Ukrayna orta yerinden bölündü

Dinyeper Irmağı, Ukrayna’yı hem coğrafi hem de etnik ve dinsel anlamda ikiye bölüyor. Batıdaki Ukraynalılar ile doğudaki Ruslar arasında, kökleri tarihe uzanan ve bugün tekrar su yüzüne çıkan çatışma, Avrasya’nın geleceğini belirleyecek nitelikte.

Aslında Ukrayna’yı günlerdir kasıp kavuran ’turuncu devrim’ rüzgârı hiç de sürpriz değildi. Milyon dolarlarını eski SSCB topraklarında ’demokrasi havarisi’ yetiştirmek için seferber eden Macar asıllı ünlü spekülatör George Soros’un marttaki Kiev ziyaretinden bugünün gündemi belliydi. ’Kardeşlik’ adlı grubun militanları insan hakları konferansı veren Soros’a su ve ketçap atıp ’Kadife devrime hayır’ diye tepki göstermişti. Muhalefetin aylardır seçime değil, yüzde 100 hileli geçmesi beklenen seçim sonrasında ’sivil darbe’ye hazırlandığı açıktı.
Ülkeyi 10 yıldır yöneten Devlet Başkanı Leonid Kuçma, 1994’te ilk kez iktidara geldiğinde yüzü Batı’ya dönüktü. 1999’da Avrupa biletiyle koltuğu koruyan Kuçma, giderek otoriter bir rejime yöneldi. Ama anayasa üçüncü dönem adaylığa elvermediği için Kuçma, ringe halefi Başbakan Viktor Yanukoviç’i çıkarmıştı.

2 metrelik dev ve yumurta

Maden şehri Donetsk’te doğan 54 yaşındaki Yanukoviç, gençliğinde hırsızlıktan hapis yatmış, otomobil fabrikasında kaynakçılıktan yöneticiliğe yükselmişti. 1997’de doğduğu ile vali, 2002’de Ukrayna’ya başbakan olmuştu. Yanukoviç, 2002’de başbakan olduktan sonra Ukraince öğrense de Ukrainlerin kalbine giremedi. 2 metre boyu ve 110 kg ağırlığındaki Yanukoviç’in seçim kampanyasında bir göstericinin attığı yumurtayla yere yığılması onu muhalefetin eğlencesi haline getirdi.
Rakibi ise 10 muhalif partiden çıkma Bizim Ukrayna blokunun lideri Viktor Yuşçenko’ydu. 50 yaşındaki Yuşçenko, enflasyonun yüzde 11 bin olduğu 1993’te Merkez Bankası’nın başına getirilmiş ve 1999’a dek izlediği sıkı para politikasıyla enflasyon baskısını düşürmeyi başarmıştı. 1999’da Kuçma tarafından başbakanlığa atanmış, ciddi bir rakip haline gelince de yine Kuçma tarafından güvensizlik oyuyla başbakanlık koltuğundan indirilmişti. O da çareyi 10 merkez sağ partinin oluşturduğu Bizim Ukrayna blokunun lideri olmakta buldu.

’Devrimin’ pimi çekiliyor…

Yanukoviç Rus, Yuşçenko Batı yanlısıydı. Biri Rusçanın resmi dil olmasını, öteki AB ve NATO üyeliğini vaat etmişti. İktidar ülke bayrağındaki maviyi, muhalefet de bal ve arıyı çağrıştırsın diye turuncuyu kampanya rengi seçmişti. 21 Kasım’da ikinci turu yapılan seçimde Yanukoviç’in yüzde 46’ya karşı yüzde 49 oyla kazındığı açıklanınca, ’devrimin’ pimi çekildi. İlk kez 2002’de kullanılan turuncu renk, yeri göğü kapladı. Ülkenin batısı ’Seçimde hile var’ diyerek Yuşçenko için ayaklanırken, doğusu Yanukoviç’in zaferini kutladı. Dünya da kendini Kiev’deki ateşin içinde buldu. Rusya lideri Vladimir Putin derhal Yanukoviç’i kutlarken, ABD ve AB seçimi kabul etmeyeceği restini çekti.
Çıkan gerilim hemen Soğuk Savaş’ın hortladığına yorulsa da aslında, ülke bölünmüştü. Kökleri derinlerde olan tarihi fay hattı kırılmıştı. Seçim sonuçlarının çizdiği tablo, tarihten gelen gizli bölünmüşlüğün haritasıydı.
Dinyeper Irmağı faktörü…
Coğrafi olarak ülkeyi ikiye bölen Dinyeper Irmağı’ydı. Ama Kiev’i yarıp geçen bu ırmak etnik, kültürel, dilsel, hatta dinsel bölünmüşlüğün de hattıydı. Ülkenin iki yakası ilk kez batı kesimindeki Nazi işgali sona erince bir araya gelmişti. 1921’den beri SSCB’nin hâkimiyetinde kalan doğu yakasında zaten Ruslaştırma alıp başını gitmişti. Donetsk gibi maden şehirleri Rus işçilerle doldurulmuştu. Nehrin doğusunda Ruslar, batısında Ukraynalılar yaşıyordu. Haliyle doğuya Rusça, batıya Ukraince hâkimdi. Doğuda Ortodoks, batıda Katolik Uniate Kilisesi vardı. Tüm bunlar Rus, Osmanlı ve Lehlerin bölgedeki nüfuz savaşının mirasıydı. Mesela Uniate Kilisesi, 16. yüzyılda Lehlerin etkisiyle zuhur etmişti. Varşova’nın Ukrayna’daki krizin çözümünde hemen arabulucu oluvermesinin altında bu tarihsel birikim yatıyor.

Osmanlı mirası da var ama…

Tarihsel rolüne sahip çıkamayan tek ülke Osmanlının mirasçısı Türkiye. Ankara’nın krize tepkisi ’Kaygıyla izliyoruz’ demekten ibaretti. Batı’daki Yuşçenko yanlısı Lviv, Ivana-Frankivsk ve Ternopil’in ruhuna işlemiş milliyetçilik de, 17. yüzyılda hem Rus, hem Lehlere kafa tutan Kazak isyanından besleniyordu. Hatta silahlı Kazak direnişçilerin 1950’lere kadar Karpat Dağları’nda varlığını sürdürdüğü söylenir. Ruslar bu coğrafyada yüzde 17’yle yüzde 73 olan Ukrain çoğunluğun ardından geliyor. Tabi bölünmüşlüğün istisnaları yok değil. Mesela batıda Yanukoviç’e oy verenler olduğu gibi doğu da Yuşçenko’yu destekleyenler var. Kiev gösterilerinde ’Yuşçenko’ diye bağıranlara ’Tak!’ (Ukraince evet) diye yanıt verenler olduğu gibi ’Da’ (Rusça evet) diyenler de vardı. Nüfusun yüzde 12’sini oluşturan doğudaki Kırım Tatarları da Yuşçenko’dan yanaydı. Doğu-Batı bölünmüşlük tılsımını bozan en çarpıcı istisna ise Yuşçenko’nun doğulu olmasıydı.
Peki içerdeki bölünmüşlük yüzyıllara dayansa da Avrupa, Soğuk Savaş histerisine tutulmakta haklı mıydı? Ukrayna, kişi başına aylık gelir ortalaması 60 doları geçmese de 48.1 milyon gibi hatırı sayılır bir nüfusa, yani Fransa’dan büyük bir coğrafyaya sahip. SSCB sonrası komşuları AB’ye girerken Ukrayna, Rusya ile Avrupa arasında sandviç gibi sıkışıp kaldı. Tampon bölge olarak stratejik bir değere sahip. Batıya giden Rus petrolü ve gazı, Ukrayna’nın sırtından geçiyor. AB’nin yanı başında Rusya’nın at koşturduğu bir sınırdan hazzetmediği ortada. Rusya ayrıca Karadeniz Donanması’nın Sivastopol’da konuşlanması nedeniyle bu ülkeden vaçgeçemiyor. AB ve ABD Ukrayna’yı Batı’nın safında tutabilmek için az çaba sarf etmedi. ABD, bu ülkeye 13 yılda 2 milyar dolar harcadı. Rusya ise Ukrayna’yı yörüngede tutabilmek için Kazakistan, Beyaz Rusya’yı da yanına alarak ’ortak ekonomik alan’ oluşturma peşinde.
Her ne kadar Kuçma, ilk zamanlar NATO ve AB’ye katılımı stratejik hedef olarak seçse de son yıllarda rotasını Moskova’ya çevirdi. Rusya’nın başına, Çarlık hayalleriyle yanıp tutuşan Putin’in gelmesiyle Ukrayna’yı Rusya’nın bir parçası gibi gören klasik Rus bakış açısı palazlandı. Putin, çok geçmeden Kuçma’yı zaten kuşkuyla baktığı NATO ve AB sevdasından vazgeçirdi. Kuçma, temmuzda Yalta’da Putin ile görüşmesinin ardından NATO ve AB hedefinden vazgeçtiklerini ilan etti. Gerçi Kuçma asla Rusya’dan kopma fikrine kendini kaptırmamıştı. Her iki tarafı da idare ediyordu. Kuçma’nın Batı’dan kopuşunda 2001’de ABD’nin ambargosuna rağmen Irak’a radar sistemleri sattığının açığa çıkması etkili oldu. Kendini affettirmek için 2003’te ABD’nin Irak işgaline askeri destek sağlasa da Washington’ın devirmek istediği liderler listesine girmesini engelleyemedi.
ABD’nin rolü
ABD, 2000’de Slobodan Miloşeviç’i alaşağı etmek için kullandığı devrim yöntemlerini Rusya’nın nüfuz çemberini kırmak için kararlı. ABD, gırtlağına kadar yolsuzluğa batmış mafya bozuntusu yönetimlere karşı halkta biriken öfkeyi devrime çevirmeye çalışıyor. Belgrad’da dönemin ABD Büyükelçisi Richard Miles’ın başını çektiği Amerikalı devrim mühendislerinin öğrencilere kurdurttukları Otpor (Direniş), Beyaz Rusya’da Aleksander Lukaşenko’ya karşı ’Zubr’, Gürcistan’da SSCB eskisi Eduard Şevardnadze’ye karşı ’Khmara’ adını alacaktı. Ukrayna’da bu hareketin adı ’Pora’ oldu. Yani ’Vakit Geldi’. Sivil devrim dalgasının planlayan ve finanse eden sadece ABD Dışişleri değildi. Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti yetkililerinin yanı sıra USAID, Soros Vakfı ve ona bağlı Açık Toplum Enstitüsü hep işin içinde oldu. Miloşeviç’i alaşağı etmek için resmen 41 milyon dolar harcayan ABD, Ukrayna’daki muhalefete 14 milyon dolar akıttı. Her dört ülkede aynı yöntem izlendi. Önce muhalefeti etrafında toplayabilecek ortak aday belirlendi. Kolay anlaşılır sloganlar ve vurucu semboller tespit edildi. Kamuoyuna iktidarın gitmekte olduğunu fısıldayan anket sonuçları pompalandı. Binlerce genç ’demokrasi gerillası’ gibi eğitildi. Seçim hilelerine karşı insanlar uyanık hale getirildi.
Devrimlere şairane isimler…
Seçim öncesi Kiev’e giden Amerikalı eski yöneticiler Henry Kissinger, John McCain ve Richard Holbrook ’turuncu ruhu’ canlı tutmaya çalıştı. Batı medyası ’Turuncu devrim’, Rus medyası ise Kiev’in sokaklarında bolca bulunan kestane ağaçlarından esinlenerek ’Kestane devrim’ dedi. Tabii devrim henüz nihayete ermiş değil. Şevardnadze 2003’te ’Güller Devrimi’ ile uğurlanmıştı. 1989’de Çekoslovakya’yı parçalayan harekete ’Kadife Devrim’, Estonya’da şarkılarla gelen değişime de ’Şarkı Devrimi’ denmişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir