Türkiye’de iyi şeyler de oluyor

Gördüğümüz yanlışlara dikkat çekme ve gerekli eleştirileri yapma hakkımız var elbette. Ama olumlu gelişmeleri de görmezlikten gelmek doğru değil. Zira “marifet iltifata tabidir”. Olumsuzu eleştirmek ne kadar normal ise, güzel işleri alkışlamak da o kadar gereklidir. Böyle yapmakla iyi iş yapanları teşvik etmiş ve bir bakıma güzelliklerin çoğalmasına katkıda bulunmuş oluruz.

Yakın zamanda UNESCO tarafından yayınlanan “Bilim Raporu”, mutlaka üzerinde durulması ve kamuoyuna duyurulması gereken bir doküman. “Dünyada Bilimin Durumu” adlı araştırma raporunda, dünyadaki tüm ülkelerin bilimsel performansı detaylı olarak ele alınıyor. Burada görüyoruz ki, Türkiye’de bazı şeyler iyi yönde ilerliyor ….

Son yıllarda ülkemizde araştırıcı sayısının ve “araştırama-geliştirme” ye ayrılan payın ciddi oranda arttığını görüyoruz. Dahası, Türk bilim adamları tarafından yayınlanan makale sayısında da önemli bir artış gözleniyor. 1992 yılında dünya sıralamasında 37. iken 2002 itibariyle 22. sıraya yükseldik.

Ülkemizden yapılan patent başvurularında da rekor bir artış var. Mesela 1990’lı yıllarda yüzlerle ifade edilen yıllık patent sayısı, şu anda 10.000 civarında. En önemlisi, üretimde yüksek teknolojiyi yakalama konusunda epeyce mesafe aldık. Zira 1996 ile 2001 arasında ileri teknoloji ihracatımız yüzde 43 artmış Buna mukabil ileri teknoloji ithalatındaki artış sadece yüzde 16. Aradaki fark ise 4.3 milyar dolar. Bir zamanlar toplu iğne bile imal edemeyen bir ülke olarak, bugün yüksek teknoloji ürünleri imal edip ihraç ediyorsak, ülkenin kat ettiği mesafeyi göremezden gelmek insafsızlık olur.

Peki bunlar yeterli mi? Elbette değil. Ama daha iyisini, daha fazlasını yapmak için en azından bir motivasyon yakalamış durumdayız. Bu konuda üniversitelere çok önemli görevler düşüyor. Artan makale sayısı ilk adım olarak iyi. Ama buradaki kaliteyi mutlaka yükseltmek lazım. Zira yayınlanan makalelerin kalitesi, bunların aldığı atıf sayısı ile belirleniyor. Bu konuda henüz almamız gereken önemli mesafeler var. Bu ise YÖK’ün bakış açısını değiştirmesiyle mümkün. Bir kere ideolojik bakış açısını bir kenara bırakmalı. Gerçek bir başarı kriteri için bilim adamalarının akademik camiadaki saygınlığını dikkate alınmalı. Sadece sayılara değil, makaleleri içerik ve etkisine göre de değerlendirmek lazım. Bu da yetmez, mutlaka üniversite-sanayi diyalogunu geliştirmek ve bu araştırmaların uygulama imkanı bulması için gerekli zemini hazırlamak gerekiyor. İşte o zaman milletçe çok daha hızlı kalkınırız ve kaçırdığımız fırsatları telafi etme imkanına kavuşuruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir