Türkiye’de Güç Kayması Var

Bir ülkede egemen güç kolayca değişmez ve seçimler sonucu oluşan iktidarlar bu gücün hangi görünüm altında olacağını belirler.

Gerçek gücün değişimi savaş,devrim gibi, büyük olaylar sonucu gerçekleşir. Egemenlik çok boyutludur ve bunun en önemli unsuru ülke ekonomisinin kontrolüdür. Türkiye’de, kuruluşundan beri, egemen güç değişmemiştir.

1980den beri ülkedeki egemen ekonomik gücün değişim sürecini yaşıyoruz ve bu süreç sonunda egemen güç yeniden şekillenecektir. Bugün özelleştirmeler, finans piyasalarının kontrolü aslında sadece ticari ve ekonomik bir olay değildir ve yapabildiğim kadar kimin bu yarışta öncü olduğunu kestirmeye çalışıyorum. Bir işletmenin kaç para ettiği, ucuz mu yoksa pahalı mı satıldığı beni pek fazla ilgilendirmiyor. Olayın ekonomik yönünün önemsiz, siyasi yönünün belirleyici olduğunu düşünüyorum. Zaten ön safta görünenlerin birer figüran olduğunu ve asıl önemli olanın arka plandaki siyasi güç olduğuna inanıyorum.

Bu süreç sonunda, ekonominin köşe başlarını kontrol eden devlet ve onun arkasındaki bürokratik güç tüm araçlarını kaybedecek, bu medyanın, siyasi partilerin yeni bir gücün kontrolüne geçmesine neden olacaktır. Bunun iyiliği ya da kötülüğü farklı bir konudur, ben sadece olayın ne olduğunu kestirmeye çalışıyorum.

Bir siyasi hareketin sadece ideolojisiyle değerlendirilmesi yanlıştır. Asıl tespit edilmesi gereken bu hareketin dünyadaki güç odaklarıyla ilişkisidir. Geçmişte ülkedeki egemen güç Türkiye’nin yeriyle uyumluydu ve Batı bloğunun bir parçası olarak herhangi bir sorun yaşanmıyordu. Ancak bu dengenin bozulacağı anlaşılınca yeni bir arayış başladı ve Türkiye’nin, kapalı ekonomik yapısının yarattığı belirsizlik onu küresel sermayenin bir parçası haline getirerek aşılmaya çalışıldı. 2001 krizi bu konuda 1980 darbesiyle açılan yolda önemli bir aşamanın kaydedilmesi olarak gerçekleştirildi.

Şu anda bu sürecin son aşamasındayız ve bürokratik güç tüm ekonomik araçlarını kaybetmektedir. Onlar bu güç kaymasının farkında olmadılar ve meseleyi sadece ekonomik bir olay olarak değerlendirdiler. Hatta çoğunlukla ellerinden gücü alanlarla aynı çizgide buluştular. Ekonomik alanda kendilerine sunulan imkanları, değerlerinin takdir edilmesi olarak algıladılar ve süreç sonucunda yerlerinin eğreti olduğunu anlayacaklarını düşünmediler.

Şu anda bu süreç geri döndürülemez bir noktadadır ve güç kayması gerçekleşecektir. Yapılabilecek şey gücün, siyasi açıdan tercih edilecek grupların ele geçirmesine yardımcı olmaktan ibarettir. İslamcı ideolojinin sadece bir gericilik ilericilik meselesi olmadığını, bürokratik güçle ihtilaflı olan bu kanadın güç kaymasındaki beklentisinin rakibini etkisiz kılmak olduğu anlaşılamadı. İslamcılar da süreç sonunda gücün kendi ellerine geçmeyeceğini ama değişim gerçekleşinceye kadar kullanıldıktan sonra tasfiye edileceklerini fark etmediler.

Bölünme korkusunun temelsiz olduğunu, Kıbrıs meselesinin biz aşan boyutları nedeniyle zaten çözülmüş sayılması gerektiği düşünülmedi ve herkes bunlarla oyalandı. Biz cambazı seyrederken çok köklü değişiklerin gerçekleştiğini göremedik.

Şu anda Türkiye yeni bir siyasi gücün inşa edildiği şantiyeyi andırmaktadır. Bizim sorun saydığımız şeyler bu inşaatın molozlarıdır ve görüntüden duyduğumuz rahatsızlığı büyük problemler sayıyoruz. Aslında birileri etrafa şu yazıyı yazmalıydılar: ‘ Vermiş olduğumuz geçici rahatsızlıktan dolayı özür dileriz. Her şey daha iyi bir Türkiye içindir. Yakında inşaat bitecek ve siz magazin haberlerini, televizyon dizilerinizi seyredeceksiniz ve etrafta sizi rahatsız edecek bir şey kalmayacak’

Biraz daha sabredin, yakında ne terör kalacak ne de Kıbrıs adını duyacaksınız. Manken aşklarını seyrederken huzurunuz bozan bu haberler bitecek. Tıpkı 12 Eylül 1980 gününün 11 Eylülle hiçbir benzerliğinin olmaması gibi…

MAHİR KAYNAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir