle Kuzey Irak’ta önümüzdeki dönemde kişi başına düşen gelirin hızla artacağına dikkat çeken uzananların raporlarını hatırlatan Davut oğlu Kuzey Irak’ın Körfez Savaşı sonrasında siyasi ve iktisadi olarak Bağdat yönetiminden koptuğu ve bu ara süreci ekonomik olarak toparlanarak geçirdiği belirtildi. Önümüzdeki yıllarda Kuzey Irak’ın iç talebinin hızla artacağının hesaba katılması gerektiği dile getirilirken, Türkiye’nin gerek bu talebi gerek büyük ekonomik altyapı yatırımlarını karşılamada en avantajlı ülke durumunda olduğu ifade edildi.

Ap soru : Irak’ta iç savaşı önlemenin yolu ne ?
Yanıt
Irak’ta iç savaş nasıl önlenir? Veya daha doğrusu önlenebilir mi? Türkiye bunun sağlanması için nasıl bir rol oynayabilir? Bağdat’a son yaptığım 3 günlük ziyaretimde, Irak’ın tüm önde gelen yetkilileriyle görüştüm Son günlerde alınan sıkı tedbirler sayesinde gerginlik nispeten yatışmış görünse de, tehlike -yani bir iç savaş olasılığı- tamamen atlatılmış değil. Bununla beraber Irak’taki gelişmeleri yakından izleyen yetkililer, yapılacak girişimlerle, alınacak tedbirlerle iç savaş tehlikesinin bertaraf edilebileceği kanısındalar ve Çelik kol şöyle devam etti “Evet, komşumuz iç savaşa hiç bu kadar yaklaşmamıştı” diyor, “ama durumu kontrol altına almak hâlâ mümkündür” diye ekliyor.belirttiğim gibi, ümit verici olan husus, bütün siyasi ve dini liderlerin, bir iç savaşı önlemek için ağız birliği yapmalarıdır. Türkiye bu kritik dönemde, Iraklılara bu yönde yardımcı olmayı “tarihi bir sorumluluk” sayıyor. Türk diploma sisi “komşu ülkeler” konferansının da bir an önce yapılması için harekete geçmiş bulunuyor: Irak’ın gerçekten şu sırada komşularından aktif desteğe ihtiyacı var. Özetle; Irak’ta bir an önce bir milli birlik hükümeti kurulmalı… Anayasa, taraflarca daha adil sayılacak şekilde değiştirilmeli… Çeşitli grupların milis güçleri silahsızlandırılmalı, ulusal güvenlik kuvvetleri güçlendirilmeli. Komşu ülkeler Irak’ın toprak bütünlüğünü teşvik etmeli, Irak anayasasının ulusal birliği sağlayacak şekilde değiştirilmesine yardımcı olmalı, Irak’a “asilerin” nüfuz etmesine engel olmalı ve Bağdat’ta bir Ulusal Uzlaşma Konferansı’nın toplanmasına önayak olmalı. “Irak’ın (bölge için de çok tehlikeli olacak) bölünmesini önlemek ve ulusal birliği oluşturmak için hâlâ zaman vardır”.vBunun zamanı da şimdi olsa gerek…

SORU LONMOD

IRAK sadece mezhep ve etnik kimliklere göre parçalı bir toplum değil. Son zamanlarda laik ve liberal etkiler de hissediliyor. İkili bir tablo gözüküyor, Bir tarafta Kürtler, Sünni Araplar ve ’laik’ ya da ’liberal’ diyebileceğimiz Şiiler var. Bunlar ılımlı Şii Adil Abdül Mehdi’nin başbakan olmasını istiyorlar. Caferi veya başkası Türkiye Caferiye açıkça destekliyor mu neden radikal Şiiler çağırılıyor Ayad alavi gibi Laik Şiiler çağrılmamaktadır, buna Türkiye karar veremez modern derken Irak halkının kararına Türkiye modern bir ülke ise neden Laik Şiiler çağırılmamaktadır !?

Heyetin konuya ilişkin yanıtı

şu anki şartlar altında Iraktaki parlamenter sistem bizlere sunduğu tablo bu Türkiye bütün Irak’lı siyasetçilere kapısı açıktır Türkiye bütün siyasi parti gözlemcileriyle görüşmektedir Ankara’nı kapısı herkese açıktır Türkiye ayırım yapmaz .unutmamak gerekir ki Öbür tarafta ’muhafazakâr’ diyebileceğimiz Şiiler ile radikal Şii Mukteda El Sadr grubu ve Şii Türkmenler yer alıyor. Başbakanlık için Şii İbrahim Caferi’yi destekliyorlar.Caferi’nin Ankara’ya gelirken Şii Türkmen Abbas Bayati’yi de yanına almasının bir anlamı vardı tabii. Ankara’nın Caferi’yi “başbakan” olarak ağırlamasına Talabani’nin sert tepkisinin sebebi de Irak’taki bu ikili tablodur.bu Türkiye’nin iç meselesi değil Irak’lıların iç meselesidir tekrarlamakta fayda var burada Iraklıların iç meselesi ve Mezhep ve etnik kimlikler gibi “doğuştan gelen” özelliklerden ziyade, Irak’ta ’liberal’ ve ’muhafazakâr’ gibi siyasi düşüncelerin ağır basması, zamanla sosyal demokrasinin ortaya çıkması zamanla gerçekleşecek Ankara’nın kapısı açıktır bütün gruplara ama Irak halkı ceferiyi seçmiş bunu bizlere değil Irak halkına sormalısınız bizlere değil lütfen bizi Fransız ve Amerikan gazetecilere sesleniyorum bizi baskı altında ve soru bombardımanı altında tutarak hata yapmamızı mı amacınız ! tekrar söylemek isteriz bu toplantıda Irak’ın iç meselelerine karışmak istemiyoruz iç ve dış dengeleri birbirine katmamak gerekir .

BELCIKA FRANSA
Ama bu zaman alacak ama siz neden destek vermediniz
Liberal-muhafazakâr ayrışması gibi gözüken resmin ardında yine ’kimlikler’ var:Şii kimliği güçlü olan Caferi, bu sayede Mukteda El Sadr’ın ve Şii Türkmenlerin desteğini alıyor ama Sünni Arapların desteğini alamıyor Caferi gevşek değil, kuvvetli merkeziyete sahip bir federasyon istiyor; “Kerkük Irak vilayetidir” diyor. Sünni Arapların hoşuna giden bu görüşler, Kürtleri Caferi’ye adeta hasım yapıyor. Talabani’nin sert tepki göstermesinin bir sebebi de budur.bu açıklamalara katılıyor musunuz .

Yanıt olarak:

Bunu Irak’lı muhataplarınıza sorabilirsiniz

Şii kimliği pek vurgulu olmayan, ’liberal’ Abdül Mehdi, doğal olarak Sünnilerin ve Allavi gibi laik Şiilerin desteğini alıyor. Gevşek federasyona yatkın duran ve Kerkük için ısrarlı olmayan Mehdi, tabii Kürtlerin de aktif desteğine sahip. Fransa’da okumuş, uzun süre Fransa ve İran’da yaşamış olan Mehdi’nin eski “solculuk” yıllarında Talabani ile yakın bir arkadaşlığı da var.
Ilımlı Şii Mehdi ile anlaşabilen Sünni Araplar, Kerkük ve merkezi devlet konularında ise Caferi’ye yakın bir çizgideler. Türkiye olarak neden laik Şiilere destek yok?

Bu bizi aşar Iraklıların iç meselesidir tekrar söyletmek zorunda bırakmayınız beni iç ve dış faktörleri ayırtmak gerekir

ALMAN- SORU –
Irak Başbakanı İbrahim Caferi’nin Ankara ziyareti Bağdat’ta rahatsızlık yarattı. Caferi’nin Ankara’ya ulaştığı saatlerde Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, yazılı bir açıklama yaparak, Caferi’yi eleştirdi. Caferi’nin “yetkisiz” olduğunu duyurdu. Yönetime haber vermeden Ankara’yı ziyarete giden Caferi’nin Irak’ı bağlayacak anlaşma yapamayacağını vurguladı.
Yeni hükümet çalışmalarının yürütüldüğü Bağdat’ta henüz taraflar arasında uzlaşma sağlanmış değil. Şiiler ile Sünniler arasındaki gerginlik sürüyor. Talabani bu tür ziyaretleri yeni Başbakan’ın yapması gerektiği mesajı veriyor. Sayın Tan bunu nasıl yorumlarsınız !?

Türkiye, komşu Irak’ın bir önce normale dönmesi için katkıda bulunmaya çalışıyor. Türkiye’nin başından beri izlediği politika her kesimle, her liderle görüşerek katkı vermek. Bu nedenle görüşmek isteyen, gelmek isteyenlere ’hayır’ demesi mümkün değil. Ziyaret talebi Sayın Caferi’den geldi. Biz Irak’ta her kesimin temas talebini olumlu karşılıyoruz. Biz de gittiğimizde her kesimle temas etmeye özen gösteriyoruz. Kaldı ki Sayın Caferi şu anda Başbakan ve yine hükümet içinde de en güçlü Başbakan adaylarından biri.”

SORU FRANSIZ : Şii lider Mukteda El Sadr’ın da Ankara’yı gelmek istediğini belirterek, bu ziyaret hakkında da şu değerlendirmede bulunabilirimsisiniz .?

Yanıt olarak

Şii lider Sadr da ziyaret talebinde bulundu. Henüz bir tarih belirlenmiş değil. Ancak bu talebe de aynı anlayış içinde yaklaşıyoruz. Irak’ın normale dönmesine katkıda bulunacak temasları geri çevirmek doğru bir tutum olmaz. Sadr,veya başkası Irak’a komşu bütün ülkelere gitti ve üst düzey kabul gördü. Suudi Arabistan’da, Ürdün’de, Suriye’de, İran’da. Şimdi de Türkiye’ye gelmek istiyor. Bunu normal ve doğal karşılıyoruz. Açıkçası Türkiye başbakan Caferi’ye verdiği mesajın özünü, şu olarak kabul edilebilir “iç savaşa sürüklenmenin önlenmesi ve ulusal birlik hükümeti kurulması” oluşturuyor.bunu Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün mesajlarında gözlenmektedir hangisi sıralayabilirimsiniz
evet mesajlar şöyle özetlenebilir: Irak’ta “ulusal birlik hükümeti” oluşturulması hizmet eder. Her kesimin ağırlığıyla orantılı bir şekilde temsil edileceği hükümet, Irak’ın iç savaş tehlikesinden uzaklaşmasını ve normale dönmesini kolaylaştırır. Herkes Bağdat’a bakmalı, merkezi hükümeti esas almalıdır.ikinci olarak ise , Bir mezhebin diğer mezhepleri, bir etnik grubun diğer etnik grupları kontrolü altına almaya çalışmasına engel olunmalıdır.ayrıca Irak’ın bir iç savaşa sürüklenmesi mutlaka önlenmelidir. Böyle bir gelişme sadece Irak’a değil, tüm bölgeye ve giderek dünyaya zarar verir. Bu nedenle bütün liderler etkili oldukları kesimleri kontrol etmelidir. Irak’ın yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden bütün Irak halkının yararlanması esas olmalıdır. Bir mezhep veya bir etnik gruba verilmemelidir. Irak’a komşu ülkeler zirvesi zaman yitirilmeden yapılmalıdır. Kerkük için özel statü sağlanmalı ve bu anayasal güvenceye bağlanmalıdır ve bütün Irak halkı tarafından bu şehrin statüsü belirlenmelidir .Türkiye aralık ayının başında Bush’un Irak danışmanı Halilzad’la Iraklı Sünnileri İstanbul’da buluşturarak bir uzlaşma sağlamış, Washington da bunun için teşekkür etmişti.Ama gelinen nokta “iç savaşın eşiği”dir! Çünkü, uzlaşma Irak’ın Savunma ve İçişleri’ne bağlı güvenlik güçlerinde Sünnileri de içine alacak bir denge kurulmasını öngörüyordu; bu yapılamadı. Hem Sünni, hem Şiiler ellerindeki iktidar mevzilerini paylaşmaya yanaşmadılar. Gerilim arttı.

Belçika SORU

BM Temsilcisi John Pace’in belirttiği gibi, “Şiilerin elindeki İçişleri Bakanlığı’na bağlı ölüm mangaları her ay yüzlerce Iraklı Sünniyi kaçırıp işkencelerle öldürüyor!” bu sözler doğrumu

Yanıt olarak:
Irak’ın iç meselesine yorumlarda bulunamayız ama , Koffi Annan’ın dediği gibi, Türkiye’nin “Irak konusundaki uyarıları haklı çıktı.ancak ,çözüm çok zor… Irak’ı tarihen hep Sünniler yönetti, Şiiler dışlandı. Mezhep kimliği yerine “Arap milliyetçiliğini” savunan Baas’ın muhalefet döneminde, Şii idi; fakat Saddam bunu engelledi ! Şiiliğin “ayetullahlar” etrafında kurumlaşmış otonom yapıları Baas’ın merkeziyetçiliğiyle bağdaşmadığı gibi, paranoyak yanı özet olarak Yangın yayılabilir ama Türkiye bütün tarafları uzlaştırmak amacında .

Fransız SORU

Şimdi Şiiler, yılların ezilmişliğinin ardından “iktidarı ele geçirmiş” olmanın güç hırsıyla, Sünniler ise hâkimiyetten adeta mahkûmiyete düşmenin öfkesiyle son derece katı davranıyorlar. Kuzey Irak da giderek daha çok ’ayrılıyor’ zaten. Abdullah Gül aralık ayında İstanbul’da Sünnilerle görüşmüştü. Belli ki, Ankara “Sünni duyarlığı” ile değil, komşudaki yangını söndürme gayretiyle davranıyor bu düşünceler katıldığınızı söylemek mümkün mü!?

YANIT

Bunlar çok olumlu; ama Irak sorunu çok karmaşık olduğu için çözüm kolay değil. Türkiye’nin oluşturduğu “Komşu Ülkeler Platformu” ile Güvenlik Konseyi’nin, yani ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’in Irak’ta güvenliği ve birliği sağlama konusunda “uluslararası ağırlık” koymaları, çatışan tarafları uzlaşmaya yöneltecek bir faktör olabilir. Koffi Annan da Türkiye’ye bunu önerdi zaten. Komşudaki yangın söndürülemezse, mutlaka çevreye yayılır! Bu konuya partiler üstü bakmak gerekiyor, Türkiye için hayati bir meseledir.

Çin Soru

Türkiye, Irak’ı tanımanın ötesinde onun iç yapılanmasındaki Erbil Kürt yönetimini ayrıca neden tanısın? Hiç gerek yok.Yani… Böylece Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelikkol’un, Barzani’ye “Kürdistan’ı tanıyacağız” demiş olması mümkün değil.Türkiye ne zaman tanıyacak bu Kürt yönetimi ?

Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelik kol: Bu gün Far ansız ve ABD’LI AP gazetecilerin soru bombardımanı altında kaldım

Japo Gazeteci

Galiba sizlerden zorla Kürdistan devletini tanımak için baskı altında soru sormaktadırlar
Sizlerden zorla Kurdistanı tanı baskısı altında bulunmak mı amaçları galiba

Yanıta devam belilirili bir süre toplantı salonunda güldükten sonra

Tekrar şunu söylemekte yarar vardır bu soruların yanıtlanması için henüz zaman çok erken Irak’ta Hükümet çalışmaları devam etmektedir bu konuların burada konuşulması korkarım ki yanlış anlamlara neden olabilir iyi bir şekilde yansıtılmadığı takdirde Bu konuda Dışişleri Bakanlığı açıklaması ve Bakan Abdullah Gül’ün gazetecilere söylemi, satır aralarındaki mesajı bir kez daha yorumlayalım:”Irak’ın devlet yapısını Irak halkı, anayasaya verdiği oylarla belirlemiştir.Türkiye, Irak halkının kendi ülkesi ve devleti için aldığı karara ’hayır, öyle olmaz’ diye itiraz etme hakkına sahip değildir. Irak’ın devlet düzeni neyse, ne olacaksa, Türkiye elbette bunu bir gerçek olarak kabul etmek durumundadır.” Kısacası siyaset, strateji, ulusal güvenlik gibi boyutlar nedeniyle Kuzey Irak Kürt yönetimi ile başka uluslar arası bir devleti veya yönetimi kesinlikle aynı terazide tartılamaz ama “Devletler Hukuku” açısından statüleri aynı.Yapılacak şey, bu statünün bölge haritasını değiştirecek bir “bağımsız devlete” dönüşmesini önlemek ve Irak’ın toprak bütünlüğünü koruması için katkılarda bulunmaktır. Bunun formülü ise, “yeni kurulacak hükümetin içinde Irak’taki bütün kesimlerin adil oranlarda temsili için katkılarda bulunmak, Irak’ı parçalama potansiyeli olan iç savaşı önlemektir.ve Ankara bunun çabasında.Seçimler yapılırken Iraklı Sünni liderler, ABD’nin Irak Büyükelçisi ile İstanbul’da bir araya getirilmiş ve Sünnilerin seçimlere katılmalarında rol oynanmıştı ve Irak’tan Sünni, Şii liderler ve Barzani ile yaptığı konuşmalar da bu amaç doğrultusundaydı. Geçen hafta Türkiye’ye gelen -Baasçı sayılabilir- Saddam yanlısı Salih Mutlak ile de aynı süreç konuşuldu. Irak Başbakanı ve yeni hükümeti kurmakla görevli olan Caferi de bu nedenle Ankara’nın konuğu oldu.Önümüzdeki haftalarda Şii liderler gelecek.ve unutmamak gerekir ABD de bu girişimi olumlu açıdan izliyor.

ALMAN SORU

Peki…
Irak Cumhurbaşkanı Talabani, “Caferi’nin geçici hükümetin başkanı olduğu, Ankara’daki temaslarda verebileceği sözlerin Irak için geçerli sayılmaması gerektiği” yolundaki açıklamayı neden yaptı?

Tekrara söylemekte yarar vardır “Talabani de Türkiye’ye gelmek istiyordu. Bu isteği Ankara’ya bir şekilde ulaşmıştı. Ancak Talabani’nin resmi sıfatı; Cumhurbaşkanı… Bu sıfatı nedeniyle protokol kuralları gereği onu sadece Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer davet edebilir.

ALMAN SORU
Ama etmiyor. Talabani’nin rahatsızlığı bundan olabilir mi

Heyet bunu bana değil ilgili kruma sormak gerek Ankara’nın kapısı herkese açık ,Ayrıca Şii liderler tarafından yeni hükümeti kurmak üzere seçilen Caferi karşısında sadece 1 oy farkla yenilen Adil Abdül Mehdi’yi de Talabani desteklemişti.Abdülaziz ,Bunun ötesinde, Türkiye’ye giderken, Caferi’nin kendisine danışmamış olması, dışişleri bakanına haber vermemiş olması da sıkıntı yaratmış. Türkiye açısından ise Caferi, hem geçici hükümetin başbakanı, hem de yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmiş. Yeni hükümetin de kime dışişleri bakanlığı vereceği onun tasarrufu. Türkiye, sadece Caferi’yi değil, Irak’ta bütünlüğü ve uzlaşmayı sağlayarak iç savaşı önlemeyi amaçlayan bu girişim kapsamında, bütün liderler ve kanaat önderleriyle ilişki kuruyor. Neden bu Irak’lıların iç meselesini bizim hükümetimizin sorunu olarak yansıtmaya veya göstermeye çalışıyorsunuz bunu anlamakta zorlanmamak elde değil !?

Farnsız SORU

Irak Cumhurbaşkanı Talabani ve Başbakanı Caferi arasındaki uyumsuzluk Türkiye-Irak ilişkilerini etkiler mi

DAVUTOĞLU

Yok etkilemez Çünkü bu Türkiye-Irak ilişkileri ile doğrudan ilgili bir konu değil. Hükümet kurma çalışmasına ilişkin Iraklılar arasındaki manevralarla ilişkili bir durum. Caferi’nin başbakan olmasına karşı olan Iraklı unsurlar var. Caferi de başbakan olabilmek için Türkiye’ye ziyaret filan gibi görüntülerle kendisine manevra alanı yaratmak istiyor. Talabani de bu tepkisi ile onun önünü kesmiş oluyor. Bu gelinen noktadan sonra Caferi’nin başbakan olması zaten çok zor artık. Türkiye de Irak’ı yönetecek kimlerse onlarla ilişki kuracak.
Doğrudan Türkiye-Irak ilişkilerini etkileyecek bir durum yok. Talabani kendisinin Türkiye iyi ilişkileri var. Talabani’nin de Türkiye ile ilişkileri bozma gibi bir yaklaşımı yok. Yaklaşımı doğrudan Caferi’ye yönelik bir tepki ve Irak’ta hükümet kurma girişimleri ile ilgili olarak Iraklı grupların kendi aralarındaki pazarlıklar ve çekişmelerin yansıması.
ALMAN SORYOUR TANA

DURUM DEGERLENDIRMESI YAPINIZ

Etnik çatışmanın ve terörün kanlı tırmanışı ve yeni hükümet kuruluşunun gecikmesiyle, Irak’ta ister istemez çok daha büyük bir Yugoslavya meydana gelecektir , yani çok daha kanlı bir iç savaş ihtimali gündeme gelmiş durumda. ’Irak ulusal ordusu’ ve polis gücü nasıl kurulacak? Sünniler, tıpkı başlangıçta seçimleri nasıl boykot ettilerse orduyla polis gücüne katılmayı da reddettiler. Ordu daha çok Kürt peşmergelere kaldı. Polis de, Tahran’la yakınlığı malum Şii Bedr Tugayları’na. Bu sorun nasıl çözülecek, belirsiz. Şiiler ile Sünniler arasında patlayacak bir gırtlaklaşmanın dışında kalabilir mi Kürtler? Irak haritasında Şiilerin, Sünnilerin ve Kürtlerin birlikte yaşadıkları kırmızı noktalar, bu çerçevede örneğin Kerkük ve Musul göz önüne getirilirse, Kürtlerin de Lübnanlaşma sürecinin dışında kalması kolay değil. Ayrıca bir iç savaş, Barzani’yle Talabani arasında geleneksel karşıtlığın yeniden nüksetmesine yol açabilir. Merkezi devletin yetkileri nasıl paylaşılacak? En dikenli konu. Kanlı çatışmanın temelinde yatıyor. Daha yürürlüğe girmemiş olan anayasada Bağdat’ta yetki paylaşımı çizgileri henüz tam belirginleşmemiş bir konu. Sünniler güçlü bir merkez istiyor. (Ankara da aynı görüşte ama, böyle bir merkezde Şii diktası da olmasın diyor.

Belçika Soru

Celal Talabani, Irak Cumhurbaşkanı ama Ankara’ya bir ziyareti hala gerçekleşmedi. Neden? Bu sorunun yanıtını belki Çankaya Köşkü’nde aramak lazımı . Türkiye, Barzani’yi nasıl muhatap alıyor? Kürdistan Yönetimi Başkanı olarak mı? Hayır mı Evet mı

Fransız soru

Büyükelçi Oğuz Çelikkol, Bağdat’ta KDP lideri Barzani’yle görüştünüz , Başkan’la değil. Henüz bu konuda anayasal durum belirginleşmedi. İleride anayasa nasıl olursa, Türkiye’nin de buna göre Barzani’yi kabul edeceği anlaşılıyor. Türkiye’nin Irak savaşının başından beri tutumu ’proaktif barış’ olarak niteleniyor. Yumurtaları tek bir kefeye koymayan, tek bir ata kesinlikle oynamayan bir siyaset diye özetleniyor.Ankara ne yapmak istiyor?

SONUÇ
Irak Türkiye ile muhatap olmak durumunda

Irak’ın üçe bölüneceği önceden beri biliniyordu. Burada ABD, birinci harekattan sonra Kuzey Irak’ta bir Kürt bölgesi çıkardı. Türkiye, bölgede bir devletin kurulmasından rahatsız oldu. Sıra Şiilerin yerleşmesine geldi. Ve şu anda Sünniler ve Şiiler birbirlerine düşmüş durumdalar. Bundan sonra Şii ve Sünnilerin hesaplaşması başladı. Bu durumda da Türkiye Bağdat merkezli federal bir yapı istiyor. Bu federal yapı zorlanıyor şimdi. Türkiye de bu oyunda Şii-Sünni yaklaşmasını sağlayabilir mi, Kürt meselesi bunu bozabilir mi düşüncesinde. Otorite boşluğu olduğu için de, büyük bir Şii nüfus da hakim ve Başbakan Caferi de Şiilerin lideri durumunda. Türkiye de bu Şii-Sünni yakınlaşmasını sağlayarak Kürt bölgesinin müstakil bir devlete yol almasına mani olmak için çaba harcıyor ve taraflar bu anlamda birbirini yokluyorlar. Türk hükümeti bu bölgelerde aciz değildir. ABD’nin Irak’ta ne kadar daha kalabileceği bir soru. Kürtler buna bir cevap bulamıyor. Devletler oluşsa bile ABD bölgeden çıktığında Türkiye ile muhatap olacaklar. Türkiye’nin muvaffakiyeti alınmadan Türkiye’yi zorlayarak bir yere gidilemez.

, Irak’ta her kesimin ılımlı unsurlarını ortak bir uzlaşma platformunda toplamaya çalışırken, radikalleri de makul bir çizgiye çekmek. Uluslararası toplumun, Irak’ın parçalanmasıyla doğabilecek hiçbir devleti tanımayacağını şimdiden taahhüt etmesini sağlamak,Irak’a komşu ülkeleri bir arada tutarak, Irak’tan herhangi bir başka devletin doğuşunu sahiplenebilecek bir tutum almalarını engellemek.Tahran, Irak’taki Şii blokunun yeni hükümet dolayısıyla bölünmesini istemez. Bu nedenle, Şiileri aynı safta tutabilmek için Şii-Sünni çatışmasını körükleyici bazı provokasyonlara göz yumabilir. Tahran, nükleer sorun nedeniyle Başkan Bush İran’ın üzerine fazla abanırsa, iki yerde Amerika’nın canını bugünkünden çok daha fazla acıtabilir Irak’ta Başbakanlık koltuğunda oturan kişi, yakınlarda Ankara’ya da gelen, Şii blokundan Caferi. Ama şu sıralar bir başkasının hükümetini kurmakla görevli kılınması ihtimali de gündemde.Bush yönetiminin Irak çıkmazının gitgide derinleştiği çok açık. “Bir savaşın Pandora’nın Kutusu’nun açılması anlamına geleceğini söylemiştik Amerikalılara, ama bizi dinlemediler” dedi bir diplomatik kaynak… Amerika’nın bir anda karar verip askerini çekmesi ihtimali uzak görülüyor. Ayrıca böyle bir şey çok daha kanlı bir kaosa yol açabilir Irak’ta.halen uluslararası hukuka göre Irak’ta her çatışmanın birinci derecede sorumlusu Amerika. Ankara’ya göre, Amerika’nın Irak’taki bazı yanlış adımları devam ediyor.ancak genel olarak Ankara’nın Irak stratejisi şu şekilde özetlenebilir Türk diplomas isi komşu ülkede top yekûn bir iç savaşı önlemek için ne yapabilir ? ABD’nin Irak’la ilgili şimdiki tutumu Ankara’da nasıl değerlendiriliyor? Türkiye’nin Kuzey Irak’taki Kürt oluşumu ve bu arada Mesud Barzani’nin başkanlık sıfatını tanıması söz konusu mu ilerde ne olacak ? Tüm liderlerle diyalog Türkiye, etnik ve mezhep çatışmalarının önlenmesi, geniş tabanlı bir ulusal birlik hükümetinin kurulması için, bir süredir yoğun temaslar yapıyor.Acaba bu ABD’nin sorumluluğu mu ? Bu durumda “Koalisyon Güçleri”nin, yani pratikte Amerikan askerlerinin güvenliği sağlaması gerekirdi. Oysa Amerikalılar son kanlı olayları bir Şii-Sünni çatışması olarak gösterip kışlalarına çekilmeyi tercih ediyorlar. Aslında ABD bu tavrıyla Irak’a müdahaleyle üstlendiği sorumluluğu yerine getirmemiş oluyor. Gerçi şu sırada ABD’nin Irak’tan çekilmesi, ülkedeki kaosu daha da kızıştırır. Ancak Ankara’nın kanısınca, Bush yönetiminin bir yandan ülkede güvenliği sağlama yükümlülüğünü yerine getirmesi, bir yandan da çekilme işaretini verip hazırlıklara başlaması gerekir. atışmaların durdurulması. İç savaşın önlenmesi. Bir milli birlik hükümetinin kurulması… ABD’nin çekilmeye hazırlanması. bir “imkânsızlıklar senaryosu” mudur? büyükelçi Çelik kol, bu karanlık tabloya rağmen, uluslararası camianın ve komşu ülkelerin çabalarıyla bir çözüm sağlanabileceğini düşünüyor. Ama Irak’taki durumu, Beyrut Büyükelçiliği’nde görevli olduğu iç savaş dönemine benzetmekten de geri kalmıyor ve Irak’ın “Lübnanlaşmaması”nı temenni ediyoruz son sözümü yüce ulu önder Ata türkün sözleriyle son vereceğim Yurtta sulh Cihanda sulh ayrıca Başbakanlık Basın- Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM)’nün,Türkiye’de bulunan kitle iletişimi alanında yabancı ülke basın- yayın heyetlerine yönelik bilgilendirme çalışmalarından dolayı BİZTÜRKMENİZ GAZTESİ Genel Yayın Yönetmeni adına ve Tüm Türkmen Milleti adına teşekkür ederiz aynı zamanda Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdür Vekili sayın Salih MELEK’E de BİZTÜRKMENİZ GAZETESİNE bu toplantıya davet edilmesinden dolayı şükranlarımızı kendi ve yüce Türk milleti adına sunarım be mutlu Tüküm diyene .

CAN LATİF

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir