Türkiye’yi bölmek isteyen sürecin ardında ABD var

CHP Meclis Grup Başkanve-kili Haluk Koç, ’Haritalar, planlar, stratejiler ortada. Türkiye’yi bölmek isteyen siyasi sürecin arkasında dolaylı olarak ABD eksenli proje var” dedi.

CHP evrensel solun hazır doktrinlerine kapalı değil. Ama biz, Türkiye koşullarında bize özgü bir sol anlayışı kurmak zorundayız. Çünkü Türkiye coğrafyasında bir emperyalist hedef var
Genel aftan söz dahi edilemez. Ağar’ın ’Ovada siyaset yapsınlar’ sözleri safdillikle açıklanabilir. PKK’nın siyasi projesini değerlendirmeden affı dile getirmek çok büyük safdilliktir
CHP’nin oylarında bir yıldır ilginç bir istikrarlı yükseliş var. Yimpaş gibi olayların halk tarafından görülmesiyle bu trend sürecek. Seçimde oyumuz yüzde 30’lar veya üstü olacak


NEDEN? Haluk Koç
Genel seçimlere bir yıl kaldı. Siyasi tartışmaların hızlanacağı bir döneme giriyoruz. Bundan sonraki siyasi açıklamaların ve tartışmaların daha keskin geçeceği belli. Her parti kendisi için ve toplum için en yararlı bulduğu projeyi ve politikayı, halkın dikkatine sunmak için yarışı hızlandırıyor. Ve, her parti siyasi yelpazede durduğu yeri seçime doğru değiştiriyor. DYP Başkanı Mehmet Ağar Kürt sorununa dair önerisiyle daha barışçı ve çözüm arayan bir çizgiye gelirken, AKP, son politikalarıyla AB ile arasına mesafe koyuyor. Anamuhalefet CHP ise milliyetçi bir tutumun altını daha kalın çizgilerle çiziyor. Partilerin bu garip yer değiştirişinde, CHP’nin politikalarını, bu politikaların nedenlerini, ordu-siyaset ilişkisine bakışını, Kürt sorununa yaklaşımını, ekonomik projelerini daha açık ve net anlayabilmek için CHP’nin Meclis Grup Başkanvekili Haluk Koç ile görüştük. Tıp profesörü olan Haluk Koç, Samsun milletvekili.


Genel seçimlere bir yıl kaldı… CHP, yapılan çeşitli anketlerde oylarını artırdığını açıklıyor. Seçimlerde tek başınıza iktidar olabilecek bir oy düzeyine eriştiniz mi?
Şu anda CHP’nin kendi yaptırdığı bir seçim anketi yok. Değişik kaynaklardan aktarılanlar var. Buna göre, oy oranımız yüzde 20’nin üstünde görünüyor. CHP’nin oylarında, son bir yıldır ilginç bir istikrarlı yükseliş var. AKP’nin yetersizliklerinin toplum tarafından görülmeye başlanması dikkate alınırsa, bu trend devam edecek. Bugünkü süreç AKP’nin lehine işlemiyor. AKP’den çok süratli bir kopuş ve CHP’ye doğru bir akış var.
Seçimlerde ne kadar oy alabileceğinize dair herhalde bir projeksiyonunuz var. Ne kadar oy bekliyorsunuz?
Bu hızla giderse tek başına iktidara gelebilecek şansı yakalayacak CHP. Benim projeksiyonuma göre, seçimlerde oy oranımız yüzde 30’lar veya daha üstü olacak.
Deniz Baykal, sağdan da oy alacağınızı söylemişti. Sağ kesimden oy alabilecek misiniz?
Siyaseti böyle sağ ve sol ekseninde kategorize etmek istemiyorum.
CHP dahil bütün partiler sağa kaydı, herkes sağ parti oldu; onun için mi sağ-sol ikilemi yok artık?
Siyasi partilere dönük fanatik taraftarlık olgusu artık azalıyor. İnsanlar ne yaşadıklarına, dile getirilen söylemlerin kendi yaşantılarına uyup uymadığına bakıyorlar ve bir tercihte bulunuyorlar. Yoksa 2002 seçimlerinde AKP’ye verilen bütün oylar yeni kurulmuş bir siyasi partinin fanatik taraftarlarının oyları değildi. Büyük kısmi tepki ve öfke oyuydu. Zaten Türkiye’de seçmenin çoğunluğunun oyu, tepki ve öfke oyudur. Bugün yaşanan süreçte, AKP’ye tepkilerin önümüzdeki bir yıl içinde öfkeye dönüşebileceğinin gelişmelerini, işaretlerini her gün görüyoruz.
Bu işaretler neler?
En son, inanç temelinde gerçekleştirilen organize bir dolandırıcılık olan Yimpaş olayı yaşandı. Dört yıldır tek başına iktidarda bulunan bir kadronun bu yolsuzluğun araştırılmasında ne kadar tavırsız ve tepkisiz kaldığı toplum tarafından görüldü. CHP, Yimpaş gibi holdinglerle ilgili konuyu üç kez gündeme getirdi ve AKP tarafından konunun Meclis’te görüşülmesi reddedildi. Zamanla AKP üzerinde öyle baskılar oluştu ki, AKP bu konuda bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını kabul etmek zorunda kaldı. Artık şu açık.
AKP siyaseten yaşlandı, tek başına iktidar olma iddiasını kaybetti.
Hangi politikalarınızın, size sağ kesimden oy getireceğini düşünüyorsunuz?
Bir dış politika, iki IMF… AKP iktidarında Türkiye, dış politikada önüne konulan her şeyi kabul edebilir duruma getirildi. Bu durum Irak’la başladı, AB süreciyle devam etti. İkincisi, Türkiye IMF’ye bağımlı bir hale düşürüldü. Yüzde 6.5 faiz dışı fazlayı beş yıl üst üste uygulayan bir ekonomik politika, ülkedeki eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi kamu hizmetlerinin ve gelirin dağılımını iyice bozdu.
Siz iktidara geldiğinizde IMF politikalarına son verip, IMF’yle ilişkiyi mi keseceksiniz?
Hayır. IMF’yle ilişkiyi kesemezsiniz. Ama CHP, parlamentonun bütçe yapma yetkisinin elinden alınıp, stand-by anlaşmalarının, gözden geçirmelerin bütçe olarak dayatıldığı IMF buyurganlığındaki bir süreci Türkiye’ye yaşattırmayacak. 370 milyar dolarlık iç ve dış borç yükünün daha da arttığı bir Türkiye manzarası var bugün karşımızda. Kamu yatırımları gittikçe kısılıyor, her türlü eşitsizlik insanların yaşamına yansıyor. Biz, Türkiye’yi bu edilginlikten çıkaracağız, IMF’yle tekrar masaya oturup yeni bir anlaşma ve ekonomik program yapacağız. Sosyal devlet uygulamalarını ve kamu yatırımlarını ön plana alan yeni bir ekonomik program uygulayacağız. Eşitsizlikleri gidereceğiz. Bizim yapacağımız bütçe, tüm sosyal devlet hizmetlerinin ve yatırımlarının kısıtlandığı, sadece bir borç ödeme bütçesi olmayacak.
Peki siz borçları nasıl ve hangi kaynakla ödemeyi düşünüyorsunuz? Bir yandan faiz dışı fazlayı düşüreceksiniz. Daha az tasarruf yapacaksınız. Bir yandan da kamu harcamalarını, yatırımlarını artıracaksınız ve bu arada borçları ödeyeceksiniz.
Ulusal ekonomik program hazırlanır. Bu büyük bir ’puzzle’dır. Bu ’puzzle’ın içinde sanayi politikası, tarım politikası, sosyal güvenlik politikası gibi küçük parçalar var. Ayrıca biz yerel yönetimlerin savurganlığını denetleyeceğiz. Ankara ve İstanbul büyükşehir belediyelerinin harcamalarının haddi hesabı var mı?
Baykal, Mehmet Ağar’ın “Dağda silahla dolaşacaklarına, ovada politika yapsınlar” sözüne şiddetle karşı çıktı. Bu karşı çıkış, sol kesimin oylarını nasıl etkileyecek sizce?
Deniz Baykal, Mehmet Ağar’la ilgili böyle bir yorum yaptı. Çünkü bu, safdillikle açıklanabilecek bir olay. PKK’nın dayandığı siyasi proje bellidir. PKK ayrılıkçı bir terör örgütüdür ve Türkiye’nin bölünmesine dönük bir siyasi projeyi yürürlüğe koymayı hedeflemektedir. Bu projenin savunuculuğunu yapan bir siyasi parti ve o siyasi partinin belediye başkanları var zaten. Bu, karşılıksız bir genel af çağrısıdır. Bunca yıldır işledikleri, sebep oldukları cinayetler göz ardı edilecek ve hiçbir şey olmamış gibi basit bir çağrıyla silahı bırakacaklar ve gelecekler. Giysiler çıkacak, kravatlar takılacak ve siyaset yapılacak. PKK’nın siyasi projesini değerlendirmeden böyle bir affı dile getirmek çok büyük safdilliktir. Dağda çiçekler açsın, silahlar sussun, gelsinler düz ovada siyaset yapsınlar…
Siz terörün bitmesi ve PKK sorunun çözülmesi için ne öneriyorsunuz?
Bu aşamada genel aftan söz dahi edilemez. Genel af, şu aşamada Türkiye’de dile getirilmesi ve tartışılması en sakıncalı olan konulardan biridir. Önce teröristlik kavramından çıksınlar, teslim olsunlar, silahlarını bıraksınlar, yargıda hesap versinler, ayrılıkçı siyasi projeden vazgeçsinler. Önce bunu açıklasınlar. Bir belediye başkanı Brüksel’de çıkıp, bölgedeki yerel kaynakların, barajların, petrolün yerel yönetimlere devredilmesini istiyor. Ayrılıkçı siyasi projenin her türlü adımının atılacağının ifadeleri bunlar. Yoksa CHP, kişinin etnik kökenine bağlı olarak her türlü demokratik hakkını bireysel temelde kullanmasını, dilini öğrenmesini, şarkısını söylemesini, geleneğini sürdürmesini öteden beri savunuyor. Ama bu hakların bir etnik gruba yönelik kolektif hak olarak talep edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerine ters düşüyor. Ama CHP’ye konfeksiyon elbise giydirilmek isteniyor.
Anlamadım…
CHP evrensel solun hazır doktrinlerine, ideolojisine, gerçeklerine kapalı değil. Ama biz, Türkiye koşullarında kendimize özgü bir sol anlayışı kurmak zorundayız. Çünkü bizim coğrafyada bir emperyalist hedef söz konusu. Bu görüşlere karşı genellikle siz statükocusunuz, dinozorsunuz, siz vehim içindesiniz gibi yorumlar geliyor ama bu coğrafyada yaşamanın bir özelliği var.
Bu coğrafyada demokrasi yaşanamaz mı?
Hayır, o değil. Emperyalist hedeflere karşı bu coğrafyayı kapalı tutmak ve bu ülkenin bağımsızlığını kollamak gerekiyor.
Türkiye üzerinde emperyalist hedefleri olan, Türkiye’yi bölmek isteyen emperyalist güç kim? Amerika mı, AB ülkeleri mi?
Bugünkü tek kutuplu dünyada, ABD eksenli bazı projelerin devreye konulduğunu uygulamalarla görüyoruz. Irak’ın durumunu görüyoruz.
Türkiye’yi bölmek isteyen Amerika mı?
Haritalar ortada, planlar, stratejiler ortada. Türkiye’yi bölmek isteyen siyasi sürecin arkasında dolaylı olarak bulunan Amerika. Amerika eksenli bir proje var.
Sağ kesimden de oy alabilecek bir politika izlemek, CHP’nin geleneksel sol oylarını nasıl etkileyecek sizce?
Bence, demin söylediğim duyarlılıkları paylaşmayan, solu somut siyasi gerçeklerle birleştirmeyen ve kendini sol olarak tanımlayan kesim, Türkiye’de çok küçük bir kesim. Şu anda medyada, üniversitelerde egemen olabilirler, sayıları oralarda çok görünebilir ama toplumun tümüne baktığınızda bunların oranı çok düşük.
CHP’nin devletin kurumlarına, orduya ve bürokrasiye yakın bir parti olduğu inancı yaygın. Bu inancı paylaşıyor musunuz yoksa bu yanlış bir inanç mı?
Bu inancı dile getirenler, hem solu sadece evrensel boyutuyla ele alanlar ve bunun Türkiye’de uygulanabileceğini düşünenlerdir. Hem de demokrasiyi kendi amaçlarına varmak için kullanma gayretinde bulunanlardır. Bu iki kesimin yolları bu konuda kesişiyor.
Oysa CHP Anayasa’nın tüm kurumlarına herkesin saygılı olması gerektiği kadar saygılıdır.
CHP, ordunun politikadaki rolü hakkında ne düşünüyor?
Bu, çok hassas bir konu. Türk Silahlı Kuvvetleri bulunduğumuz zor coğrafyada, ki size göre bu coğrafya dünyanın diğer coğrafyalarından farklı değil ama bana göre farklı.
Demokrasinin tanımı coğrafyaya göre farklı olmuyor.
Mutlaka oluyor, mutlaka oluyor. Özür dileyerek… Biraz saflık derecesindeki değerlendirme yorumunun katsayısı da farklı olabiliyor.
Demokrasi isteği mi saflık oluyor?
Siz benden daha demokrat ve daha solcu değilsiniz.
Demokrasilerde ordunun siyasetin içinde olması kabul edilemez. Zaten gelişmiş demokrasilerde ordu siyasete karışamaz. Siz ordunun siyasetteki rolünü kabul ediyor musunuz?
Şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri bir siyasal parti olarak görev mi yapıyor? Ordunun kendi iç hizmetler kanununda, Anayasamızda ve yasalarda çizilmiş bir görev alanı var. TSK, o görev alanı içinde görevini yapıyor. CHP, ordunun bu görev alanının içinde kalmasından ve bu şekilde görev yapmasından yana. TSK’nın çeşitli kademelerinden zaman zaman açıklamalar oluyor. Hep beraber yaşıyoruz bunu. Eğer konuşmaması gereken bir kişi konuştuğunda, gazetelerde büyük haber, manşet oluyorsa, o zaman herkesin kendisini sorgulaması gerekir. Demokrasiyi hep ordu ekseninde ve CHP’nin sol anlayışı etrafında ele alıyorsunuz.
Ordunun, laikliği korumak için en önemli kurum olduğuna inanıyor musunuz? Ordunun politika alanından çıkması laikliği tehlikeye düşürür mü?
Türkiye’de ordu, bir siyasi parti gibi politika alanında değil ki. Ama siz öyle görüyorsunuz. Sorularınızı kendi doğrularınıza göre sunuyorsunuz
Sorumu tekrar sorayım. Ordunun, laikliği korumak için en önemli kurum olduğuna inanıyor musunuz?
En önemli kurum olduğuna inanmıyorum. Ordu laikliği koruyan kurumlardan bir tanesi.
Laikliği korumak, ordunun görevi olmaktan çıkarsa, laiklik tehlikeye mi düşer?
Niye ordu bu alandan çıksın? Hepimizin görevi bu.
Laikliği korumak siyasi bir görevdir. Bu siyasi alandan ordunun çıkması laikliği tehlikeye düşürür mü?
Laikliği korumak siyasi bir görev midir? O zaman değiştirelim sistemi. Siyasetçi isterse laikliği kaldırır.
Demokrasi mi laikliği korur. Darbe mi laikliği korur?
Hayır darbe değil. Demokratik sandık koruyacak laikliği. Niye ordu ordu ordu? Bu ordu takıntınız niye?
Benim demokrasi takıntım var. Sizin niye demokrasi takıntınız yok?
O takıntının içindeyim ki, buradayım ben. Ama demokrasiyi yıpratacak, demokrasiyi ortadan kaldırmak için siyasete soyunanların ekmeğine yağ sürmüyorum ben. Sizi kastetmiyorum. Türkiye’de CHP olduğu sürece, Cumhuriyet de, laiklik de hiçbir zaman yolundan saptırılamaz. CHP, laikliğin koruyuculuğunu toplumla beraber yapacak.
Deniz Baykal, ’Erdoğan cumhurbaşkanı olursa da, darbe olmasın’ dedi. Siz, CHP olarak, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması halinde bir darbe olabileceğini mi düşünüyorsunuz?
Hayır. Biz, Tayyip beyin niye cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini, olması halinde Türkiye’nin yaşayacağı toplumsal ve siyasal sıkıntıları, çalkantıları, riskleri anlatıyoruz. Yoksa, Erdoğan cumhurbaşkanı olursa, darbe olur diye bir hikâye yok. Böyle bir hikâye yok.
Peki o zaman neden meşru bir politikacının parlamento içindeki meşru bir davranışıyla ’darbe’ sözcüğünü yan yana getiriyorsunuz?
Bir gazeteci arkadaşınız, Deniz Baykal’a mutlaka böyle bir soru yöneltmiştir. O da bu bağlamda cevap vermiştir. Yoksa Baykal’ın ’ne darbe, ne şeriat’ diye çok net ifadeleri var. CHP için tek çözüm, demokrasi, sandık ve halktır.
Peki askerin, bir politikacının anayasaya ve yasalara uygun bir davranışına karşı tavır alması sizce meşru olur mu?
Meşru olmaz. Darbe sözcüğünün hiçbir zaman dile getirilmemesi gerekir. Türkiye’de bu aşamada gündeme taşınabilecek bir kavram değil bu.
Erdoğan, cumhurbaşkanlığına aday olursa ne yapacaksınız?
Böyle bir seçim sürecinin içinde oy kullanma pozisyonunda kalmamak durumundayız.
Erdoğan aday olursa cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmayacaksınız, öyle mi?
Katılmayacağız tabii… Muhalefet olarak seçime katılıp meşruiyet figürü olmayacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir