TÜRKİYE, İLHAN SELÇUK’TUR!

Uzlaşma çağrısı yapıldı geçen hafta ülkemizde. Tüm basında olduğu gibi, Cumhuriyet gazetesi de bunu manşetten verdi. Evet, uzlaşmalıydı Türkiye. Uzlaşmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Uzlaşalım, ama nasıl? Kim, kimlerle, hangi konuda uzlaşacak?

Cumhuriyet gazetsinin bir sayısını ele aldığımızda, uzlaşma konusuna nasıl bir yaklaşım gösterdiğini anlayabiliyoruz. Mesela 27 Mart Perşembe günü birinci sayfasından itibaren bu uzlaşma çağrısı işleniyordu. Ama aynı sayfada nasıl bir uzlaşmanın arzulandığı konusunda ipuçları da veriliyordu! Mesela bu yazının hemen altında, üst düzey göreve atanan bir bürokratın El Ezher mezunu olduğu gammazlanıyordu. Amerika’da veya Avrupa’da bir üniversiteden mezun olmak meziyet, Şark üniversitelerinde mezun olmak suçmuş gibi… Çoğu köşe yazılarında da Başbakan için “RTE”, “öfkeyi sanat edinen başbakan” gibi sıfatlar kullanıyordu.

Başbakan tarafından sağduyuya davet edilen İlhan Selçuk bile yazısında “RTE görevini yerine getirmeli” diyerek ortalığı germeye devam ediyordu. Yargı sürecine güvendiğini söyleyen İlhan Selçuk gözaltına alınmaktan, ifade vermekten niye bu kadar rahatsız olmuştu acaba? Çetelerle bağlantısı tespit edilen bir kısım insanların yargılanmasından daha normal bir şey olabilir mi? Organize edilen protestolar, mitingler, tepkiler, hatta bombalamalar yargı sürecini etkilemeye yönelik değil miydi?

Fikir hürriyetini savunmak, gazetecilik mesleğinin özgürlüğünü savunmak başka bir şey… Ama gazeteciliği provokasyonlara, çeteciliğe, hele hele darbe teşebbüslerine alet etmek başka bir şey. Hiç kimseye suç işleme imtiyazı tanınamaz. Bu ülkede halkın seçtiği başbakanlar, bakanlar ipe giderken alkış tutan kesimler, bir kısım insanların ifade için mahkemeye çağrılmasına bile tahammül edemiyorlar. Darbelerle anayasalar rafa kaldırılırken, meclis kapatılırken ses çıkarmayanlar, hatta darbe dönemlerinde brifinglere katılanlar şimdi İlhan Selçuk’un yanındalar.

Bütün meseleyi yine o günün Cumhuriyet gazetesi özetliyordu: “Türkiye, İlhan Selçuk’tur” . Bu manşeti kullanan bir gazete için demokrasi, meclis, parti, hatta halk hiç önemli değil.

İlhan Selçuk’un yanında yeralan isimlerden biri de Prof. Mustafa Akaydın. Muhabbeti o kadar ağır basmış ki, bunu çinde tutamayıp Cumhuriyet gazetesine “geçmiş olsun” ilanı vermiş. Kimsenin kimseye muhabbet duymasına karışmayız elbette. Ama sözkonusu olan kişi bir rektörse ve temsil ettiği Akdeniz Üniversitesi adına ilan veriyorsa, burada durup düşünmek lazım. Kimin adına, hangi hakla bu ilanı verebiliyor? Bu şahıs daha önceleri de sivri çıkışlarıyla gündeme gelmişti. Mesela bir süre önce YÖK Başkanı Özcan’ı istifaya çağırmış, bir başka vesileyle “Üniversiteme kipayla girsinler hiç sorun olmaz. Ama türbana izin vermem” demişti.

Başörtüsü karşıtı kampanya yürütenlerin başında gelen Akdeniz Üniversitesi Rektörü ve aynı zamanda Üniversitelerarası Kurul Başkanı da olan Mustafa Akaydın’ın ihaleye fesat karıştırmaktan Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığını da hatırlatalım. Hakkındaki isnattan ‘Rahşan affı’ ile kurtulmuş.

Elbette bu tür insanlar adaletin tecelli etmesini istemezler.. Zira Türkiye’de imtiyazlı bir sınıf var. Bu sınıfın her üyesi tabii olarak kendini devletin tek sahibi görür. “Türkiye, İlhan Selçuk” tur sözü de bunun net bir ifadesi.

Kendi gazetesinde böyle bir manşeti kullandıran İlhan Selçuk’tan ve onun gibi düşünenlerden nasıl bir uzlaşma beklenebilir ki?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir