Türkiye’yi Bölme Planı

Büyük Ortadoğu Projesiyle yürütülen faaliyetlerin analizi sonucu ABD’nin TÜRKİYE’ye nasıl yaklaşacağı ve bu yaklaşımın “fitne işletme” boyutundan daha kapsamlı ve profesyonel bir boyuta taşınacağı kesindir.

SESAR; ABD’nin Türkiye’ye yönelik üç yıllık bir senaryo üzerinde çalıştığını ve üç sene sonunda Türkiye’yi İran/Suriye operasyonuna entegre olacak ve bu entegrasyon sonrasında Türkiye’nin kendi dönüşümünü de hazırlayacak noktaya getirmeye planladığını tahlil etmektedir. Bu senaryoyu ana hatlarıyla analiz edersek;
Birinci Sene: (Yasal Altyapı – Ön Hazırlık)


Türk Silahlı Kuvvetleri ile devletin diğer kurumları arasındaki makas açılacak ve “darbe” söylentileri ile pasifize edilen TSK; herkesin tahammül ettiği fakat toplumsal desteğinin zayıfladığı “huysuz” bünye konumuna düşürülecek. İç itibarını tamir etme süreci ile birlikte İran/Suriye operasyonlarında kullanılmaya hazır hale gelecek. (Son günlerde Abdullah Gül’ün liderliğinde Dışişleri Bakanlığı’nın Genelkurmay ile düştüğü derin görüş ayrılıkları ve zıtlaşmalar bu makasın açıldığına dair en net göstergedir)


* Ortadoğu’daki yeni yapılanma ile paralel olarak Türkiye’nin merkezinde yeraldığı sermaye dönüşümü için yeni oluşumların temelleri atılarak; bu yapılar bünyesindeki eski kadrolar tasfiye edilerek yeni küresel planla uyumlu yeni kadrolar getirilecek. (TESEV’de yönetimin Çevik Bir – Cüneyt Zapsu ortak operasyonu ile bir iç darbe ile karşı karşıya olması buna güzel bir örnektir.)


Ulusal idarenin; önümüzdeki senelerde daha yoğun olarak gündeme getirilmeye başlanacak “başkanlık sistemi” ve “federatif yapılar” yönünde zayıflatılması için gerekli altyapının yasal boyutu hazırlanacak. Milli tepkisinin atomize edilmesi ile ulusal ritmin bozulması bu evrede gerçekleşecek. (bkz. Mahalli İdareler Reformu ve Demirel’in yoğunlaşan medya turları)


· Yeni dönemim yeni liderlerinin bazıları hapisten, bazıları kutularından çıkarılarak kullanıma hazır hale getirilecek. (Leyla Zana’nın yeniden yargılanması sonrasında Türk kamuoyunun önüne kürtçülüğün Tansu Çiller’i olarak çıkarılmasına şaşmamak gerekir. Ayrıca Cem Kozlu’nu AP üzerinden siyasete girmesi bu bağlamda değerlendirilmelidir. )


·Üzerindeki enerji hatlarını aktif olarak kontrol edemediği takdirde “varisli Anadolu”’ya dönüşecek Türkiye’de enerji ve finans merkezli yeni altyapıların hazırlanması tamamlanacak. (BP Grup Başkanı Lord John Browne’ın Türkiye’ye bizzat gelip Cumhurbaşkanı’ndan, Enerji Bakanı’na kadar geniş bir yelpazede Türkiye’nin Doğu Karadeniz Havzasındaki petrol yatakları ile ilgili görüşmeler yapması bu işin ne kadar sıkı tutulduğunun göstergesidir. Keza Tüpraş’ın İngiliz-Rus ortaklığında bir yapıya verilmesi bu tabloyu daha da derinleştirirken; Maliye Bakanı’nın değerine değer katacaktır.)


· Aralık 2003’te yapılacak KKTC seçimlerinin öncesinde ve sonrasında yaratılabilecek gerginlik ortamları ve seçim sonucunda Denktaş’ın güç kaybetmesi ile sonuçlanabilecek bir tablo; Türkiye – AB ilişkilerinden; hükümet-ordu ilişkilerine kadar çok geniş bir yelpazede domino etkisine sahip olacaktır. ABD; bu sefer Kıbrıs’ı bir pazarlık unsuru olarak değil; bizzat operasyonel bir alan ve amaç olarak değerlendirecek ve bu çerçevede Türkiye içindeki siyasi alanını genişletmek için kullanacaktır.


İkinci Sene : (Provokasyon – İkna Dönemi)


2005’ TE TÜRKİYEDE NELER OLACAK?


· 2004’ün ortalarında başlayacak bu süreç; Türkiye’de siyasi ve bürokratik yapının iyice gerilime sokulacağı ve “ABD’nin stratejik müttefikliğinin” “hayati” bir mesele olarak algılanmasının önünün açılacağı senedir. (Son zamanlarda ısındırılan Ege sorunu; Türkiye’nin Avrupa’ya karşı ABD’nin aktif desteğine ciddi anlamda ihtiyaç duyacağı bir çıkmaz sokaktır; keza PKK’nın Türkiye’ye yönelik ilk füze saldırısını gerçekleştirmesi, Kuzey Irak’ı Güney Lübnan haline getirirken; Türkiye’nin ABD’nin “füze şemsiyesi” sistemine olan gerekliliği ön plana çıkarmış olacak ve tabi yine devlet kadroları bünyesinde birilerinin aklına; İsrail’in Güney Lübnan tecrübesi gelerek İsrail’le stratejik işbirliğini bu yönde de geliştirme tezi aktif olarak gündeme gelecektir. Bir füze ile kaç kuş?)


EK-1 Planın bu maddesine yönelik çalışmalar TBMM’inde reddedilen Irak tezkeresinden sonra hemen devreye konulmuş Türkiye Azarbaycan’da Haydar Aliyev sonrası ABD önce Resul Guliyev’i olmayınca başa gecirmek istediği İsa Gamber zorlanmıştır. GATA’da ölümünden kısa süre önce oğlu İlham Aliyev’i Başbakan atayan Haydar Aliyev’e bu konuda destek verenler ABD planlarının Azerbaycan’da boşa çıkmasına neden olmuştur. Bu kararnamenin imzalanması ABD adına Azerbaycan politikasını yürütmekle görevli ismini veremeyeceğimiz bir yetkili tarafından “Azarbaycan’da Darbe” olarak nitelendirilmiştir.


· Siyasi yapıya yeni isimler / kurumlar bu dönemde sokulacak ve AKP içindeki çatlak bu dönem içinde büyütülerek; İran/Suriye operasyonu öncesinde Türkiye’de iktidarda olması istenen siyasi yapı iyice netleştirilecek. (Sağda birleşme; Cem Uzan’ın önlenemeyen yükselişi; kürtçülüğün yeni bir boyuta taşınması; ülkede TESEV gibi think-tankların ağırlığının arttırılarak “yeni tartışma zeminleri” yaratılması)


Ek-2 Ak Parti içinde bu dönemde önemli oranda değişim yaşanacak “Erdoğan’a” rağmen birinci tezkereye hayır diyenlet başta Meclis Başkanı Bülent Arınç olmak üzere tavsiye edilecektir. TBMM başkanlığına seçildiği günden bu yana gerek açıklamaları gerekse icraatlarıyla sık sık hem kendini hem hükümeti sıkıntıya sokan Bülent Arınç’ın Ak Parti’yle yönetimi ile olan kan uyuşmazlığı Necmettin Erbakan’ın ceza alarak başkanlığını bırakmak zorunda kaldığı Saadet Partisi’ne geçmesiyle sonuçlanacaktır.


2004’ün başlarında yaşanacak bir suikast(veya girişimi)in; 2004’ün sonuna kadar gerekli olan toplumsal altyapıyı hazırlamak için bulunmaz dinamikler sunacağı gözönüne alınırsa; (Kürt / Türk – Milliyetçi ) ekseninde deprem yaratacak bir veya birden çok ismin hedefe oturtulma ihtimali hayli yüksektir. (Laik/İslamcı ekseni aşırı kullanılmaktan değerini kaybetmeye başlamıştır ve planlanan operasyon açısından öncelikli bir eksen değildir)


Ek-3 Böyle bir suikastin ilk hedefi Tayyip Erdoğan’dır. Bu durum geçtiğimiz günlerde yakalanan terörist tarafındanda bizzat itiraf edilimiştir. Bunun yanında diğer hedefler ise kamuoyunda infial yaratacak kişide tanınmış kişilere ve basında sivrilmiş isimler olacak bu şekilde Türkiyede bir kaos ortamı yaratılacaktır.


· TSK kurum ve toplum bünyesinde iyice yalnızlaştırılarak; kendi içindeki değişim ve dönüşümlerle meşgul olacağı bir döneme sokulacak. Bu süreçte; TSK’nın sinir merkezinin karadan havaya kaydırılması yolundaki tandansın; AWACS projesi ve Uzay Kuvvetleri Komutanlığı gibi projelerle hızlandırılması sağlanacak; “darbe” sözcüğünün Kara Kuvvetleri Komutanları ile özdeşleşmesi için bir kaç medya operasyonu daha planlanacak.


· Medyada yeni bir rüzgar yaratılarak; ABD’nin küresel imparatorluk planının toplumsal altyapısını daha kararlı ve odaklanmış şekilde topluma lanse edecek “YENİ” yapılar oluşturulacak. (Irak savaşı öncesinde yaratılan HaberTürk operasyonu benzeri fakat çok daha kaliteli (amatör kalemşörler yerine uzman kalemşörlerin vitrininde olacağı) ve toplumun bütün kesimlerini kapsayan; Türkiye’de örgülenmeye başlanan yeni sermaye yapısını yansıtan ve CIA-Pentagon’a bir önceki medya operasyonundan daha pahalıya patlayacak bir operasyon)


Ek-4 Bu plan Türkiyede yabancı istihbarat örgütleriyle yakın diyalogu olan “Psikolojik Harp Ajanları” vasıtasıyla olacak onlar gerek konuşmaları gereksu yazılaryla Türkiyeyi ABD’nin planlarının bir parçası ve uygulayıcısı haline getirmeye çalışacaklardır.


* Türkiye’de alttan alta “İslami” sermaye ile “Küresel-masonik” sermaye arasında kurulmaya başlanan işbirliğini yansıtan; zengin Müslümanlarla, zengin Yahudi-Hristiyanların oluşturacağı sermaye dinamiklerinin güçlendirilmesi; bu kesimlerin uzlaşısı doğrultusunda devletteki kilit bürokratik kadroların yeniden şekillendirilmesi bu dönemin bir diğer özelliği.


* Telekom, enerji ve finans altyapılarının deregulasyonu çerçevesinde; ulus devletin bu yapılar üzerindeki kontrolünün tamamen zayıflatılması ve ekonomide uluslararası bürokrasinin güçlendirilmesi.


* Özelleştirme başlığı altında, Türkiye’de, küresel devletin küresel sermayesinin yerleşmesinin tamamlanması ve kilit yapıların devrinin tamamlanması.


* İran ile Türkiye’nin Kuzey Irak’ta karşı karşıya getirilmesi için yapılan ön çalışmaların yavaş yavaş medyaya yansıtılması. (ABD, Türkiye ile İran’ı doğrudan karşı karşıya getirmenin zorluğunun farkındadır. Bu operasyon için en uygun zemin Kuzey Irak ve Azerbaycan’dır. ABD son Irak operasyonunda İran yanlısı unsurları vurmuştu. İran’ın kaybettiği zemini – beklenildiği üzere – PKK’ya destekle telafi etmeye çalışması ihtimali; Türkiye ile de kriz noktasını oluşturacaktır)


Azerbaycan’daki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında; Azerbaycan’ın başına ABD’nin küresel planına uyumlu bir ismin getirilmesi ve Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden İran operasyonuna dahil olmaya ikna edilmesi
( Son Türkiye ziyaretlerinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacak Musavat Partisi lideri İsa Kamber ve yardımcısının “Şayet ırak operasyonunda Türkiye ABD ile birlikte olsaydı bugün Irak Türkmenlerinin sorunları çözülürdü. Bir tren hızla gelirken o trenin karşısında durulmaz… Önümüzdeki dönem ABD’nin İran’a karşı hazırlık dönemi olacak. Bu 2004 yılına kadar sürecek. Bush’un yeniden seçilmesi durumunda 2005’te İran bütün dünyanın gündemine gelecektir. Azerbaycan bu stratejinin içinde olmalıdır ve dışında kalmamalıdır. İran’da 30-35 milyon Azeri yaşıyor ve biz buna seyirci kalamayız.(Bu sözlerin Türkiye’de 30 milyon Kürt yaşıyor sözüne ne kadar benzediğine dikkat edin). İran politikasının ABD tarafından bilgece hazırlanmasını istiyoruz. Bu istikamette Türkiye ile birlikte olmalıyız. Ayrıca İran, Irak’tan farklı olacaktır. İran’ın toprak bütünlüğü korunamayacaktır” şeklindeki sözleri dikkatle okunmalıdır)


· Bu dönemde Avrupa Birliği’nin ABD’nin planları bozmaması için; Avrupa Birliği bünyesinde yaşanacak gelişmeler bir yana; Avrupa’nın kendi kriterlerini (özellikle ekonomik alanda yaşanacak gerileme ile Maastricht Kriterleri arasındaki çatışma) sorgular konuma gelmesi; Türkiye’de ilk defa AB’nin de sorgulanacağı zemini hazırlayacaktır. Bu planı bozacak tek unsurun AB’nin Türkiye’ye net bir müzakere takvimi ve dolayısı ile AB’ye giriş tarihi verme olacağından; AB ile ilişkilerin netleşmesi değil iyice “bıkkınlık” getirecek bir dinamiğe sokulması daha olasıdır.


Üçüncü Sene (Aksiyon Dönemi) YENİ HEDEF İRAN


* ABD Başkanı Bush’un yeniden seçilmesi sonucunda şahinler grubu yeni bir rüzgar yakalayacak.


* Türkiye ve İran’ı Kuzey Irak’ta karşı karşıya bırakacak dinamiklerin hızlandırılması gerçekleşecek. Bu çerçevede yüzyıllardır değişmeyen İran-Türkiye sınırı değil; sürekli değişen Irak coğrafyası kilit konumdadır. Kuzey Irak’tan gerçekleşecek ve PKK’ya maledilecek bir füze saldırısı ile; ABD’nin de izni ile Türkiye’nin Kuzey Irak’a operasyon düzenlemesi ve bu operasyon sonrasında İran’ın da değişen güç dengelerini bahane ederek bölgeye girmesi; ABD’nin İran’a yönelik müdahalesinin işaret fişeği olacaktır. Toplumu ile; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi toplumuna karşı olduğundan daha fazla barışık olan İran Devleti’ne karşı bir iç ayaklanma gerçekleştirmenin zorluğunun farkında olan ABD’nin bunun yerine bu senaryoyu tercih etmesi daha olasıdır. (Bu bağlamda Azerbaycan’da bir sene önce gerçekleştirilmiş olacak seçimlerle tamamen ABD yanlısı bir yönetimin başa geçmesi ve bu yönetimin ABD’nin dümen suyunda İran ile bir çatışmaya sürüklenmesi çok daha kolaydır. Azerbaycan’ın İran’la bir çatışmaya sürüklenmesi; Türkiye’nin de kayıtsız kalamayacağı bir tablo ortaya sunacaktır ki; bu ABD için bulunmaz fırsattır)


* İkinci dönemde hazırlanan yapılar vasıtası ile ; Türkiye’nin artık hayati bir yol ayrımında olduğu ve tercih yapması gerektiği yolundaki akademik-bürokratik baskılarının artması ve bu vesile ile Türkiye’deki savunma/güvenlik altyapısının ABD-İngiltere-İsrail üçlüsüne iyice eklemlenmesi.


* 2004-2005 ile birlikte artık iyice somutlaşmaya başlayan enerji hatları projesi ile Türkiye Cumhuriyeti devlet kadrolarına ve toplumuna; bu hatları üzerinden geçirmenin sorumluluğunun daha etkin bir şekilde anlatılması ve bu hatların güvenliğinden herkesin sorumlu olduğu tezinin işlenmesi.


* Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile bağlantılı olarak; önce Anayasal bir değişiklikle Cumhurbaşkanlığı süresinin 5 yıl ile sınırlanması ve Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesinin gündeme gelmesi (bu doğrultuda Cumhurbaşkanı Sezer kendisine yönelik negatif kampanyanın 2004’ün sonlarına doğru iyice yoğunlaşmasını bekleyebilir) ve bunla paralel olarak AKP’den Burhan Kuzu gibi isimlerin vasıtası; Demirel gibi isimlerin de aktif lojistik desteği ile bu tartışmanın ciddi anlamda tartışma platformuna konulması. (Yıllardır tartışılan başkanlık sistemi bu dönemde kurulur. Bu arada yeni Cumhurbaşkanı adaylarına dair isimlerin gündeme gelmesi. (SESAR; gezi programına baktığında, bu isimlerden birinin Hikmet Çetin olabileceğini düşünmektedir. )


* 2004’ün sonlarına doğru ucunu gösteren yeni bir ekonomik kriz dalgasının iyice derinleştirilmesi ve toplumun yeni bir ekonomik kriz dalgası ile iyice yıpratılması. Bu dayatmaları kabul etme yönünde devlet mekanizması üzerindeki baskıyı arttırırken; toplumsal çalkantılar toplumsal/sosyal dönüşüm mekanizmalarını kolaylaştıracaktır.


Bu senaryonun hedefi; Türkiye’yi ABD’nin İran ve Suriye planları çerçevesinde kullanılabilir noktaya getirmektir ki; önümüzdeki 3 senelik dönem bu açıdan çok dikkatle izlenmesi gereken bir dönem olacaktır.

Çalışmamızın sonunda yakın zamanda radikal değişimlerin olacağı Ortadoğu ülkelerinin son durumları hakkında bazı değerlendirmeler yapmak istiyoruz. Tabi ki değerlendirmemizin başında kendi ülkemiz de yer alacaktır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir