Türk Gazeteciliğinin Dini Ateizm Midir? Müslüman Gazeteci Olur Mu?

Türkiye’de gazeteciliğin doğuşuna baktığımızda gazetelerin milletin içinden çıkmadığını; bazen yabancılar, bazen de azınlık aileleri tarafından kurulup yönetildiğini görürüz.

Bu gelenek, Cumhuriyet tarihi boyunca süregelmiş, son 20 yıla kadar da gazetecilik mesleği, tamamen belli azınlık ve ailelerin kontrolünde olmuştur. Bu nedenle Türk milleti çoğunlukla ne gazeteleri, ne de gazetecileri benimsememiş, bir türlü kendi parçası olarak görememiştir.

Yaklaşık bir asır boyunca milletin değerlerine, dinine hakaret eden; aşağılayan Türk medyasında, son çeyrek yüzyılda filizlenmeye başlayan muhafazakar ve milliyetçi kesim de çok başarılı olamamış, marjinal kalmıştır.

Türk gazetecilik geleneğinde kabul edilemeyecek iki büyük suç vardır: birincisi müslüman olup dinine göre yaşamak, ikincisi de Türk olup milli geleneklerine sahip çıkmak. Bu iki özellikten uzak insanların hakim olduğu bir sektörde zaten farklı bir yapı beklenemez.

Bu iki suç dışında herşey mübahtır. Hırsızlık yapabilirsiniz, devleti dolandırabilirsiniz, millete yalan söyleyebilirsiniz, mesleğe meraklı genç kızları yanınıza stajer olarak alıp kötü emellerinize alet edebilirsiniz. Bunlar medya dünyasında vakayı adiyeden sayılır, yüz kızartıçı suçlar sınıfına girmez, hatta bazen bunları yaparken gösterilen kaabiliyetler övünç kaynağıdır. Türk gazeteciliğinin iki büyük başarı kriteri, iyi içki içebilmek ve fazla sayıda kadınla beraber olabilmektir.

Maalesef ki medya dünyasında, ahlaklı, kişilikli, çalışkan ve başarılı insanlar azınlıkta kalmış, bir türlü hak ettikleri konuma da erişememiştir.

Sanırım dünyada hitap ettiği milletin milli ve dini değerlerinden bu kadar utanan, bunlarla açıktan ve gizlice savaşmayı birinci görev kabul etmiş, başka bir gazeteci topluluğu yoktur.

Müslüman olmak veya milli değerlere sahip olmak, köylü olmakla, eğitimsizlikle ve geri kalmışlıkla özdeşleştirilmiş, utanılacak ve saklanılacak özellikler haline getirilmiştir.

Diğer taraftan muhafazakar medya olarak adlandırılan kesim de gazeteciliğin temel ilkelerini özümseyememiş, geniş kitlelere hitap eden bir bakış açısı, habercilik başarısı gösterememiştir. Radikal söylemler ile dini duyguları istismar eden ve bağlantılı olduğu siyasi hareketlere gazeteciliği alet etmekten başka bir çabası olmayan bu kesimi de pozitif bir yaklaşımla değerlendirmek mümkün olamamaktadır.

Temel fonksiyonu haber vermek olan gazeteciliğin vazgeçilmez unsuru doğruluktur. Ahlaki değerleri olmayan, kişiliksiz insanların doğru haber vermesi beklenemez.

Türk medyası Türkiye’nin geldiği noktadan en az bu süre içerisinde Türkiye’yi yönetenler kadar sorumludur. Türkiye’nin menfaatlerini gözardı etmenin, yolsuzlukları, sahtekarlıkları görmezden gelmenin, dolandırıcılarla işbirliği yapmanın, hasılı geri kalmanın günahı Türk medyasının omuzundadır. Ve bunun cezasını artık çekmelidir.

[email protected]
[email protected]

http://www.superpoligon.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir