The Secret’ın Asıl Sırrı

Kitabı ve filmi şu anda dünyada en çok konuşulan konulardan bir tanesi, en çok satanlar listesinde kitabı ve DVD’si üst sıralarda.Peki neyin nesi bu kitap ve film! Kitabı yazanların amacı ne .İşte iki farklı yazar’ın yorumu

Vatan Gazetesin’den Haşmet Babaoğlu’nun kitaba bakış açısı…..

Fakat gözlemlediğim The Secret çılgınlığı en azından bir nokta üzerine kesin sözcüklerle yazmaya itiyor beni.Hangi nokta mı? Asıl sır noktası…

Çevreme bakıyorum da, Rhonda Byrne’nın The Secret/Sır adlı kitabının etkisi
yayıldıkça yayılıyor.

Beş yıl önceki sevgilisinin fotoğrafını önüne koyup
bakarak “geri gelmesi”ni umut edenler…

Her sabah ceket cebine yüklü
miktarda uyduruk bir çek koyup evden çıkan ve yakın zamanda yerini gerçeğinin
alacağından emin olanlar…

Sadece “pozitif” şeyler düşüneceğim diye
yanında hastalıktan, dertten söz ettirmeyen bencil alıklar…

Daha neler
neler var!

Kimisi açık açık yapıyor bunu kimisi de çaktırmadan. Adı da
“sikrıt yapmak” olup çıkmış.

Birkaç ay önce bu konuda yazmaya kalkmış
sonra uzun boylu eleştiriye girmekten vazgeçmiştim.

Öyle ya! Bu tür
kitaplar taşıdıkları büyük iddiaya ve teorilerinin kapsayıcılığına rağmen
okurlarıyla aslında bire bir ilişki kuruyordu.

Bir anlamda homopatik
ilaçlara benziyorlardı. Hastalığa değil ama özel olarak o “hasta” ya derman olan
ilaçlar gibiydiler. O yüzden okurla kitap arasına girmemek belki en iyisi diye
düşünmüştüm.

Fakat gözlemlediğim The Secret çılgınlığı en azından bir
nokta üzerine kesin sözcüklerle yazmaya itiyor beni.

Hangi nokta
mı?

Asıl sır noktası…

***

Rhonda Byrnes’ın yaptığı ne?

Binlerce yıllık
insanlık kültürünün hayal-dua-dilek-adak konusunda biriktirdiği ne varsa hepsini
bir araya getirip ona bir bilimsel yasa (Çekim Yasası) süsü vermek…

Bu
“yasa”ya göre bir şeyi olumlu biçimde çok isteyip özellikle de
“görselleştirdiğinizde” mıknatısa dönüşüyorsunuz. Ve o şey eninde sonunda gelip
sizin çekim alanınıza giriyor, yani isteğiniz gerçekleşiyor..

The
Secret’ın baştan çıkarıcı yüzlerce örnek ve alıntıyla anlattıklarının özü
bu.

Geleneksel hurafelerle tatmin olmayan ama hurafesiz de kalamayan;
dinlerin ortodoks yorumları ve ibadet modelleriyle uyumsuz ama gündelik
hayattaki maneviyatsızlıktan da mustarip günümüz insanının bu tezden çok
etkilenmesinde şaşacak bir yan yok elbette.

The Secret.

Dinsel
değil ama öyleymiş gibi..

Bilimsel değil ama öyleymiş
gibi…

Kitabın etkisi ve ünü de buradan kaynaklanıyor zaten: mış gibi
yapmasından…

***

Ama bir sorun var.

Derin bir
eksiklik…

Büyük bir boşluk duygusu…

Hayır! Birçok eleştirmenin
vurguladığı gibi, kitabın aşırı maddi taleplere, günümüz insanının mutlak
zenginlik ihtiraslarına hoş bakmasını kastetmiyorum. O işin “gel gel”
tarafı!

Ama dikkat ederseniz fark edeceksiniz; yüreği titretmiyor The
Secret.

Soğuk.

Bir prospektüs kadar işlevsel fakat
soğuk!

Neden peki?

Sır da orada zaten.

The Secret bir
operasyon.

İnsanlığın binlerce yıllık hayal-dua-dilek-adak kültürünün
içinden Tanrı kavramını çekip çıkartma operasyonu…

“İstersen olur”
diyor The Secret.

Ama kim “ol” duracak?

Kimse!..

“Zaten
yasa böyle” diyor The Secret.

Tanrı’nın adını ağzına almıyor. Onun yerine
sürekli “evrene güvenin, inanın, inanç duyun” diyor.

Ancak işin bilim
tarafından baktığınızda da sorun şu: Bilimde ne böyle bir yasa var ne de böyle
bir evren vizyonu!

***

Kitabı okuyunca “canım bu kitap babaannemin duaları ve
batıl inançları gibi bir şey” diyenler var. İyi niyetlerine rağmen özünde
yanılıyorlar.

Babaannelerimiz de kırk kez söylenenin gerçek olacağına
inanırdı ama ne isterlerse Tanrı’dan isterlerdi.

Bilirlerdi ki, sadece
kendileri istediği için değil, Tanrı istediği için dilekler kabul
olur.

Hem ilgilisine hatırlatmanın tam sırası…

İnsan dua eder,
diler, ister ama bütün dinlerde kesin uyarı şudur: Neyin gerçekten hayır neyin
şer olduğu bilgisi ne evrene ne de insana aittir. (“Olur ki hoşunuza gitmeyen
bir şey sizin için hayırlıdır, sevdiğiniz bir şey de şerdir. Allah bilir de, siz
bilmezsiniz.” Bakara/216)

O yüzden dualar takdiri Allah’a
bırakır.

O yüzden dua denilen şey The Secret’taki gibi önü alınmaz bir
tutku ifadesi değil, yakarış ve teslimiyettir.

*****

ALTYAZI

D. San: Hangi kuşak Bay
Miyagi?

Miyagi: Calvin Klein. İndirimden 3.99’a aldım.

D. San:
Yok, yanlış anladınız. Karate kuşağını kastediyorum.

Miyagi: Hah Ha!..
Okinava’da kuşak sadece pantolonu belde tutmak içindir!

(Karate Kid)

Haşmet Babaoğlu

————————————————————————–

Bu
kitabı okuyup, vaktinizi boşa harcamayın!

Hıncal Uluç’un böyle bir özelliği yok. Ama Haşmet Babaoğlu
arada sırada son derece değerli yazılar yazıyor. Hıncal Uluç’un göğsündeki
kılları ağarmış, heryerindeki kıllar kadayıf olmuş, o hala kakara kikiri
peşinde…Ama Haşmet Babaoğlu öyle değil. Özellikle “Secret” (Sır, Rhonda Byrne)
adlı garip kitap hakkında önceki gün yazdıkları gerçekten muhteşemdi.

Allah’ı yeryüzünden silmek, duayı ortadan kaldırıp insanoğlunun
isteklerinin istediği takdirde kendiliğinden olacağını, çünkü insanın bir
mıknatıs olduğunu, evrendeki her şeyi kendine çektiğini filan…

Şimdi
burada bu “fitne-fücur” kitabından bahsedip onun reklamını yapmak da
istemiyorum. Ama Haşmet Babaoğlu’nun yazısına göre, onun çevresinde insanlar
yoğun olarak bu kitabı okuyor ve uygulamaya çalışıyor muş! (Haşmet Babaoğlu’nun
yazısı için şu linki tıklayın:
http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=02.08.2007&Newsid=130542&Categoryid=4&wid=9

Şimdi… Bu işlerin uzmanı dostum Muhammed Bozdağ’dır. O bu kitabın
anlattıklarına “Modern safsata” diyor: “Secret ya da çekim yasası yaklaşımının
izlediği macera, insanları ok gibi dinden imandan çıkarmanın, uyuşturmanın,
delilik ölçeğinde bir hayalciliğe sürüklemenin ne denli kolaylaştığının
göstergesi oldu. Oysa dünyada bedava, bedelsiz başarı yoktur.”
Kitap size
istediğiniz herşeyi elde edebilir ve her şey olabilirsiniz diyor.
Hedefin
büyüklüğü küçüklüğü önemli değilmiş. Bu safsataya inanmak için akılsız olmak
gerekiyor. Herşeyin bir sınırı var. İnsan herşeye bu dünyada ulaşamaz. Eğer öyle
olsaydı Allah’ın adaletsiz olduğunu söylemeniz gerekirdi. Çünkü herkes bu
dünyada eşit biçimde yaşamıyor.
Kitap diyor ki, hayatınıza giren herşeyi
kendinize çeken siz kendinizsiniz:
Herşey bu kadar basit değil. Hayatı
korkunç bir genelleme ile anlatmaya çalışıyor. Herşeyi meydana getiren
hayallerimiz ve imgelerimiz değil.

Elbette hayalleriniz duygularınızı, aklınızı,
vicdanınızı, rüyalarınızı, sezgisel ilişkilerinizi içeriği yönünde
yönlendiriyor. Ama, tüm hayatınızı buna bağlamak veya bu tür hayallerin mutlaka
umulduğu biçimde çevrenizi köle gibi emrinize koşturacağını iddia etmek mantıklı
ve gerçekçi olamaz ve hayatın gerçekleriyle örtüşemez.
…Tüm yaşantınız çekim
yasası tarafından şekillendirilirken bu her şeye muktedir yasa düşünceleriniz
aracığıyla işliyor:
Bu mantıksız bir cüretkarlık. Cebimdeki parayı düşünmem
ektiğim patateslerin büyüklüğünü etkilemez. Borsa hayallerimi dinlemez. İnsan
düşüncesiyle bu evrende olup bitenler arasında trilyonda bir ilişki var mı? Tüm
düşünceleri toplasanız bireysel ihtiyaçlar çevresinde dönen hayaller görürsünüz.
Oysa evrende inanılmaz sistemler yaratılıyor. Mevsimler mevsimleri kovalıyor.
Yaratım sistemini zavallı insanın beynine bağlıyorsunuz. Oysa evrende olup
bitenlerin katrilyonda biri bile insanların aklından geçememiştir.”
Dikkat
edelim: Biz Müslüman bir toplumuz. Bir Allahın varlığına inanırız ve O’ndan
başka hiçbir şeye kudret atfedemeyiz. İnandığımız Allah gökte kendi başına
yaşayan sakallı bir dede değil, tüm evreni varlığa taşıyan, yaratan, yöneten ve
planlayan, zaman ve mekan ötesi bir sonsuz varlıktır. Bilir, tercih eder, yapar
ve konuşur.
En iyisi siz bu kitabı okuyup gereksiz yere vaktinizi
harcamayın!
Nuh Gönültaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir