Türk yurtları peygamber makamları

Türk yurtlarındaki müslümanların gönlünde apayrı bir yeri olan ve nesilden nesile İslam ruhunun aktarılmasında, fonksiyonel bir rol oynayan peygamber makamları.

İnsan Yayınları Alternatif düşünce dizisinde İslamiyet eksenli Tasavvuf eksenli düşünce akımlarını ve toplumsal ve manevi önderleri konu edinen kitaplar yayınlamayı sürdürüyor. Bu çerçevede yayınlanan en son kitap Hayati Bice’nin İşaret Taşları …


1959 yılında Tokat’ta doğan Dr. Hayati Bice, Aslen Kafkasya Karaçay Türkleri’ndendir. Türk cumhuriyetlerinde incelemelerde bulundu ve Ahmed Yesevî Üniversitesi’nde görev aldı. Türk Dünyası konusundaki makale ve araştırmaları bir çok gazete ve dergide yayınlandı.


Eser, “Türk yurtlarının ruh dünyasını aydınlatan kutlu kaynaktan birkaç rengi yansıtmak niyetimle yola çıkıyorum. Bu yol boyunca konaklayacağımız her bir ribatta, dergahta, hankahta bir nebze soluklanarak inşaallah “güzel bir yürüyüş” eyleyeceğiz. Bazen coşku, bazen sevinç amma çoğu kez hüzün ile tefekküre davet olunacağız; bazen söylediklerimizden daha mânâlı suskunluklarımız olacak, dilsiz ve kulaksız olarak konuşacağız gönüllerimizle…


Yesi’den, Buhara’dan, Semerkand’dan.Kaşgar’dan güzel kokular taşıyan esintiler getirmeye çalışacağız takatimiz yettiğince… Haddimiz olmadığını bile bile Hoca Ahmed Yesevî’den, Sultan Sencer’den, Necmeddin Kübra’dan, Şeyh Şamîl’den bahsedeceğiz” satırları ile başlıyor ve okurları kitap okuduğu mekandan alıp, Türk illerinin manevi ruh alemine ve o ruhu oluşturanlara ait maddi kalıntılar arasında bir yolculuğa çıkartıyor…


Hayati Bice eserinde Türk Cumhuriyetleri coğrayasında yaptığı gözlem ve incelemeleri, kendi dünya görüşü çerçevesinde aktarıyor….


Bice’nin dünya görüşü ve kitabın yazılışa amacı önsözde yer alan şu cümlelerde gayet net bir şekilde kendisini gösteriyor.


“Mesafelerin küçüldüğü ve başdöndürücü denebilecek bir hızla değişen günümüz dünyasında Türk yurtları arasındaki ilişkiler de yeni bir döneme girmiştir. … Öyle ki eskiden Sovyetler Birliği ile Birleşmiş Milletler topluluğunda temsil edilen Türk dünyasının önemli bir kısmı bugün Birleşmiş Milletler binası önünde dalgalanan altı güzel bayrağın sahibi, bağımsız Türk Devletleri olarak boy göstermektedir; ortaya çıkan tablo sevindiricidir….


Son yüzyıl boyunca soykırım denebilecek vahşi saldırılara maruz kalan Türk yurtları ve “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” durumuna düşürülmüş kardeşlerimiz yeniden Türk ve müslüman kimliklerini ihya etme fırsatını elde etmişlerdir. Ancak Türk dünyasının dert ve çilelerinin son gelişmeler sonucunda tamamen ortadan kalktığını veya yakın bir gelecekte ortadan kalkabileceğini sanmak ta çok yanlış olacaktır.
Bugün mevcut olan siyasi konjonktürde Rusya Federasyonu bünyesinde kalan Tataristan, Başkurtistan, Kırım ve Kafkasya Türkleri’nin siyasi gelecekleri Rus ipoteği altında kalmağa devam etmektedir. Çin işgali altında bulunan ve yaklaşık yirmi milyon müslüman soydaşımızın yaşadığı Doğu Türkistan’daki zulüm ve baskılar bütün ağırlığı ile sürdürülmektedir. Afganistan’ın kuzeyini oluşturan Güney Türkistan’da Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandıran en önemli etkenlerden biri olan cihad yıllarında Rus işgalcilere karşı safların en önünde yer alan kardeşlerimizin yarının Afganistan’ındaki konumlarının ne olacağı da hâlâ belirsizdir.


Diğer yandan Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Suriye, Irak, İran gibi ülkelerdeki kardeşlerimizin durumlarında bu değişim sürecinde pek fazla olumlu değişiklik kaydedilmemiştir. Bugün özellikle Irak’taki Amerikan işgali sonrasında ortaya çıkan kaosun bölgedeki Türk varlığını fiilen tehdit ettiği ve giderek bir varolma-yokolma çizgisine sürüklediği acı bir gerçektir. Bir zamanlar Sovyetler Birliği’nde yaşayan Türk topluluklarının nisbi bir rahatlama dönemine girdiği şu günlerde kendisini dünyanın bütün Türk insanlarıyla ilgili hisseden herkes, önümüzdeki günler, aylar ve yıllarda sorumluluğunun devam edeceğini ve belki daha da artacağını bilmelidir.


Türkiye dışındaki soydaşları ile ilgili uzun yıllar boyunca kesilen, her türlü iletişim kanalları tıkanan Türkiye’deki Türkler, bugün tam anlamıyla çok uzun yıllar boyu ayrı kaldığı ve adeta varlığını bile unuttuğu kardeşine yıllar sonra kavuşan insanların ruh halini yaşamaktadır. Bu ruh halinin en önemli kısmı sevinç, birazı şaşkınlık ve birazı da endişeden örülüdür. Sevincimiz kanıyla-canıyla bizden olan, diniyle-diliyle bir olduğumuz kardeşlerimize kavuşmaktandır. Şaşkınlığımız bunca yıldır bu kardeşlerimizin halinden gaflette oluşumuzdan kaynaklanmaktadır. Endişemiz ise uzun yıllar ateist-komünist Rus ve işbirlikçisi yerli diktatörlerin acımasız saldırılarıyla ortaya çıkan manevi tahribatın, yıkınla gönül hanelerinin onarımında açıkça yardım bekleyen bu kardeşlerimize karşı görevlerimizi yerine getirememe korkumuzdandır.


Türkiye dışında yaşayan Türkler’den önemli bir kısmını oluşturan ve -Allah’a binlerle hamdolsun- bugün bağımsızlık yolunda bir hayli ilerlemiş olan eski Sovyet vatandaşı kardeşlerimize ilginin resmi-gayrıresmi düzeyde arttığı sırada bu eserin yayınlanması güzel bir tevafuk olmuştur. Batı Türklüğü’nün yurdu olan Türkiye ile Doğu Türklüğü’nün yurdu Türkistan’da yaşayan aynı milletin üyeleri arasında ilişkilerin tarihi mecraına uygun bir halde canlandırılmasının en yararlı yol olacağı açıktır. Bunun için öncelikle Türkiye ile Türkistan arasındaki ilişkilerin tarihi mecraının ne olduğunun anlaşılması gerekmektedir.


Bu kitabda her biri Türk ve İslam tarihinin birer zirvesi olan isimler etrafında Türk yurtları arasındaki gönül dokusu ele alınmaktadır. Burada ancak küçük bir kısmından söz edilen ve adeta el yordamıyla ulaşılan maneviyat ulularının eseri olan bezek ve nakışlar geçmişte Türk dünyasının ötesinde neredeyse tüm İslam alemini mana planında süslemiş ve dünya medeniyet tarihinin en azından beş asrına mührünü vurmuştur.


Tarih boyunca gönül zirvelerinin önderliğinde oluşan manevi doku, Doğu ve Batı Türklüğünü birleştirmiş ve Türk kültürü tarihinin kesintisiz olarak devamına da vasıta olmuştur.


… Manevi öncüler, birer işaret taşı olarak görülmelidir; Türk yurtlarında imanımızın yani İslam’ın olanca güzelliği ile yaşandığının ve yaşatıldığının işaret taşları…

Kaşgar’dan Balkanlara kadar bütün Türk yurtlarını süsleyen bu işaret taşlarından bir kısmı bu eserde belirtilmeye çalışılmıştır.

Türk yurtlarına ruh veren bu önderlerin dünkü Türk dünyasında ifa ettiği misyon bugün de sahiplerini aramaktadır. Bu misyonu üstlenebilecek manevi teçhizatı kuşanmış önderlerin öncülük etmesi halinde Türkiye ile diğer Türk yurtları arasındaki ilişkiler tarihi mecraını bulacak ve verimli vadilere yönelecektir.

Bu eseri, Türk yurtları arasındaki kutlu ilişkileri oluşturma kapasitesine sahip insanlarımıza ulaşır ve onların ruhunda, kıvılcım cürmünde bir sıcaklık, gönlünde bir hançer boyu nakış, gözünde Aral cesametinde bir damla gözyaşı oluşturabilirse; yazarın iki dünyası için yeterlidir.


***


sizlere kuru kitap tanıtımı yerine eserin içinden tadımlık bir metin sunma geleneğini yine sürdürüyor ve sizlere kitabın içinden seçtiğimiz bir bölümü yayınevinin özel izni ile sizlere aktarıyoruz…

***


TÜRK YURTLARINDAKİ PEYGAMBER MAKAMLARI


İslam imanının temel şartlarından biri olan peygamberlere imana duyulan bağlılık ile İslam coğrafyasının her yöresinde peygamberlere izafe edilen makamlara büyük bir saygı gösterilmiştir. Peygamber kıssalarının halk arasındaki etkinliği gözönüne alındığında bu saygının gerekçelerini anlamak kolaylaşır.


Hz. İbrahim, Hz. Eyyüb, Hz. Şuayb peygamberlerin yaşadığı yöreler olduğu düşüncesiyle “Peygamberler Şehri” olarak anılan Urfa şehrinin Anadolu müslümanları nezdindeki saygınlığına benzer şekilde “Peygamber Makamları” olarak bilinen kutsal topraklar bütün Türkistan ve Azerbaycan diyarına serpilmiş durumdadır.


Türk yurtlarındaki temiz müslümanların gönlünde apayrı bir yeri olan ve nesilden nesile İslam ruhunun aktarılmasında, fonksiyonel bir rol oynayan peygamber makamlarından Kur’an-ı Kerim’de isimleri zikredilen Hz. Süleyman, Hz.Yakub, Hz. İdris, Hz. Yunus, Hz. İlyas peygamberlere ait olanlar bilinmektedir. Bunlardan Hz. Yunus ve Hz. İdris’e izafe edilen makamlar Kazakistan’da Ahmed Yesevî’nin de dünyaya geldiği Sayram’dadır. Ayrıca yine Sayram’da Hz. İsa makamı olarak bilinen bir mescid de vardır. Hz. İsa’nın çarmıhta ölmeyip bugünkü Türkistan’daki Herat üzerinden Keşmir’e geçerek oradayaşadığı ve ölümünden sonra Srinagar’da toprağa verildiği hakkındaki iddialar gözönüne alınırsa Sayram’daki bu Hz. İsa mescidi anlam kazanacaktır. Srinagar’da bulunan ve yöredeki müslümanlarca ziyaret edilen Hz. İsa’ya atfedilen türbeler de son yıllarda ilgi odağı olmuştur.


Halkın manevi güç kaynaklarından olan “Peygamber Makamları” Sovyet döneminde yetmiş yılı aşkın bir süre uygulanan dinsizleştirme politikasının aleyhdeki faaliyet ve propagandalarına rağmen rağmen menkıbevi saygınlıklarını korumaktadır. Türk yurtlarının İslamlaşma sürecinde ayrı bir yeri olan kutlu Türkistan topraklarındaki “Peygamber Makamları” arasında sosyolojik anlamda en önemli etkiye sahip olanı Hz. Eyyüb Peygamber’e izafe olunan makamlardır. Buhara ve Fergana’da iki ayrı “Eyyüb Makamı” mevcud olup Türkistan halkından Özbek ve Kırgızkardeşlerimizin büyük saygısını kazanmışlardır.


Şifa vesilesi olacağı umularak ziyaret edilen Eyyüb Makamları’ndan Buhara kent merkezinde bulunan Eyyub Çeşmesi olarak da bilinen türbede bulunan kuyudan asırlardır çekilen su, devasız derdlerin şifasına vesile olsun için ziyaretçilere sunulmaktadır. Türkistan’ın hemen her yöresinden binlerce ziyaretçi sırf bu Eyyub Çeşmesi suyundan içebilmek için Buhara’ya yol düşürmektedirler.


Benzer duygularla ve niyetlerle ziyaret edilen Fergana’daki Eyyüb makamı da türbe ziyaretlerinin kesin olarak yasaklandığı ağır baskı yıllarında bile ziyaretçisiz kalmamıştır. Bu ziyaretlerin önüne geçemeyen Rus işgalciler, 1959 yılında, Eyyüb makamını yakınında bulunan Hz. Yakub makamı ile birlikte pekçok İslam ulusunun makam ve türbelerine uygulanan tahkir edici yöntemle bir “Sağlık ve Kültür Parkı”na dönüştürülmüştür. “Asırlar içinde oluşmuş bir inanç” ile savaşın ne kadar zor olduğunun bir göstergesi olarak bu “park”ın adlandırılmasında “sağlık” unsuruna yer verilmek zorunda kalınması dikkat çekicidir. Peygamber makamların Türk yurtlarındaki halk arasında İslam inancının yayılışındaki rolü düşünüldüğünde bu ateist uygulamanın hedefinin müslümanların inanç temellerini sarsmak olduğu bellidir.


Kur’an-ı Kerim’de ismi zikredilen yirmibeş peygamberden biri olan Hz. Eyyüb dini geleneğimizde “sabır ve tevekkül örneği” olarak gösterilir. O, kendisini Allah’ın tabi tuttuğu bir imtihanda örnek bir sabır göstererek malına ve canına yönelen belalara sabretmiş ve Allah’a olan şükrünü ve ibadetini asla azaltmamıştı. Böylece de tabi olduğu kutlu ve o derecede ağır imtihanı yüzakıyla tamamlayıp Allah’ın lütfuna kavuşmuştur. Kur’an-ı Kerim’de Hz.Eyyüb övülürken Allah’a “Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin” diye dua ettiği bildirilmektedir.


Türkistan’daki her iki “Eyyüb Nebi Makamı”nı hergün ziyaret eden Türkistan’lı kardeşlerimiz, elbette Eyyüb kıssasını da yeniden hatırlamakta; yine Kur’an-ı Kerim’de belirtildiği gibi birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederek Allah’tan gelene şükretmek gerektiğini birbirlerine anlatmaktadırlar; Allah’ın lütfunun yaklaştığını da ummaktadırlar elbette… Ve böylece Türk yurtlarında asırlardır süren Hz. Eyyüb himmeti kesintisiz olarak sürmekte ve sabır, şükür ve diriliş müjdeleri olarak, dalga dalga Türkistan bozkırlarına yayılmağa devam etmektedir.


Eyyüb sabrı gösterenler !… Bilirsiniz ki bela olduğu gibi elbette şifa da Allah’tandır.


***


KİTABIN İÇİNDEKİLER


* Yola Çıkarken


* “Hazret-i Türkistan’dır O” : Hoca Ahmed Yesevî


* Birkaç Yudum Hikmet


* Arslan Baba’dan Zengi Ata’ya Türkistan’ı Gezen ” Ervah”


* Topkapı Sarayında Bir Yesevî Şeyhi : Hazînî ve Eseri


* Mekke-Semerkand-Bursa Üçgeninin Köşeler


* Ölmezlik Sırrı ve “Şah-ı Zinde” : Kusem İbn Abbas


* Bursa-Semerkand Arasında: Emir Sultan – Kadızâde-i Rumi


* Türkistan’dan Fatih’e Yardım: Ubeydullah Ahrar Taşkendi..


* “Bir Ok İşaretidir Buhara…”


* .Türk Yurtlarındaki Peygamber Makamları


* Mir Arab Medresesi’ndeki Emir: Abdullah İbn Huseyn el-Yemenî


* Buharalı Nakkaşlar Silsilesi


* Selçuklu’nun Maneviyat Kaleleri


* Selçuklu Burçları: Sultan Sencer -Yusuf Hemedanî


* “Gayb Anahtarları”nı Sunan Alim: Fahrüddin Razi


* ” Pir-i Şehidân (=Şehidlerin Efendisi) ” : Necmeddin Kübra


* Türkistan’dan Esen Üns Kokulu Yeller


* Türkistan’da Bir “Şah-ı Merdân” (=Hz. Ali)


* Türkistan’ın Doğusundan İşaret Taşları


* Kaşgar’a “Kut” Veren Bilgin: Yusuf Has Hacib


* Dağıstan Dağları’ndan Cennetü’l-Baki’ye


* Cennetü’l-Baki’deki Dağıstan Arslanı: Şeyh Şamîl


* Dağıstan-Yalova Hattı: Şeyh Şerâfeddin Dağıstanî


* Yalova-Şam Hattı: Abdullah Dağıstanî


* Bir Kutlu Yolun Son Durağı Ya da Yolların Sonu


* Manevi Coğrafyamızın Zirveleri


***


Kitap hakkında daha ayrıntılı bilgi için İnsan Yayınları’nın sitesini ziyaret edebilirsiniz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir