Türkiye’nin En Güzel Kadını Acaba Kimdir?

‘Türkiye’nin en güzel kadını acaba kimdir?’ Sorusu 4 şubat 1929’da Cumhuriyet Gazetesi tarafından Türk halkına sorulmuştu. Bu soru günümüzede de devam eden güzellik yarışmalarını ilk kez gündeme taşıyan soruydu.

Her Türk genç kızının ‘Acaba bu güzel ben miyim?’ diye kendi kendine sorma zamanı gelmişti. Ama Türkiye bu soruyu kendine sormaya hazır değildi.

AYŞE SEVİM

Her ne kadar Osmanlı imparatorluğu tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş ve yerine modern Türkiye inşa edilmişse de halkın taassupları ve gelenekleri değişmemişti. Türkiye ideolojisi gereği Medeni Kanun’u kabul ederek şarklı olmadığının altını çizmişti. Türk halkı ise geleneklerindeki ısrarcılığı ile ‘garplı’ olmadığının altını çiziyordu. Sonunda ‘Türkiye’nin en güzel kadını acaba kimdir?’ sorusu halka başka türlü takdim edildi. Güzellik yarışmasına ciddi bir kimlik bulundu ve önemli bir elbise giydirildi. Artık aranan Türkiye’nin en güzel kadını değildi. Aranan Türk milletinin ne kadar güzel bir ırk olduğunu dünyaya kanıtlayacak, milli şuur sahibi güzel bir kadındı. Yeni bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin her konuda diğer milletlerden geri olmadığını ispatlamak bir vatan borcuydu. Milletimizin ne denli güzel olduğunu göstermekte her Türk genç kızının milli bir vazifesiydi. Cumhuriyet Gazetesi yapılacak olan yarışmayı basit bir güzellik olayının dışına çıkardı ve ulusal bir sorun haline getirdi. Artık bu yarışmaya baş vurmak ‘Milli bir sorumluluktu.’ Fakat bu ‘Güzellik Musabakası’nı’ aynı şekilde değerlendirmeyenlerde vardı. Dönemin mizah gazetelerinden Karagöz 9 şubat 1929 tarihli sayısında bizim güzellik anlayışımızın Avrupalılarca aynı olmadığını vurguluyordu: …Öyle ya her millette güzel var da bizde yok mu? Yok ne demek! Öyleleri var ki bir gülüşle bin gönül feht ederler, öyleleri var ki bir bakışla bin can yakarlar….ama bunlar bizim gönlümüze göredir… ölçüye uymaz, metroya, santime gelmezler. Malum a! Bizim bedenlerimiz alafranga değil alaturkadır, sporsuz gelişigüzel büyüdüğümüz için hepimiz biraz göbekliyiz, vucudun ölçülü güzelliğine o kadar ehemmiyet vermeyiz. Biz de güzellik şunlardır: kaş, göz, gerisi söz!..’ www.netpano.com
CUMHURİYET GAZETESİ SEÇTİ
Karagöz Dergisi müsabakada seçilen güzelin batının güzellik anlayışına uymayacağını söylüyor ve müsabakanın bu yönüne itiraz ediyordu. Güzellik yarışmasına ‘güzel’bakmayan başka bir kesim daha vardı. Onların itiraz okları yapılanı ahlak dışı görmelerinden ötürü daha acıtıcıydı. Halktan gelen bu eleştiriler üzerine Cumhuriyet Gazetesi ahlak bozucu bir şey yapılmadığını açıkladı. Güzellik musabakasında mayo giyilmeyeceğini,yarışmaya güzellerin sade bir tuvaletle katılacağını duyurdu.Yine dereceye giremeyen genç kızların istekleri üzerine isimlerinin gizli kalabileceğini, takma isimle yarışmaya katılabilecekleri açıkladı. Yarışmaya katılma kurallarından bazıları şunlardı: Bar kadınlarının yarışmaya katılamayacağı, on beş yaşından küçük kızların yarışmaya katılamayacağı, musabakanın sadece yüz güzelliğiyle ilgili olmadığı yarışmaya katılacakların endam güzelliğinede sahip olmaları gerektiği, din,dil ırk farkı gözetmeden her namuslu Türk kızının katılabileceği vs.
Otuz dört güzelin katıldığı yarışmada birinciliği Balıkhane Nazırı Mehmet Teyfik Bey’in torunu Feriha Teyfik Hanım kazandı. İkinci Seniye Hanım üçüncü ise Araksi Hanım oldu. Yarışmada jüri üyeleri kendilerine iyice izleyebilsinler diye salonun ortasına bir sandalye konuldu.Her genç kız sıra kendine geldiğinde bu sandalyenin üzerine çıktı. Jüride ki isimler de bir hayli renkliydi: Peyami Safa, Halit Ziya Uşaklıgil, Abdülhak Hamit, Hüseyin Rahmi, Sabiha Zekerya Hanım, Zekeriya Bey, Cenap Şahabettin… Bu renkli isimlerden bazıları.

Ödül olarak yarışmanın birincisini bir çiçek buketi takdim edildi. Bunun yanında her üç yarışmacıya kolonya ve parfümler verildi. www.netpano.com Aradan bir yıl geçti. Türkiye’nin yeni bir güzel seçme zamanı gelmişti. Hem 1930 yılındaki güzellik yarışmasında seçilecek kız Paris’e gidecek ve Türkiye’yi, Avrupa Güzellik Yarışması’nda temsil edilecekti. Cumhuriyet Gazetesi ‘Milli vazifeyi yerine getirmek’ sloganını yine sutunlarına taşıdı. 12 ocak 1930’da yapılan yarışmada birinciliği Mübeccel Namık Hanım kazandı. 16 Ocak 1930 tarihli Resmi Uyanış dergisinde konuyla ilgili haber şöyleydi: ‘…Bu yeni kraliçe Mübeccel Namık Hanımdır, kendisi yeşil gözlü, uzun boylu ve çok mütenasip endamlıdır. Hakem heyetinde bulunanların görüşleri oldukça ilginçtir. Hüseyin Rahmi: ‘Birer birer alınsa hepsi güzel fakat bolluk içinde seçmek müşkül oluyor.’ Halit Ziya: ‘Bayıldım’, Ahmet İhsan: ‘Rüya görüyorum sanıyorum’,Abdülhak Hamit: ‘Cennete giriyorum sanıyorum’, Kontes Saranzo : ‘Cennetten çıktım sanıyorum’, Hüseyin Cahit : ‘Hayranım’, Şukufe Nihal:’ Gayet güç, cevap veremeyeceğim kadar güç’, İsmail Müştak: ‘Hepsinin Muştakıyım’, Yunus Nadi: ‘Bu işin muvaffakiyetinden çok memnunum’… Jüriyi mutlu eden bu yarışmanın ardından Mübeccel Namık Hanım Türk ırkının güzelliğini ıspatlamak amacıyla Fransa’ya gönderildi. Fakat güzelimiz dereceye giremedi.güzellik tacını ise Yunanistan aldı. Dereceye girememenin yanında Yunanistan’ın tacı alması kamuoyunda derin bir hayal kırıklığı yaşattı. 1931 yılındaki musabakaya belkide bu durumun etkisiyle katılım oldukça az oldu. 28 temmuz 1930 tarihli ilanda katılım azlığı şöyle belirtiliyor: ‘Güzellik musabakasına iştirak için gelen resimler, kafi miktarda olmadığından resim gönderme müddetini teşrin-i evvel nihayetine temvin ettik. Güzeller; Beyoğlunda Foto Süreyya ve Foto Femina’ya giderek bizim hesabımıza resimlerinizi çektiriniz.’

20 ocak 1931 yılında yapılan üçüncü güzellik yarışmasında öğretmenlik yapan Naşide Hanım birinci oldu. Bu birincilik kamuoyuna bomba gibi düştü. Naşide Hanım’ın öğretmen olması yeni bir etik tartışmayı başlattı. Muallimlik gibi ulvi bir mesleğe sahib bir kadının güzellik yarışmasına katılması doğru muydu? Muallimliğin şerefiyle oynanılmış mıydı? Bu tartışmalar üzerine Naşide Hanım’ın görevinden uzaklaştrılması söz konusu oldu ama bu gerçekleşmedi.

HALİS BİR GÜZEL
Bir yıl sonra Cumhuriyet Gazetesi 1932 güzellik yarışması için hazırlıklara başladı. Fakat başvurular o kadar azdı ki yarışma iptal edildi. Belçika’da yapılacak olan Avrupa Güzellik Yarışma’sı için Türkiye’ye davet gelince Cumhuriyet Gazetesi‘Ulusal Onur’ için Türk kızlarına yeniden çağrıda bulundu. Gazete16-25 yaş arasındaki evlenmemiş namuslu kızları,kazanana 500 lira ödül verileceğini belirterek beklemeye başladı. Henüz başına konacak taçtan habersiz olan on sekiz yaşındaki Keriman Halis de bu çağrıya son başvuru günü yanıt verdi. Güzel kızı müsabakaya babası götürüp kayıt etmişti. Geçmiş senelerdeki başarısızlıklar yüzünden olsa gerek yarışmaya sadece sekiz kişi baş vurmuştu. Keriman Halis bu sekiz kişinin arasından ülkesini temsil etmek üzere seçildi. Ve güzel kız Belçika’daki yarışmaya zamanın adetlerinin de etkisiyle babasıyal birlikte gitti. Baba kız Ostand’a giden Semplon ekspresine binerken gazeteciler bu görüntüyü fotoğraf makinelerine kaydediyorlardı. O gün gazeteciler Baba Halis Bey’in yüzündeki gururu ve güzel Keriman’ın gözlerindeki heyecanı gazetelerine taşıdılar. Sonra bütün Türkiye’yi sevince boğan haber geldi. Türk güzeli dünya güzeli olmuştu. Gazetelerin ilk sayfaları bu haberle şenlendi. Taze cumhuriyet kendini güzellik alanında ispatlamanın sevincini duyuyordu. Halk bu başarıdan çok memnun kalmıştı. Sanki Türkiye’nin her evinde güzellik kraliçesi seçilen kişi kendi kızlarıymış, kendi kardeşleriymiş,kendi sevgilileriymiş gibi bir hava vardı. Türk ırkının güzelliği ispatlanmıştı. Ekonomik sıkıntılar, yeni cumhuriyetin problemleri kısa bir süreliğine rafa kaldırıldı. Güzellik bütün sorunların üstüne kalem çekti. Siyah saçlı kız artık röportajlardan röportajlara koşuyordu. Kendisine yönelen ilgiyi karşılamaya çalışıyordu. Beşiktaş Fındıklı’daki Fındıklı apartmanın zili sürekli çalıyor. Açılan kapıdan içeriye gazeteciler giriyor çıkıyordu. Apartmanın beşinci katında oturan Keriman Halis’i basın sportmen bir kız olarak tanımlıyordu. Her katta yirmi basamak olduğunu belirten basın günde iki kez bu basamakları çıkan yani günde dört yüz basamak kullanan genç kızın sportmenliğini de keşfetmişti. Halis Beyin beş çocuğu vardı. Bir röportajda en ufak kardeş olan minik Fatoş’un da ileride güzellik (tarihini de belirleyerek 1949’da) kraliçesi olacağını şakayla belirtmişti Halis ailesi. ‘Fatoş’u da güzellik musabakasına sokacağız, o da Türkiye’nin gurur kaynağı olacak diyorlardı. Aile halinden çok memnundu. Ne de güzel kızımız varmış meğer, diyorlardı gazetecilere.
CİCİ BİCİ KIZIM !
Basın Keriman Halis’in güzelliğinin masum ve duru olduğunu söylüyordu: …Şayanı hayrettir Miss Türkiye mevcut sinema artislerinden hiç birine benzemiyordu. Ne Greta Garbo’ya ne Marlin Ditrih’e ne Billy Dova ne de Lilyan Harvey’e… halbuki aşağı yukarı her genç kızın andırdığı bir sinema artisi vardır. Buna mukabil Miss Türkiye’nin çehresinde bariz bir masumiyet bir benlik görüyorsunuz. Bütün dikkatimi toplayarak baktım. Hakikaten güzeldi. Üstünde göze çarpan bir temizlik vardı. Bembeyaz, tertemiz dişler, tertemiz bir cilt… Nasıl bir güzellik biliyor musunuz? Hani ihtiyar kadınlar torunlarına:

-Ah benim cici kızım, çitlenbik kızım! Diye severler.
Keriman Hanım işte bu ‘Cici kız’. Güzelliğinin en muzeci. Lakırdı söylerken her hali, bakışları, hareketleri on sekiz yaşında bir genç kızla konuştuğunuzu size anlatıyor. Güzelliğinin hiçbir şeytani tarafı yok. Saf bir genç kız güzelliği. İnsana adeta, ne olurdu şöyle bir kızım olsaydı, tesirini veriyor. Yani sözün kısası hilesiz bir güzel…(Akşam Gazetesi, Hikmet Feridun Us, 7 Temmuz 1932)
Keriman on sekiz yaşında, Feyziati lisesine gitmiş ve orta tahsili orada yapmış biraz Fransızcası olan, müzik aletlerinden en çok piyonoyu seven ve piyono çalan bir kız o günlerde. Ama asıl başarısı iyi bir ev kızı oluşunda. Çok maharetli kendisi. Akrabalarının tarifiyle ‘Dehşetli ev kadını’. Ev işleri kendi deyimiyle ona ‘fevkalade büyük zevk’veriyor. Çok iyi yemek yapıyor ve harika dikiş dikiyor.

TÜRK GÜZELİ TÜRK YEMİŞİ YER
İşte o günlerde bu hanım hanım ev kızının başarısı Türk halkına ‘Yerli Malı’ kullanmaları için itici bir güç oluşturdu. İktisad ve Tasarruf Dergisinin Eylül 1932 tarihindeki kapakları bu konuyu işledi:
‘Bir Hakikat:
TÜRK GÜZELİ= CİHAN GÜZELİ
Bir Gaye:
TÜRK MALI= CİHAN MALI

Başlığıyla nasıl ırkımızın güzelliğini dünyaya ispatladıysak, mallarımızın mükemmelliğini de dünyaya ispatlamamız gerektiği işlendi. Zaten güzellik yarışması fikri ilk ortaya çıktığı andan itibaren yapılanın ulusal bir vazife olduğu düşünülmüştü. Şimdi kazanılan başarının da aynı şekilde ulusallığından istifade ediliyordu. Keriman Halis bu yarışmayı ‘Türk ırkının damarlarında gezinen kabiliyet’ten ötürü kazanmıştı. Öyleyse aynı kabililiyeti taşıyan her Türk her konuda başarıya ulaşabilirdi. TBMM Başkanı Kazım Paşa Yerli Mallar Sergisi’nde Türk güzelinin Belçika’da giydiği tuvaletin milli kumaştan yapıldığını söylemiş ve yarışmanın kazanılmasında bu faktörün etkili olduğunu belirtmişti. Yine İktisad ve Tasarruf Dergisini Keriman Halis’in güzel oluşunu Türk üzümü, Türk fındığı,Türk lokumu yemesine bağlıyordu. Keriman Halis’in kişiliğinde Türkiye her konuda dünyada birinci olacağına hatta olduğuna inanmaya başlamıştı. Bu durumdan büyük zevk alınıyordu. Gelecekte Türkler her mevzuda kendilerini dünyaya ıspatlayacak ve Türkiye bir süper güç olacaktı. 1930’ların Türkiyesi’nden 2000’li yılların manzarası işte böyleydi.

TÜRK GÜZELİ CİHAN GÜZELİ
Türk güzellik kraliçesi Keriman Halis Hanım’ın Cihan güzellik kraliçeliğine seçildiğini duyunca sevinçten yüreği titrememiş hiçbir Türk tasavvur edemiyoruz. Keriman Halis’in muvaffakiyeti inkilap Türkiye’sini tanımayan, hala bizi sarayile, sultanile, haremile, harem ağasile, kafesile, peçesile, külahile, fesile, şalvarile,cübbesile, yeniçerisile geri ve garip bir şark milleti sanan Avrupalılar’ın gözünü açmak için milyonlarca lira bahasına yapılacak propagandalardan daha tesirli ve canlı oldu.Güzel kızımız, milleti ve memleketi hesabına yaptığı bu güzel işile ne kadar iftihar etse yeridir.Türk’ün dillere destan olan kuvveti ve güzelliği, gönül istiyorki, Türk malının da bir alameti fırkası olsun.Türk malı deyince akla sağlam,temiz ve güzel mal gelsin. Türkiye’de yetişen mahsuller, memleketimizin tabiat şartları sayesinde, bu gayenin tahakkuku için bütün imkanlara malik bulunmaktadır.
En iyi üzüm, Türk üzümüdür.
En iyi incir ,Türk inciridir.
En iyi fındık ,Türk fındığıdır.
En iyi tütün, Türk tütünüdür.
Kısacası bütün mahsullerimize tabiatın ihsan ettiği iyiliğe, onları yetiştiren müstahsillerimizin, onları satan tacirlerimizin bilgi,sevgi ve dikkati de katılırsa o vakit rakiplerimizi,Türk güzelinin yaptığı gibi birer birer yenmeğe ve Türk malının da cihan malı olmasına hiçbir engel yoktur.

Temiz hilesiz mal.
Bir örnek mal.
İyi bir ambalaj.
İşte Türk ziraat mallarını cihan malı yapacak şartlar.
Cihan güzelinin beraberinde götürdüğü kat kat elbiselerin hepsi yerli mallarımızdan yapılmıştı. Güzelimiz bu surette yerli mallarımız için de bir zafer kazanmış oluyor. Bundan üç dört sene evveline kadar, bütün milletlerin güzellerile boy ölçüşmek için Avrupa’ya giden bir kızımızı yerli mallarımızla süslemeğe cesaret edebilir miydik? Demek ipekli ve yünlü mallarımız da Avrupa mallarile müsabakaya girişebilecek bir seviyeye yükselmiştir. Bunu neye borçluyuz? Bunu sadece halkın yerli mallarına olan samimi ve candan rağbetine borçluyuz. Eğer Türk milleti,Türk malı kullanmanın milli bir vazife olduğunu derhal anlayıpta yerli mallarımıza gittikçe artan bir rağmet göstermeseydi, milli sanayimiz inkişaf edebilir miydi?
Fakat henüz gayeye varmadık.
Fakat varacağız:
Türk malı, Cihan malı olacak.’( İktisad ve Tasarruf Dergisi, Eylül,1932)

Türkiye Güzellik Kraliçası Seçildi

Türkiye güzellik kraliçası, dün yapılmış ve yangın söndürme aletleri acentesi Halis Bey’in kızı Keriman Hanım, ittifaka yakın bir ekseriyetle 1932 senesi güzellik kraliçalığına intihap edilmiştir.
Ve gayet mütenasip bir vucudu vardır. Siyah saçları kesik değildir. Keriman Hanım klasik güzelliğin bir numunesi addedilebilir.

www.netpano.com.Sayfada yayınlanan yazı ve görsel malzemelerin tümü izinsiz alınamaz kopyalanamaz.Her hakkı saklıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir