Vahşi Hayvanları Durduran Şarkı

Pençe havada asılı kaldı. Ayaklar toprağa gömüldü. Gözlerdeki parıltı kırbaç sesi duymuş bir sirk hayvanı gibi dondu, büzüldü ve sonra sıçrayıp yerini başka bir parıltıya bıraktı.

Tırnakları yuvalarına, zehirleri haznelerine, gövdeleri kovuklarına döndüren bir şarkı, ormanı en ücra köşelerine kadar dolaştı ve soluğunu dokundurduğu her yırtıcıyı balmumundan heykellere çevirdi.
Sözün gücünü keşfeden bir adam kürsüye çıktı ve, “Vahşi hayvanlar bile bir şarkı duyunca çok defa yollarından döner ve dururlar.

En üstün düşüncelerle eğitilmiş bizlere şairlerin sesleri hiç etki etmeyecek mi!” dedi. Sakinleştirmeyi bilen, harekete geçirmeyi de bilirdi. Cicero, bedeni ve yüzünün eşlik ettiği her konuşmasında kalabalıkları sakinleştirdi ya da harekete geçirdi. Bir düşünceyi ağır ağır açıp genişletirken ellerini kullanıyormuş izlenimi verdi dinleyenlere.

Mimikleriyle yoğurarak kelimelerine yeni boyutlar kattı. Sesinin tonunu bir lamba fitili gibi yükseltti ya da kıstı. Muhaliflerini sorularla hapsetti sonra cevaplandırarak serbest bıraktı. Söylediklerinin zıddının anlaşılmasını sağlayacak bir ironiyle tasvirler yaptı ve cansız varlıkları konuşturdu. Sözünü kesenleri püskürttü, dikkati dağılanların ruhuna mübalağa ve heyecan kemendini attı. “Daha ne kadar sabrımızla oynayacaksın, Catilina! Bu çılgınlığın bizimle daha ne kadar alay edecek! Dizginsiz kendini bilmezliğin nerelere varacak!” diye titretti Roma Senatosu’nu.

Bir suikast girişiminden kurtulduktan sonra yaptığı bu tarihi konuşmanın akabinde rakibi Catilina Roma’yı terk etti. Devlet adamı, bilgin, hatip ve şair Cicero, suikastçılarının idamına bizzat nezaret ettikten sonra kalabalıkların karşısına çıkıp tek bir kelime söyledi: “Vixerunt!” Kalabalıkları çılgınca coşturan bu kelimenin anlamı şuydu: “Yaşıyordular!”

Cicero ömrün uzun ya da kısa olması arasında bir fark görmüyor, “Bir ömür, kısa da olsa iyi ve şerefli bir tarzda yaşamaya yetecek kadar uzundur.” diyordu. Ona göre ölüm yeni bir hayattı ve uzun bir deniz yolculuğundan sonra karayı görenler gibi sevindirmeliydi insanı. “Öyle bir ömür sürdüm ki dünyaya boşuna geldiğimi düşünemem, bu hayattan kendi evimden değil de bir misafirlikten ayrılıyormuş gibi ayrılıyorum. Çünkü bize uzun uzadıya oturulacak bir yer değil, biraz durup geçeceğimiz bir uğrak verilmiştir.” diyordu De Senectute (İhtiyarlık) adlı kitabında. Doğrusu uzun olmasa da razı olmak gerekiyordu dünyada geçirilen zamana.

Ona göre bir aktörün hoşa gitmesi için piyesin bitmesine gerek olmayıp, oynadığı perdede beğenilmesi yeterliydi. Cicero, “ölüm”ü düşman gören ihtiyarlara Solon’un “Her gün bildiklerime yeni şeyler katarak ihtiyarlıyorum.” sözünü hatırlatıyor, düşmanı başka yerde değil kendi nefislerinde aramalarını salık veriyordu. Hem yaşlı olmak kötü bir şey değildi. Kimi zevklerden mahrum oldukları için yaşlılıktan şikayet edenler onu hayrete düşürüyor ve şu sözleri söyletiyordu: “Eğer yaşlılık bizden gençliğin o en büyük kusurunu uzaklaştırıyorsa, ne büyük bir iyilik ediyor!”

Aslında düşmandan vazgeçip dost aranmalıydı. Zira insanın yeryüzünde tek başına yaşamıyor oluşu, kainatın birlikteliği önermiş olması anlamına geliyordu. Dostluğun oluşabilmesi için ise bir tutkala ihtiyaç vardı: Erdem. Çünkü dostluğu doğuran da, yaşatan da erdemdi. Her ne kadar dostluklar beraberlerinde bazı yararları getiriyorsa da dostlukları doğuran çıkar kaygısı olamazdı. Zira Cicero’ya göre iyilik faizle işletilecek bir mal değildi ve bizi cömertliğe sevk eden fıtratımızdı.

İşte erdemle donanmış bu tabiat çıkar olmasa da dostlukları ölümsüz kılıyordu ve bize erdemden daha yakın bir şey yoktu. Cicero böyle dostlar için, “Gözlerini nereye çevirsen, onu orada hazır bulursun” diyordu.

İsmi dostlukla değil ihanetle özdeşleşen Brutus’la aynı havayı teneffüs etti Cicero. Sezar suikastında senatoda olmayışı ihaneti paylaşmadığını gösterse de, Sezar sonrasında oluşan kargaşadan payını almakta gecikmedi. Dahası Sezar’ın evlatlığı Octavianus için söylediği “Genç adam övülmeli, saygınlık kazanmalı, sonra da ondan kurtulunmalı!” sözü sonunun başlangıcı oldu. Sonraları imparator Caesar Augustus unvanını alacak bu genç adam, Cicero’nun sandığından daha zeki çıktı ve hakkında söylenen sözden haberdar olduğu gün “kurtulunmalı” kelimesini yeni bir adrese yönlendirdi: Cicero.

Milattan önce 43 yılında Rostra’da yani Roma Forumu’nda konuşmacılar için ayrılmış platformda Cicero’yu görenler tanıyamadılar. Heyecanla inip kalkan elleri durulmuş, mimiklerle zenginleşen yüzü yoksullaşmış, “Daha ne kadar sabrımızla oynayacaksın Catilina!” diye Senato’yu çınlatan ses buharlaşmıştı. Vahşi hayvanları durduran şarkı susmuş, canavarların gözünden sıçrayan parıltı tekrar yerine dönerek Cicero’nun kesik başıyla ellerini aydınlatmıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir