UMMAN DİYE BİR ÜLKE

“Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüz” demiş
şair. Ama öyle olmuyor. Görmediğin yer asla senin değildir. Nitekim biz
yıllarca içimize kapanmış, kendimizi dünyadan tecrit etmişiz. Bu yüzden de
yıllar yılı yerimizde saymışız.

Özal ile başlayan ve Recep Tayyip Erdoğan hükümeti
ile daha da hızlanarak devam eden isabetli dış politika sayesinde dünyayı
daha yakından tanımaya başladık. Ve gördük ki, tarih ve kültür olarak bize
çok daha yakın olan yerlere Batılılar bizden daha önce gitmişler. Oralarla
kültürel, siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmuşlar. Oysa bizim onlarla
kıyaslanmayacak kadar büyük avantajlarımız var. Mesela, coğrafi olarak uzak
olmakla birlikte, kültürel olarak bize son derece yakın olan ülkelerden bir
de Umman Sultanlığı. Ama ne yazık ki bugüne kadar görmezlikten gelmişiz bu
güzel ülkeyi.

Uluslararası bir sempozyum dolayısıyla Umman Evkaf
Bakanlığı’nın davetlisi olarak oraya ikinci defa gittim. Ülkeyi ve insanlarını
yakından tanıdıkça gerçekten kendimize ve medeniyetimizin tabii uzantısı olan
topraklara ne kadar da ilgisiz kaldığımızı bir kere daha gördüm ve
hayıflandım. Batılılar oralara çok önceden gitmiş; okullar ve şirketler
kurmuşlar. Oralarda hem iş yapıyorlar hem de ürünlerini satıyorlar.

Oysa burası kültür olarak bize o kadar yakın ve
insanları bize karşı öylesine büyük bir muhabbet besliyorlar ki, bizim oraya
ilgisiz kalmamız mümkün değil. Bu muhabbetin bir tezahürü olarak kralın
sarayı bile Osmanlı mimarisini andırır tarzda yapılmış. Sultan Qabus’un
babası Teymur adına yapılmış olan cami ise tamamen Osmanlı mimarisinin
özelliklerini taşıyor. Maskat’ın orta yerindeki bu camiyi görünce pekala
kendinizi bir Anadolu şehrinde hissedebilirsiniz. Burada yapacak çok iş var. Halen
yol ve havaalanı inşaatları yapan Türk firmaları var. Oradaki
büyükelçiliğimiz ve ticaret ataşemiz de Türk işadamlarının oraları daha
yakından tanımaları ve iş yapmaları için büyük gayret sarf ediyorlar. Üstelik
turistik amaçla da gidilebilecek bir yer. Zira son derece emniyetli ve güzel
bir ülke. Gezilecek, görülecek çok yerleri var. Başlıca görülmesi gereken
yerler: Sur, Salala, Nizva, Sohar ve Barka. Ayrıca Peygamber efendimiz
zamanında davet üzerine Müslümanlığıı kabul eden ilk bölgelerden biri. Nitekim
o dönemde Nizva’da yapılan mescit hala ayakta ve görmeye değer.

Toprak genişliği olarak Türkiye’nin yaklaşık üçte
birine yakın. Ama nüfusu 3 milyon civarında. Bunların da 500 bin kadarı
yabancı.

Arabistan Yarımadası’nın güneydoğusunda Basra Körfezi ile Umman Denizi
arasında Hürmüz Boğazı’nın yer aldığı sahada kurulmuş stratejik ve ticarî
öneme sahip bir ülke. Bu stratejik önemden dolayı 19. asrın sonuna kadar önce
Portekiz, sonra İngiliz etkisinde kalmış.

Kuzeyde ortalama yüksekliği 1200 m civarında olan ve
ülkenin altıda birini kaplayan Hacar dağları uzanmaktadır. Bu dağ üzerinde
yüksekliği 3000 m’yi aşan tepeler (Yeşil dağ anlamına gelen Cebeli Ahtar) yer
almaktadır.

Sahil kesiminde ise yer yer seyrek ağaç topluluklarının görüldüğü düzlükler
bulunur.

Nüfusun büyük çoğunluğunu Araplar; azınlık olarak da
İranlılar ve Hintliler ile Maskat Sultanlığı’nın kurulmasında emeği geçen
Afrikalı esirlerin kalıntıları teşkil eder. Nüfusun çoğunluğu tarımla, küçük
bir bölümü göçebe hayvancılıkla uğraşmaktadır. Ülkenin en büyük kenti olan başkent
Maskat’ın çevresindeki yerlerle birlikte nüfusu 500 bin dolayındadır.

Ülkede bulunan petrol yatakları 1960’lı yıllardan itibaren işletilmeye
başlanmıştır. En önemli gelir kaynağının petrol ihracatı oluşturur. Ancak
petrol yataklarının sınırlı olması dolayısıyla ülke gelişmesini, özel sektör
öncülüğünde tarım ürünlerinin artırılması, sanayi ve turizmin gelişmesi ile
yapmaya çalışmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir