Ümit Sayın’dan İlginç Açıklamalar

İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nden doç.Dr. Ümit Sayın, acikistihbarat.com’a 11 Eylül teorilerinden, uyuşturucu ticaretine; psikolojik harpten, masonlara kadar bir çok konuda önemli açıklamalar yaptı.

İşte çarpıcı analiz ve bilgilerin yer aldığı söyleşi
Şu anda yeraltı kaynaklarımızın %60’ı yabancılar kontrolünde çıkarılıyor.

* Uyuşturucu ekonomisinin yarattığı sıcak para gücünün karşısında hiç bir ordu veya istihbarat örgütü varlığını sürdüremez.

*Özellikle CIA; MOSSAD, BND gibi yabancı istihbarat örgütleri Türkiye ve Ortadoğu’daki pek çok gizli operasyonu uyuşturucu parasıyla yapmışlar; üstelik 1970’li yıllarda Türkiye’de bu ticaret sayesinde ciddi bir kaos ortamı oluşturmuşlardır.

* Türkiye’de küresel uyuşturucu ticareti boylamında Italya benzeri bir mafya vardır ve hatta P2 benzeri mason-gladyo-mafya-bürokrat ilişkileri mevcuttur.

* Süpernato veya Nato’nun Gizli Ordularinin Türkiye içine nüfuz ettigi 1970-1980 döneminde mafyöz yapilanma, masonik gizli örgüt yapilanmasi Türkiye’de her tarafa infiltre olurken Ayaklanmalari Bastirma Talimnamesi (FM-31) geregince Türkiye’de bir ayaklanma olmadigi halde ayaklanma varmis gibi gösterilmis ve küresel sermayenin Türkiye’yi isgal etmesinin alt yapisi hazirlanarak ve Turgut Özal’a 24 Ocak kararlari aldirilarak ekonomi yavas yavas Dünya Bankasina ve IMF’ye terk edilmistir.

Sayın Okuyucu;

İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Ensitüsü’nden Doç. Ümit Sayın;

nörobilim alanındaki kapsamlı geçmişinin yanısıra; çeşitli platformlarda dile getirdiği alternatif teorilerle gündeme geldi.

Özellikle; 11 Eylül saldırıları ile ilgili olarak HaberTürk’te sunduğu kapsamlı derleme ve ikiz kulelere çarpan uçakların niteliğine yönelik ayrıntılı analizler, Türk medyasında bugüne kadar gerçekleştirilen konu ile ilgili en kapsamlı sunumlardan biri olarak dikkat çekti.

Ümit Sayın’la sizler için; 11 Eylül teorilerinden, uyuşturucu ticaretine; psikolojik harpten, masonlara kadar bir çok konuda hayli uzun bir röportaj yaptık. Röportaj o kadar uzadı ki; aşağıda gördüğünüz metin, aslında röportaj tam metninin kısaltılmış hali.

Türkiye’deki etno-faşist yapılanmaların bilim kurumları bünyesindeki çalışmalarına karşı da mücadele veren Doç. Dr. Ümit Sayın’ın gündeme dair net ve ilginç tespitlerini içeren bu röportajı dikkatlerinize sunuyoruz.

Saygılar

Açık İstihbarat

11 Eylülle ilgili ana tezinizi okuyucularımız için özetleyebilir misiniz?

11 Eylül Saldirisi global terörizmin ve gizli örgütlerin eylemlerini doruga çikardiklari bir noktadir. Bu Amerika’daki aile hanedani yapilarinin ve Anglo Sakson ve Yahudi gizli örgütlerinin dünyayi tamamen kontrol etmek için olusturduklari bir milenyum komplosudur. 11 Eylül olayi tamamen küresellesmeyi ve emperyalizmi dünyaya yaymayi düsünen bazi gizli yapilanmalarin, emperyalist odaklarin psikolojik savas için ortaya çikardiklari bir üründür. Televizyondaki görüntülerde ve sunumlarda çok net olarak kanitladigimiz gibi, 11 Eylül olayi bir düzmecedir ve yurt disindan koordine edilen ve Afganistan’daki magaralarda yasayan insanlarin yönettigi bir El-Kaide saldirisi degil, Amerika içinden koordine edilen ve terör korkusu yaratmayi ve ortak bir terörizm düsmani olusturmayi hedefleyen bir saldiridir.

Bir kaç çok vurucu nokta vardir: Öncelikle ikiz kulelere ya da Pentagona çarpan uçaklarin düsürülmemesi ve her iki uçagin da kuleler tam kuleler içine girdiginde infilak etmesi enterasandir. Ayrica Güney Kuleye çarpan uçagin altinda anlasilamayan bir cisim vardir. Bu cisimi inceleyen uzmanlar bu cismin bir torpido veya bir bomba olabileceginden bahsetmektedirler; zaten uçagin tam kulelerin içindeyken aniden patlamasi ve özellikle Güney Kulede 3 ates topu belirmesi uçaga monte edilmis bir patlayici yapinin varligini düsündürmektedir. Uçaklarin yolcu uçagi olup olmadigi belirsizdir. Uçaklarda 4 farkli açidan inceledigimiz zaman her türlü farkli adli tip analizinde kapilar, pencereler görülememektedir. Bazi uzmanlar bu uçaklarin tanker uçak olma ihtimali üzerinde durmaktadir. En önemlisi her iki kulenin de 56 ve 80 dk. sonra birden çökmesidir. Üstelik çöküs 9 sn içinde gerçeklesmistir. Bu çöküs gerçeklesirken binanin pencerelerinden patlayicilarin fiskirdigi çok net olarak görülebilmektedir. Hiç bir bina bu kadar kisa süre içinde çökemez. Normal kosullarda binanin kat kat uzun sürede çökmesi beklenirdi. Ayrica uçak yakiti 800 santigraddan daha yüksek bir sicaklik olusturamaz. Halbuki binanin çökmesi için çeligin erimesi gerekir ve 1500 santigrad sicakliga ihtiyaç vardir.

O bölgedeki 7 nolu binanin da kontrollü patlamayla çökertilmesi enteresandir, o binaya kim, neden patlayici yerlestirmistir günlerce önce? 11 Eylül sabahi ikiz kulelerin çöküsünden hemen 8 saat sonra 7 nolu binanin kontrollü patlama ile çökertilme emri verilmistir. O günkü kaosta bu bombalar yerlestirilemeyecegine göre kim, ne zaman ve neden 7 nolu binaya patlayici yerlestirmistir de, 7 nolu bina ayni gün, ‘hasar gördü’ diye 8 saat içinde uçaklar ikiz kulelere çarptiktan sonra saat 17:00’de çökertilmistir?

Pentagona uçak düsmüs olma olasiligi ise iyice azdir. Pentagon’da uçak oldugu söylenen nesnenin giris deligi uçak boyutlarinin yarisi, içerdeki 3. kamadan çikis deligi ise sadece 2.5 m. yani uçagin çapinin yaklasik üçte biridir. Pentagona çarpan uçaga ait hiç bir kalinti bulunamadigi gibi, bu uçak sözüm ona 7 adet çelikle güçlendirilmis 50 santim kalinliginda duvari delip geçmistir. Bu mümkün degildir. Bunu bir uçak yapamaz, bunu ancak bir füze veya bir bunkerbuster yapabilir. Dolayisi ile çok kisaca degindigimiz gibi, Pentagon’a bir Boeing 757 düsmedigine ait tonlarca kanit vardir, hepsini burada söyleyemiyoruz; belki uçak düstü görüntüsü verilmesi için uzaktan kumandali bir Global Hawk da düsürülmüs olabilir.

El-Kaide diye bir örgütün aslinda olmadigi ve birilerinin isine yarayan küresel bir hayaletin ötesine geçmedigi bir çok kisi tarafindan dillendirilmeye baslandi. Sizce Usame Bin Ladin imgesi ile ABD’yi yöneten güçler neyi amaçliyor?

El-Kaide isimli örgüt CIA tarafindan Afgan-Rus Savasi sirasinda kurulmustur. ABD’de 2001 yilinda 29 civarinda istihbarat örgütü vardi. Daha sonra bu sayi artmis olabilir. ABD’deki bazi istihbarat örgütlerinin adi bile bilinmiyor. Örnegin NSA (Ulusal Güvenlik Teskilati, National Security Agency) 1952 yilinda Truman tarafindan kurulduktan sonra ABD baskanlari, ünlü yöneticileri bile bu örgütün adindan haberdar olmadi. Bu tip örgütlere ayrilan fonlar korkunç fazladir ve çok gizli olmak esastir. Ayrica ABD’deki Illuminati uzantisi örgütler (Skulls and Bones gibi) temel olarak tez-antitez ilkesine göre toplumsal olaylari sekillerler. Yani bir örgüt kendi negatifini de kendisi kurar. NATO’nun Gizli Ordularinda oldugu gibi, Kiziltugaylarin ABD tarafindan kurulup, NATO tarafindan kullanilmasi gibi.

NATO aslinda küresel bir çeteden baska bir sey degildir. Zaten artik bir anlami da kalmamistir. Ayni sekilde ABD’de bir çok yeni istihbarat örgütü 11 Eylül’den sonra kuruldu. Bunlar genellikle ABD’deki siyonist, masonik veya diger gizli yapilarla CFR ile (Council on Foreign Relations) içiçe olan örgütlerdi. Örnegin Aytunç Altindal’a göre MINARET isimli bir gizli islami terörist örgüt CIA tarafindan kurulmustu. Benzer sekilde El Kaide’nin tüm örgütlenmesi ve Usame bin Laden yillarca CIA’e hizmet etmis kisilerdir. Dolayisi ile at izi, it izine karismistir. Anglo-sakson ve siyonist gizli örgütlenmeleri karsitlarini da kendileri yaratarak çalistiklari için, onlara düsman gibi görünen tüm yapilanmalar belki de onlar ve NATO tarafindan kontrol ediliyor olabilir.

Bin Laden ailesinin ABD’deki serveti belirsizdir, bazi söylentilere göre 5-7 trilyon dolara varan bir servetleri vardir. Ayrica 11 Eylül olayi olduktan sonra tüm uçaklar bloke edilmisken ve tüm uçuslar yasaklanmisken, sadece bir aile uçaklara atlayip ülkelerine dönmüslerdir. Bu aile de Bin Laden ailesidir, yüzü askinda ferdi ile 13 Eylül 2001’de ABD baskani bile uçaklara binemezken bu aile ABD’yi terk etmistir ve özel aile uçaklarina uçus izni verilmistir .

11 Eylül senaryosundaki kurgulanmasındaki temel unsurlar nedir?

1) Afganistandaki afyon dolayisi ile Pakistan’da eroine çevrilen uyusturucu ticaretinin kontrolü. Afganistan’da resmi rakamlara göre 4200 ton opium yetistirilmektedir. Resmi rakamlar genellikle gerçek miktarlarin yarisindan daha azdir.Bir ton eroin 5 bin ton sokaktaki sulandirilmis eroine dönüsür. Sokaktaki 1 gram eroin çok mütevazi bir fiyatla New York sokaklarinda 100 dolardir. 5 bin ton eroin 5 x 109 gram (5’in yaninda 9 tane sifir) eder. Bunu 100 dolarla çarparsaniz, 500 milyar dolar gibi kapital bulursunuz ki, aslinda dünyada dönmekte olan uyusturucu miktarinin yarisina yakindir.

2) Kafkasya ve Ortadogu’da var olan petrol reservi dünya reservinin % 70’i, dogal gaz reservi dünya reservinin % 65’idir. Bu enerjinin kontrolü gerek Büyük Ortadogu (Büyük Israil) projesinin gerçeklestirilmesi için çok gereklidir, gerekse ABD’nin enerjisi tükenmektedir; 2025’lerde ciddi enerji sikintilari baslayacaktir ve hidrojen, uranyum ve BOR su andaki enerjinin yerine almaya aday elementler gibi görünmektedir. BOR yataklarinin ise % 70’i Türkiye’dedir.Su anda zaten yeralti kaynaklarimizin % 60’a yakini yabancilarin kontrolünde çikariliyor. Zaten bu konuda kölelestirilmis durumdayiz, ama ulusalci bir hükümet bunu tamamen tersine çevirebilir. Ayrica Israil ve Ortadogu gözlerini Türkiye’deki su kaynaklarina da dikmislerdir. Bugünün dünyasinda uluslararasi hukuk veya dost ülke veya stratejik müttefik kavrami diye bir kavram yoktur. Hungtington’un tanimladigi medeniyet savaslari baslamis ve tüm gücüyle sürmektedir, hedef Islam medeniyetinin ortadan silinmesi veya assimile edilmesidir. Bugünün dünyasinda sadece birbirini yoketmeye azmetmis bunun için Kara Bilimi kullanan azgin, fasist topluluklar vardir.Insanlik Yahudi ve Anglo Sakson gizli örgütlenmelerinin etkisiyle karanlik bir döneme, bir geç kalan POST-ORTAÇAGA girmektedir. 11 Eylül iste bu konjonktürde yapilmistir.

3) ABD büyümekte olan Çin-Hindistan-Rus ekonomisiyle mücadele edebilmek için, mutlaka Asya’yi kusatmak ve Hint Okyanusu’nu çevrelemek zorunda, Rusya’nin sicak denizlere inmesini engellemek zorundadir. Jeostratejik olarak ABD Asya’yi kontrol edebilmek için ortadoguyu kontrol etmek zorundadir, bunun için de Ortadogu’da ULUS devlet istememektedir, var olan ULUS devletleri yani Iran ve Türkiye’yi kaosa bogmak veya yikmak, bunu yapamazsa zayiflatmak isteyecektir. Haritaya bakarsaniz Büyük Ortadogu projesini gerçeklestirmek için noktali çizgi hat üzerindeki tüm ülkeleri kayitsiz sartsiz kontrol etmeden veya isgal etmeden bu bölgedeki 22 ülkenin sinirlari degistirilemez, haritada BOP ülkelerini görmektesiniz

Bahsettiginiz uyusturucu trafiginden daha detayli bahsedebilir misiniz? Bu durum Türkiye’nin Ulusal Güvenligini nasil etkilemektedir? Bu uyusturucu kapitaliyle nasil mücadele edilebilir?

Afganistan Uyuşturucu Üretimi ile Dow Jones Endeksinin Dikkat Çekici Korrelasyonu

Yukarida sadece Afganistan ile ilgili bir tahminde bulunduk, ama bu konuda bilimsel nitelikli hiç bir çalisma yapilmis degil.Bazi tahminlere göre Türkiye’den akmakta olan uyusturucu parasi 50 milyar dolar ile 80 milyar dolar arasinda degismektedir, bazi tahminlere göre 100 milyar dolari geçmektedir. Dünyada dönmekte olan para resmi verilere göre 325 milyar dolardir . Özellikle Alfred Mc Coy ve Michael Ruppert’a göre, 800 milyar dolar ile 1.2 trilyon dolar arasinda oldugu iddia edilmektedir. Bu miktarin yuvarlak olarak 1 trilyon dolar oldugunu söyleyebiliriz.Yan sektörler olan silah sanayii, kadin ticareti, pornografi, kumar, off shore bankacilik gibi faktörleri de isin içine katinca yan sanayii ile birlikte bu miktarin bir kaç trilyon dolara katlanabilecegini tahmin etmek zor degildir. Bu sicak para gücünün karsisinda hiç bir ordu veya hiç bir istihbarat örgütü varligini sürdüremez. Ancak onunla mücadele etmek için kurulmus olan bir sistem veya istihbarat örgütü bu kara para ile mücadele edebilir.

Türkiye’de uyusturucu ve uyarici madde kaçakçiligi hangi yillardan itibaren ülke güvenligini tehdit eder hale gelmistir? Nasil?

Türkiye’de yaratilan CIA merkezli mafyöz örgütlenme Murat Çulcu’nun tarif ettigi mafyöz toplum yapilanmasinin gelismesine ve zaten var olan feodal asiret ve agalik sistemindeki mafyöz uygulamalarin ve sistemin sehirlere de intikal ederek ciddi boyutlarda mafyöz toplum yapisini olusturmasina neden olmustur. Özellikle CIA, BND ve MOSSAD gibi yabanci istihbarat örgütleri Türkiye ve Ortadogu’daki pek çok kovert operasyonunu uyusturucu parasiyla yapmislar, üstelik de 1970’li yillarda Türkiye’de bu ticaret sayesinde çok ciddi kaos ortami olusturmuslardir. Sonra PKK’nin da Türkiye’de akmakta olan uyusturucunun % 30-40’ini yönettigini biliyoruz. O nedenle Türkiye’den akmakta olan uyustucu ticareti ciddi olarak devletin ulusal güvenligini savunan ve koruyan birimler tarafindan gözlem altina alinmalidir.

Türkiye’de küresel uyusturucu ticareti boylaminda Italyan benzeri bir mafya yapilanmasi var midir?

Evet vardir. Hatta P2 benzeri mason-gladyo-mafya-bürokrat iliskileri de mevcuttur. Özellikle 1988 ve 1997’de ortaya çikan birinci ve ikinci MIT raporlari ele alinirsa bu baglantilar bürokrat-siyasetçi-mafya üçgeni ortaya çikmaktadir.Türkiye’de bugün MAFYOKRASI adinda bir sistem mevcuttur. Bu sistem supranasyonel organizasyonlarin (Bilderberg, Trilateral Komisyon, CFR, Skulls and Bones Society, Round Table, Illuminati, Masonlar vb.), uluslararasi mafyanin ve yabanci istihbarat örgütlerinin (Mossad, CIA, KGB, BND, MI6 vb.) sekillemis oldugu ve yerel mafya ile isbirligi içindeki bir yapidir

Bu yapılanmanın süreçlerini özetleyebilir misiniz?

a) Mustafa Kemal Atatürk’ün ölmesinden sonra bir duraklama ve masonik gizli örgütlerin Türkiye’ye yerlesme dönemi. Bu dönem Inönü ve Menderes zamanlarindaki süreçtir. 27 Mayis darbesi ile sonuçlanmistir.

b) 27 Mayis 1960 darbesinden 12 Mart 1971 dönemine uzayan süreçte, mafyöz toplum yapilanmasi bürokrasiye ve devletin pek çok yapisina yerlesmistir. Bu dönemde tüm dünyada var olan özgürlük hareketleri Türkiye’ye de yansimistir. Ama bu sol hareketlerin bir kismi kurgudur ve anti-tez olarak tezi üretenler tarafindan üretilmis ve kullanilmistir. Örnegin 1968 hareketlerinin fikir babasi Herbert Marcus’un CIA hesabina çalistigi çok sonra ortaya çikmistir .

c) Süpernato veya Nato’nun Gizli Ordularinin Türkiye içine nüfuz ettigi 1970-1980 döneminde mafyöz yapilanma, masonik gizli örgüt yapilanmasi Türkiye’de her tarafa infiltre olurken Ayaklanmalari Bastirma Talimnamesi (FM-31) geregince Türkiye’de bir ayaklanma olmadigi halde ayaklanma varmis gibi gösterilmis ve küresel sermayenin Türkiye’yi isgal etmesinin alt yapisi hazirlanarak ve Turgut Özal’a 24 Ocak kararlari aldirilarak ekonomi yavas yavas Dünya Bankasina ve IMF’ye terk edilmistir

d) 1980 darbesi CIA merkezli olarak gerçeklestirilmis ve bu darbeden sonra ekonomi bir 10 yilligina Özal’a terk edilerek küresel sermayenin tüm ülkenin içine girmesi ve tüm Türk ekonomisini kontrol etmesi saglanmistir.Bu noktada çok ciddi olarak kendi kendine 1960’larda veya 1970’lerde yetmekte olan Türk ekonomisi yabanci sermayenin ve yabanci istihbarat örgütlerin, gizli örgütlerin denetiminde mafyöz bir yapilanmaya teslim edilmis ve küresel mafyöz yapilanma ve uyusturucu ticareti her yere nüfuz etmistir. Özal Türkiye’de federasyonu ve Kürdistan’i savunarak Türk Anayasasini ayaklar altina alip, çigneyen ilk Cumhurbaskanimizdir.

e) 1990-2003 Soguk Savas döneminin bitmekte oldugu dönem. Bu dönemde Amerikan vatandasi bir basbakan Türkiye’yi tamamen Amerikan gizli örgütlenmelerine ve Amerikan tarzi bir mafyöz yapiya terk etmistir. Ulus Devlet ‘son sosyalist devleti de tasviye ediyoruz’ diye tasviye edilme yoluna gidilmis, tüm Kemalist ilkeler ayaklar altina alinmis ve Karsi Devrim sürecinde doruga varilmistir

f) 2003’den günümüze ise son tasviye sürecini yasamaktayiz. Kemalist Ulus Devlet her kurumu ile tasviye edilmektedir. Uyusturucu kapitali ve Kürtçü örgütlenme her kuruma girmektedir. Bu dönem Türkiye’nin ön-Sevr dönemidir. 2010’a kadar bu süreç tamamlanacak ve Türkiye, ulusal güçler bir önlem almazlarsa, parçalanacaktir. Bu parçalanma Iran, Suriye ve diger ülkelerle birlikte gelecektir. Bu olgular gerçeklesirken Türkiye’ye girmekte olan 60-100 milyar dolar arasindaki uyusturucu kara parasi çok büyük rol oynamis ve hemen hemen her kurumu satin almistir. Bu yapiya karsi ancak örgütlü bir istihbarat teskilati ile mücadele verilebilir. Türkiye’nin acilen % 60-75’i askeri istihbarat % 25-40’i akademisyen, bilim adami ve sivil istihbaratçilardan olusan bir ULUSAL GÜVENLIK TESKILATINA ihtiyaci vardir

Atatürk Devrimlerini ve laik, demokratik, sosyal, demokratik Cumhuriyet yapisini koruyabilmek için acilen hem istihbari hem de operasyonel faaliyet yapabilen ve karsimizdaki milyarlarca dolarlik dev kapital ile mücadele edebilecek bir yapilanmaya ve bu yapilanmanin hukuki temeline ihtiyaç vardir. Aksi takdirde bu dev uyusturucu kapitali Türkiye’deki ekonomik sistemi, banka sistemini, siyasi sistemi, istihbarat sistemini kontrol altina alacak ve büyük olasilikla Türkiye’nin bölünmez bütünlügü ilkesine aykiri olarak Türkiye’yi küresel sermayenin istekleri dogrultusunda parçalayacaktir. Uluslararasi bankalarin bize verdigi kredilerin özünde bu dev uyusturucu kapitali bulunmaktadir.

Kuzey Irak’taki yeni olusumun uyusturucu ve uyarici madde kaçakçiligina olabilecek etkileri nelerdir?

Kuzey Iraktaki Kürt devletinin finansmaninda ve Barzani’nin finansmaninda uyusturucu parasi su ana dek Israil ve Mossad’in da destegiyle kullanilmistir ve kesinlikle kullanilacak, bunun devaminda ise Türkiye’yi parçalama operasyonu ve Büyük Ortadogu Projesi kapsaminda Diyarbakir merkezli bir Kuzey Kurdistan projesinde Afgan kökenli uyusturucu parasi kesinlikle kovert operasyonlar için kullanilacaktir.

Norveç istihbaratinin bir raporu Haftalik ve Tempo dergilerine aksetmistir ve Türkiye için 2011’lerde bir iç savas planlanmaktadir. Bu savas Büyük Ortadogu veya Büyük Israil projesi kapsaminda gerçeklestirilecektir. Bugün Büyük Ortadogu Projesine ‘evet’ deyip olur vermek, Atatürk devrimlerinin ve Türk Ulus Devletinin tasviyesine ve yok edilisine olur vermek demektir. Büyük Ortadogu projesinin kabul edilmesi ve Diyarbakir merkezli bir BOP’a evet denmesi müebbet hapsi gerektirecek bir vatan hainligi ve anayasal suçtur.

Dünyadaki gizli örgütlerle ilgili çok çesitli tezler ortaya atiliyor. Bu tezler arasinda saçma olanlarla rasyonel olanlar arasindaki çizgiyi nasil çekecegiz?

Bu konuda çok fazla dezinformasyon yapilmaktadir. sil sir ve metodoloji masonik örgütlenmelerde saklidir. Bu örgütler ve beyin yikama mekanizmalari çok abartilmaktadir.

Örnegin Türkiye’de sabetayci gizli örgütlenme de çok abartilmaktadir. Ama ailesinde sabetayci olan herkes acaba sabetaycilara hizmet etmekte midir? Ya da daha ileri gidelim, masonluga girmis çikmis herkes masonluga veya Israile-siyonizme hizmet etmekte midir? Bu mümkün degildir. Masonluga girenlerin yaklasik % 20-30 civari zaten içeride kalmaz ve çikar. Masonlugun mavi localar dedigimiz çirak, kalfa ve üstad derecelerini içeren ilk üç derecesi içinde masonlugun prensiplerine hizmet eden insan sayisi da % 30-40’i geçmez, geri kalanlar sadece kisisel çikar veya sosyal ortam için masonluga girmislerdir. Asil 4. dereceden 33. dereceye kadar olan kirmizi localar olarak tanimladigimiz Skoç Riti tehlikelidir. Skoç ritine girebilmek için Mavi localarda üstad derecesinde olmak lazimdir. Buradaki örgütlenme gerçek siyonist örgütlenmedir ve oraya girenlerin % 50-60’dan fazlasi artik pisme ve küresel siyonist dünya devletine hizmet etme asamasina gelmislerdir.

Bir kez gizli örgütler bilinemez. Eger biliniyorsa artik gizli degildir. Onlara ‘Bir zamanlarin Gizli Örgütü’ denebilir. Skulls and Bones Society 1832’de kurulmus Illuminatinin ABD’deki devami olan gizli bir örgüttür. Bu örgüt yillar boyu gizli kalmistir, gücünü bu gizlilikten almis ve Yeni Dünya Düzenini, Küresel Sermayeyi ve Küresel Uyusturucu Ticaretini sekillemistir. Ama sunu unutmamak gerekli artik bu örgüt Adam Quincy’nin ve Antony Sutton’in çalismalari sonucu atik gizli degildir. Muhtemelen yerine yeni bir örgüt kurulmus oldugu için gizli degildir.

Psikolojik savas ve kendini oldugundan güçlü gösterme de bu örgütlerin elinde dev bir kontrol mekanizmasidir. Bu konudaki dezinformasyonu da kendileri yaymaktadirlar. Örnegin Skulls and Bones Society’nin tüm üye listesi yayinlanmistir. Büyük olasilikla örgüt fonksiyonunu tamamlamis ve baba ve ogul Bushlari da ABD baskani yaparak kendini tasviye etmistir, Bushlar da dünyaya felaket getirmislerdir. Efsanelesmek için de kendi hakkindaki bilgileri yaymaktadir.

Bu örgütlerin kendi aralarinda ve dis dünyaya karsi çatismalari sözkonusu olabilir mi?

Evet. Zaten bunlar birbirlerini desifre etmektedirler. Örnegin Opus Dei ve Vatikan yapilanmasinin gerçek Katolik kanadi, Protestan gizli örgütleri desifre ederken, siyonizme karsi olan Protestan Gizli örgütleri ise Yahudi Gizli Örgütlenmelerini desifre etmektedirler. Sunu hiç unutmamak gerek gizli örgütlenmelerin mutlaka bir ayagi istihbarat örgütlerinde sonlanir. Yani her gizli örgütün, bir de istihbarat örgütü ayagi vardir. Bu örgütlerin çatismalari sonucunda biz bunlari ögrendik. Türk kültüründe ve Osmanli kültüründe de var olan Bektasilik, Yeniçerilik ve Teskilati Mahsusa örgütlenmesi aslinda bizim kültürümüzde var olan gizli örgütlenmelerdir.

Bu gizli örgütlenmeler tabii ki kendi aralarinda çatisirlar. Ama belirli hedefler dogrultusunda uzlasirlar. Bir örnek vermek gerekirse Nazilerin temelini olusturan Thule cemiyeti 1912 yilinda kurulmustur, Thule cemiyeti aslinda 1776’da Almanya’da Adam Weishaupt tarafindan kurulan ILLUMINATI’nin bir devamidir. Thule cemiyeti 1920’lerde Nazilerin belkemigini ve iç istihbaratini olusturan SS’lere dönüsmüstür. Skulls and Bones cemiyeti de ILLUMINATI’nin bir devamidir ve 1832’de 2. ILLUMINATI locasi olarak ABD’de Yale’de kurulmustur.

Bunu Yahudilerin ittifaki ile daha iyi basarabileceklerini bildikleri için Skulls and Bones Cemiyeti tüm Yahudi Gizli Örgütlenmeleri ve B’nai B’rith ile ittifak içindedir. George Walker Bush, babasi George Bush ve dedesi Prescot Bush Skulls and Bones üyesidir. Yahudilerle ittifak içinde olmalarina (hatta George W. Bush’un evangelist olmasina ragmen) ragmen Skulls and Bones 2. Dünya savasinda Nazilerin gelismesine ve Hitler’e büyük ölçüde destek olmustur . Skulls and Bones baglantili isadamlari Hitler’e dev destek vermislerdir. Yani Illuminati’den ayrilma iki örgüt olan Thule Cemiyeti ve Skulls and Bones birbirlerine akrabadirlar ve uzun süre birbirlerine destek de olmuslardir. Ama ayni zamanda 2. dünya savasinda birbirleriyle savasmaya da baslamislardir.

Çok zorunda olmadikça Yahudilerle Anglo Sakson gizli örgütleri çatismazlar. Ama WASP (Beyaz Anglo Sakson ve Protestan) dedigimiz yapi, özellikle MOSSAD’la koordine olusturulan 11 Eylül olayindan sonra ABD’yi ve küresel sermayeyi kontrol etmekte olan Yahudi Gizli Örgütlenmelerinden rahatsiz olmaya baslamislar. ABD’de bugün bir çatisma ortami dogmaktadir, çünkü Israilin ve Yahudilerin Büyük Israil projelerinin veya Ütopyalarinin faturasi ABD için çok agir olmustur. Öyle ki, ‘kendi halinde Amerika kitasinda yasamak varken, neden Israil için Ortadogu’da riskler alalim’ diye düsünenler vardir. Hakikaten de Israili ve Yahudileri sirtindan atabilirse Amerika pek çok ülke ile dost halinde dünyayi daha iyi sömürebilir; Yahudiler bugün Anglo-Saksonlarin sirtinda bir yük olmuslardir.

Sizce 11 Eylül’den sonra “komplo teorilerine” ve teorisyenlerine yönelik yaklasim nasil degisti?

11 Eylül’den hemen sonra komplo teorileri üretilmeye baslandi, çünkü olaylara baktiginizda çok fazla komplo kokuyordu, ekliyor çikariyor ve o sonucu elde etmiyordunuz; yanlis olan birseyler vardi. Daha sonra ortaya çikan olgular bu komplo teorilerinin dogrulugunu kanitladi. Benim HABERTÜRK ve AVRASYA televizyonlarinda yapmis oldugum yaklasik 7 programda bu konudaki net bilgiler ortaya kondu.

Beklenirdi ki resmi olarak bir istihbarat birimi de gelsin resmi olarak konuyla ilgilensin. Ama resmi gelmediler, sempatik kanallardan ve arkadasça geldiler, bu konuda bilgi isteyen herkese bu bilgileri ve yaklasik 2.5 gigabytelik arsivimi açtim. Pek dost olmayan bazilari bunlarla o kadar ilgilendiler ki, programlari yapmamdan yaklasik 4-5 ay sonra baska bahanelerle bir mahkeme evimi arama karari çikartip, polis baskini yapti ve bilgisayarimdaki bilgilere el koydu. Halbuki dostça gelseler onlara da verirdim. Emniyet istihbaratina zaten kapim açikti ve onlar bilgi verdim. Evime polis baskini yapmayi uygun görecek kadar bazi yerleri rahatsiz etmisim demek ki!

Dolayisiyla komplo teorisyenleri hakli çikmaya basladilar, çünkü her yani komplolarla dolu bir dünyada yasiyoruz. Gizli örgütlerin en önemli isleri komplo ve entrika üretmektir. Yahudi ideolojisinin özü ise komplo kurmaktir. Bu Ortadogu cografyasinda var olabilmek için komplolarla karsi karsiya oldugumuzun ayirdinda oldugumuzu bilmemiz ve ona göre önlem almamiz lazim.

Sizce Türkiye’de devleti oluşturan kurumlar bu gelişmelerin ne kadar farkında?

Türkiye’de küresel sermayenin sekilledigi gruplar hakim. Bazi konusmalarda seyirciye su soruyu soruyorum: Türkiye Cumhuriyeti ne zaman kuruldu? 1923 diyorlar. Peki ne zaman yikildi diye soruyorum? 1938 diye cevap veren sayisi çok az, sasiriyorlar. Evet Türkiye Cumhuriyeti 1938’de Atatürk’ün, 10 Ekim 1935’de Mason Localarini kapattiktan 3 yil sonra yikilmistir. Mason Localarinin aslinda tüm faaliyetlerinin yasaklanmasi gereklidir, çünkü Anasayal düzenimize aykiri olarak yabanci gizli örgütlerle isbirligi içindedirler. Evet 1938’den sonra Atatürk’ün büyük olasilikla bir komplo içinde zehirlenmesi sonucunda , öldürülmüstür. 1938’den sonra da Türkiye’yi yönetenlerin bir yabanci gizli örgütün boyundurugunda Türkiye’yi sattigini ve daha fazla boyunduruk altina girmesini sagladigini görüyoruz.

Tüm kurumlariniz, istihbarat örgütleriniz ve ordumuz yabanci gizli örgütlerin elemanlari tarafindan isgal edilmis durumda.

11 Eylül ile ilgili haberleri, bilgileri askeri istihbarata ben ilettim. Ama gördüm ki, bütünlük içinde, akici çalisabilen bir askeri istihbarat yok! Herkes kendi hesabina çalisiyor. Diger istihbarat birimlerimiz de öyle! Halbuki adam kendi ikiz kulelerini vuruyor, senin ülkeni isgal etmek, senin bölgene yerlesmek için neden olusturuyor. Dev bir psikolojik savas yapiyor. Ulusalci bir istihbarat örgütümüz olsa bu olaya 10-15 kisilik bir ekip ayirip, konuyu inceletmesi lazim, fakat böyle bir mentalite yok! O nedenle çok gizli kosullarda bir ULUSAL GÜVENLIK TESKILATI kurulmasi gerektigini öneriyorum. Türkiye bugün Ulusal Güvenligini koruyabilecek istihbarat örgütlerine sahip midir? Bu tartisilir.

Küresel boyuttan ulusal boyuta indigimizde, ülkemize yönelik saldiri hangi kulvarlar üzerinden gerçeklesiyor?

Ülkemize yönelik saldiri her kulvarda gelisiyor. Ekonomimizi son 30 yil içinde disa bagimli hale getirdiler, asiri kapitalist bir tüketim toplumu haline geldik. Egitim sistemi ile yeni yetisen kusaklar bu tüketime ve kösedönücülüge açik, Türk toplumuna ilkelerini ve degerlerini yitirttiler. 1970’lerde hayvancilik ve tarim olarak kendi kendimize yeten bir ülkeydik. Su anda IMF’nin aldigi kararlar neticesinde, 20 milyon köylümüz aç ve sehirlere göç etmek durumunda. Bugdayi ve pirinci bile Amerika’dan aliyoruz. Pek çok tarim ürünlerini, eti yurt disindan aliyoruz. Biyolojik ve psikolojik bir savasa maruz birakilmamiz sonucunda Ocak 2006’da kus gribi nedeniyle köylünün elindeki tüm et stogunu tükettiler. Beyaz et sektörü çökmek üzere ve disari bagimli hale gelmek üzere. 300 milyar dolar borcumuz var. Bilimde SCI’de 20inci siralardayiz demenin bir anlami yok. Bu sanal bir ilerleme, o teknoloji nerde, o kimya, ilaç, agir sanayii ve savas endüstrisi nerde? Pek çok ürettigimiz motor ürünü montaj sanayiine dayali.

Türkiye’nin ben çöktügünü ve yeniden kurulmasi gerektigini savunuyorum. Bu çökme yeni degil aslinda, Morrison Süleyman dedigimiz, Süleyman Sami Dolaksizoglu zamanlarinda baslamisti. Ülkemiz elimizden hizla kayiyor. Devlet, istihbarat örgütleri ve Türk Silahli Kuvvetleri tasviye ediliyor. Kürtçü ve ayrilikçi örgütlenme her yere yayiliyor. Kürt mafyöz örgütlenmesi, Türk mafya örgütlenmesinin yerini aliyor; derken Türkiye bir Kürt-Türk iç savasina dogru sürükleniyor.

Sunu söyleyebilirim Türkiye Cumhuriyeti ve Kemalist Devrim 1938 yilinda bitmistir. Ulusalcilik da o zaman bitmistir. Ulusalci bir Kemalist Devrimin yeniden insaa edilmesi, gerekirse 2. bir Kurtulus Savasi yapilmasi gerekmektedir.

Küresel sermaye ve emperyalist güçler de camci dükkanina giren bir fil gibidirler. En zayif noktalari tespit edilebilir. Örnegin en zayif noktalarindan birisi küresel sermayenin sicak para akisindaki duraklamaya tahammül edemeyecek olmasidir. Eger Afganistan’da 3 yil hashas ekilip de eroine dönüsmez ve bu sicak para çarka girmezse Wall Street ve Isviçre Bankalari zor durumda kalirlar. Dow Jones Endeksi düser. Iflaslar baslar. Fil düserse kötü düser ve kendine de zarar verebilir.

Türkiye’ye karşı açılan kulvarlardan belki en az üzerinden durulanı genetik kulvarı. Su anda toplumun genetik yapisina dair hangi çalismalar mevcut?

Evet bu konularda genetik çalismalar mevcut. Örnegin bazi profesörlerin, üstelik de bizim üniversitelerimizde görevli bazi etnik gruplara mensup profesörlerin Türkiye’nin çesitli bölgelerinden aldiklari kan örnekleri üzerine yapmis olduklari yayinlar var. Rum Pontus bölgeleri, Kürt bölgeleri ve diger bölgeler.

En tehlikelisi ise Türk genetik yapisina karsi gelistirilmesi olasi etnik genetik biyolojik silahlar veya yeni virüsler. Bu konuda Pentagon ve CIA çok detayli çalismalar yapmakta. Yurt disina kan veya biyolojik materyel gönderilmesi çok siki denetim altina alinmalidir ve bu eylemleri yapanlar sistematik olarak arastirilmalidirlar. Bu nedenle Türkiye’de kan ve genetik çalismalari yapan tüm gruplari, kisileri, laboratuarlari, yurt disina kan gönderen tüm vakif, dernek, olusumlari tespit edip kimlerle isbirligi yaptiklarini saptamak gerekli. Sermayeyi nerden aldiklarini saptamak gerekli!

Türkiye içinde ciddi bir bilim ve genetik espionaj faaliyeti vardir. Buna karsi uyanik olmak ve karsi-espionaj yapmak gereklidir. Bu nedenle ULUSAL GÜVENLIK TESKILATININ mutlaka kurulmasi gerekiyor. Türkiye su anda bilim casusluguna karsi son derece savunmasiz.

Türk genomuna dair çalismalar sözkonusu mu ve Oktar Babuna isimli sahsin üzerinden baslatilan ve toplumun merhamet duygulari suistimal edilerek gerçeklestirilen operasyon konusunda ne düsünüyorsunuz?

Bu konu arastirilmalidir. Yurt disina 100 bin sise kan gönderildigi iddia edilmektedir. Bu olay ayni yukarida bahsettigim durum gibi çok detayli, her yönüyle arastirilmalidir. Bu konuda çalisan tüm vakif, dernek, kisi, cemaat ve organizasyonlar gözlem altina alinmalidir.

Türk genomuna ait çalismalar sürmektedir.

Özellikle saf Türk boylarinin yerlestigi yerlerden alinan kan ve genetik numuneler çok önemlidir. Tüm Anadolu ve Ortadogu cografyasi üzerine detayli arastirmalar yapilmaktadir, bunun için önlem alinmasi gereklidir

Bir ara zihin kontrolu ile ilgili iddialarinizla gündeme gelmistiniz. Bu konu hakkinda rasyonelle saçma arasindaki çizgiyi nerede çizmek gerekiyor?

Zihin kontrolü, beyin yikama, psikolojik savas yillardir üzerinde makaleler yazdigim bir konu. Skulls and Bones Society ve Bohemian Grove isimli gizli örgütleri ilk kez ben Türk okuruna açiklamistim .

Isterseniz kisaca şöyle tanımlayayım:

Zihin kontrolü” psikolojik ve nörokimyasal teknikleri çok iyi kullanan kültlerin, tarikatlarin veya istihbarat örgütlerinin uyguladigi, temelinde bir kisinin veya grubun davranisini, inançlarini, düsünme sistemini ve ideolojisini kontrol etmek veya degistirmek, o kiside farkli bir kisilik veya psikolojik yapi olusturmak için bilgisi disinda uygulanan tüm yöntemlere verilen addir. Nörokimyasal yöntemlerden, eşik altı algıya yönelik kognitif psikoloji tekniklere; hafıza silme çalışmalarından, halüsinojenlerle bilinç dışını deşifre edip koşullandırmaya kadar bir çok temel tekniğin kullanıldığı zihin kontrolü; psikiyatri, psikoloji, nörobilim, nörokimya, beyin haritalama, nöroşiruji ve nöroptaloji gibi disiplinlerle içiçe.

Bu konularda CIA, NSA, Alman Istihbarati, MOSSAD, KGB çok detayli çalismalar yapmislardir. Hangi noktada olduklari belirsizdir. Fakat Zihin Kontrolü psikolojik savas için de kullanilmaktadir. Örnegin Elektromanyetik dalgalarla uzaktan insan beyninin etkilenecegi konusu uydurmadan ibarettir, böyle bir teknoloji yoktur. Ama insan beyni kimyasal maddelerle ve diger psikoloji veya nörobilim teknikleri ile etkilenebilir, istenilen dogrultuda yönlendirilebilir. Zihin kontrolü ile ilgili anlatilan herseye inanmamak gerekir, çünkü zihin kontrolü konusunda gerek literatürde, gerekse internette çok fazla dezinformasyon vardir.

Ecevit’le ilgili Aktuel’e kapak olan bir beyanatinizi hatirliyorum. Mevcut Basbakan Recep Bey’in de kafasi hayli karisik gözüküyor. Kendisini, kendi içinde çeliskili demeçler verirken; ani çikislar yaparken çok sık görmeye basladik. Benzer bir süreç sözkonusu olabilir mi?

Yabanci istihbarat örgütleri Türkiye içerisinde çesitli çalismalar yapmaktadirlar. Bu örgütlerin yaptiklari operasyonlar basbakanlarimizi bile etkilemektedir. Bu konuda bizim herhangi bir savunma mekanizmamiz yoktur. Bu nedenle Kara Bilim veya Kara Tip tekniklerini kullanan yabanci istihbarat yapilarina veya ordulara karsi yapabilecegimiz hiç bir sey yoktur. Bu konularin bilim adamlari tarafindan arastirilmasi sarttir. Yabanci istihbarat örgütleri hemen her kritik kisiye zihin kontrolü yapabilecek yetenektedir.

Özellikle NATO görevi yapan subaylara veya yurtdisindaki istihbaratçi personele, ya da bazi kilit noktalardaki bürokratlara özel bir egitim ve operasyondan geçirdikten sonra istediklerini yapabilirler: Öyle ki bu tekniklerin Mançurya Kobayi denen robotlastirilmis insan olusturmada çok basarili olarak kullanildigi iddia edilmistir .

Son günlerde yasanan eylemleri de düsündügümüzde ve sizin zihin kontrolü ile ilgili tezlerinizi de önümüze koydugumuzda; birilerinin istedikleri alanda intihar bombacisi yetistirip, üzerine El-Kaide etiketi yapistirip servis etmesi hiç zor degil anlasilan…

Söyledigim gibi sizin basbakanlariniza bile operasyon yapabilecek durumdalar ve Türkiye bu konulari bilmiyor, kendini savunamiyor. Sonuçta Türkiye mutlaka bu operasyonlara maruz kalmaktadir. Intihar bombacilarinin veya PKK militanlarinin ilaçlanmis olma olasiliklari çok güçlüdür. Pek çok inançli militani El-Kaide militani gibi servis etmek tabii ki mümkündür. Fakat sorunumuz CIA ve yabanci istihbarat örgütlerinin hangi noktada olduklarini bilmememizden kaynaklanmaktadir.

Sayın Sayın;

Zamanınızı ayırdığınız için çok teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyoruz. Ülke adına çalışan her ismin başına şu veya bu şekilde gelen, içinden geçmekte olduğunuz zorlu süreci de en kısa zamanda atlatmanızı diliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir