Vatan Toprakları Satılıyor Mu ?

Tapu ve Kadastro eski Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya, yabancıların Türkiye’de taşınmaz edinmelerine imkan sağlanması ile ülke topraklarının yağmalanmaya başlandığını söyledi.

“27 Haziran 2004 tarihine kadar 66 ülkeden yabancı gerçek kişilere satılan toprak miktarı: 61 bin 884 kişi, 388 bin 430 dekardır. Bu tarihten sonra Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Web sitesi karartılmış, hiçbir bilgi verilmemektedir. Bu rakamlar resmi rakamlardır.”

RAKAMLARI KÜÇÜLTÜYORLAR

“Tapu ve Kadastro Genel Müdür Vekili, “… endişe edecek bir durum yok, satılan arazi miktarı on binde üç, her şey kontrol altında ; ben müfettişlerimi gönderdim, GAP’ta, Doğu’da incelemeler yapıyorlar, ilgili Kurumlar işin kontrolünü yapıyorlar.” diyerek halkın endişesini, öfkesini göğüslemeye çalışıyor. Ancak, şimdiler de tüm rakamlar karartılarak halktan gerçekler gizlenmektedir. Yapılan iş, yanlış olamasa olayı küçültmeye kalkmazlar. Korku yüreklere düşmüş olacak ki rakamları küçültüyorlar.”

“Şu anda Fethiye Tapu Sicil Müdürlüğü`nde 5 bin 500 adet tapu İngilizlere verilmek üzere hazırdır. Didim’de 5 bin adet İngiliz vatandaşının tapusu verilmek üzere bekletilmektedir. Kuşadası’nda 3 bin 500 adet İrlanda vatandaşına, Kaş-Kalkan’da toplam bin 700 konutun 1000’e yakını Alman, İngiliz vatandaşlarının eline geçmiştir.”

“Alınan yerler siteler haline getiriliyor. Bu yerler, o ülke vatandaşlarının toprağı sayılacaktır. Anayasa’nın 90. maddesi Uyum Yasaları’na göre değiştirilince, “Uluslararası Yasalar” bizim yasalarımızın üstünde hükme sahip olmuştur. Böyle olunca da o topraklar artık elçilik statüsüne sahiptir.”
Yabancıların Türkiye’de gayrimenkul edinmelerine imkan sağlayan yasa, hükümet tarafından 19 Temmuz 2003 tarihinde, Avrupa Birliği’ne uyum gerekçesiyle çıkartıldı. Bu uygulama sonucunda yaklaşık kaç bin dönüm arazi yabancıların eline geçti?

– Yabancıların Türkiye’de taşınmaz edinmelerine imkan sağlayan 3 Temmuz 2003 tarih ve 4916 sayılı yasa,19 Temmuz 2003 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. 442 sayılı “Köy Kanunu”nun 87. maddesi değiştirilerek yabancıların belediye sınırları dışında, kırsal alanda ve köylerde arazi satın almalarının önü açılmış oldu. Daha önce, yabancılar sadece konut, işyeri ve bağımsız bölüm alabiliyorlardı. Bunu da belediye sınırları içersinde gerçekleştirebiliyorlardı. Ancak, sözkonusu yasa çıkmadan önce yapılan satışlar yılda 20-30 adeti dahi bulmamaktaydı. Bu durum resmi kayıtların incelenmesiyle kesin olarak saptanabilir.

Adı geçen yasanın, AB uyum yasaları çerçevesinde ülkemize dayatılması sonucunda yabancılar ülke topraklarını çekirge sürüleri gibi yağmalamaya başladılar. Adeta Lozan’ın rövanşı alınmakta, bol dolarlı “haçlı seferi”ne çıkmışlar!..
27 Haziran 2004 tarihine kadar 66 ülkeden yabancı gerçek kişilere satılan toprak miktarı: 61 bin 884 kişi, 388 bin 430 dekardır. Bu tarihten sonra Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Web sitesi karartılmış, hiçbir bilgi verilmemektedir. Bu rakamlar resmi rakamlardır.
Peki, kim nerede ne aldı?
– Yunanlılar, 14 bin 425 kişiyle,12 bin 544 adet ve 4 bin 175 dekar miktarındaki araziyi İzmir, Dikili, Kuşadası, Çanakkale, Trakya, İstanbul ve Güney sahillerinde almışlardır. Almanlar, 12 bin 300 kişiyle 11 bin 405 adet ve toplam 7 bin 037 dekar araziyi, Alanya, Kaş, Datça, Anamur ve diğer sahil şehirlerinde almışlardır.

İngilizler, 6 bin 614 kişiyle, 5 bin114 adet ve 32 bin 002 dekar toprak parçasını Fethiye, Didim, Kuşadası (İrlandalılar ağırlıkta), Kaş-Kalkan ve Datça’da kitlesel olarak almaya devam etmektedirler. Hollandalılar 2 bin 170 kişi ile 1 bin 710 adet 613 dekar; Fransa 752 kişi, 701 adet, 818 dekar; İtalya, 963 kişi 1.003 adet, 457 dekar; ABD, 736 kişi, 970 adet, 2 bin 701; Avusturya, 775 kişi, 915 adet, 704 dekar; İsrail, 100 kişi,136 adet, 79 dekarlık bir alanı almışlardır. Bu ülkeler en çok toprak alan ülkelerdir. Ancak toplam 66 yabancı ülkenin 61.884 vatandaşı 388.430 dekar toprak parçasını ülkemizden almışlardır.

EGE`DE TAPULAR İNGİLİZLERE VERİLMEK ÜZERE BEKLETİLİYOR

Rakamlar ortada. Ancak, AKP’li bakanlar “… Sırtlanıp mı gidiyorlar, topraklar burada kalıyor!..” diyorlar. Ne diyorsunuz?
– Bunlar, “… Sırtlanıp mı gidiyorlar, topraklar burada kalıyor!..” demekle, aslında tarihi bilmiyorlar. Zaten, gelenler, sırtlanıp gitmiyorlar, gelip yerleşiyorlar, bizi çıkartmak üzere. Tıpkı, Afrika’da olduğu gibi. Bu rakamlar, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Web sitesindeki 27 Haziran 2003 tarihli verilerinden alınan rakamlardır. Ancak bu rakamlar gerçek rakamlardan çok düşüktür. Gerçek rakamların açıklanması hiçbir zaman yapılmamaktadır. Şu anda da site tamamen bilgi akışına kapalıdır. Bakın, İsrail gösterilen rakamlardan daha büyük bir arazi parçasını bazı yerli holdinglerle ortaklıklar kurarak kapatmıştır. Bunu, Ceylanpınar, GAP bölgesi, Diyarbakır yöresindeki yerel basın organlarında çıkan haberlerde saptamak mümkündür. Ancak, Anadolu’daki gezilerde halkımızın aktardığı rakamlar son derece endişe verice boyuttadır. Zilyetlik (kullanma hakkı) devirleriyle, yani noter veya muhtar sözleşmeleriyle yapılan anlaşmalarla 30 hektar sınırı çok büyük miktarda aşılarak, 30-40 bin dekarlık alanların İsrailliler tarafından kapatıldığını isyan ederek dile getirmişlerdir.
Şu anda Fethiye Tapu Sicil Müdürlüğünde 5 bin 500 adet tapu İngilizlere verilmek üzere hazırdır. Didim’de 5 bin adet İngiliz vatandaşının tapusu verilmek üzere bekletilmektedir. Kuşadası’nda 3 bin 500 adet İrlanda vatandaşına, Kaş-Kalkan’da toplam bin 700 konutun 1000’e yakını Alman, İngiliz vatandaşlarının eline geçmiştir. Bunlar sıcak gelişmeler olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, köylülerin elinden yüksek rakamlar verilerek zilyetlik devirleriyle alınan zeytinlikler, halk arasında panik oluşturmaktadır. Prof:Dr. Cihan Duru‘nun tespitlerine göre: 147 bin 466 yabancı 946 bin 333 dekar yer almış durumdadır.

SATILAN ARAZİ MİKTARI MALTA ADASI BÜYÜKLÜĞÜNE ULAŞTI

Satılan arazi miktarının Malta Adası`nın büyüklüğüne ulaştığını belirttiniz.
– Satılan arazi miktarı resmi verilere göre, yani 388 bin 430 dekar dikkate alındığında Malta Adası’ndan büyüktür. Malta Adası, 315 km2.dir. 946 bin 333 dekar ele alındığında ise bu arazi miktarı 3 Malta Adası büyüklüğündedir.
Satılan toprak miktarını resmi makamlar neden küçük gösteriyorlar?
– Satılan toprak miktarının küçük gösterilmeye çalışılması, bu konuya kamuoyunun son derece duyarlı olması ve şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarının ABD, AB, İngiliz ve İsrail emperyalizmi tarafından tarihin her döneminde ele geçirilmek istenmesine karşı oluşan tepkidendir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Kurtuluş Savaşı boşuna mı yapılmıştır? Yunanistan Megalo İdea’sından vazgeçti mi? Çanakkale, Anafartalar, Sakarya, Dumlupınar, Afyon Kocatepe, İzmir’in kurtuluşu 9 Eylül ne zaman unutuldu? Halkımız öfkeyle bu soruları sormakta ve olanları vicdanı kanayarak içine atmaktadır. Kıbrıs’ta verdiği şehitler, Güneydoğuda yitirdiği evlatları, uzuvlarını cephede bırakan elsiz, kolsuz, bacaksız kalan gencecik Mehmetçikler, gözlerini kaybeden kahramanlar bu toprakların onun bunun eline geçmesi için mi savaştılar? İşte, bu yönetenlerin, dayanılmaz, kahreden aymazlıkları vatanına kıskançlıkla bağlı Türk halkını ayağa kaldırmış durumdadır. Bu nedenle satılan toprak parçası Heybeliada’dan küçük diye olayı hafifletmeye, küçültmeye çalışıyorlar. Onlara yamalanmış yazar bozuntuları da, verilen bu çarpıtılmış demeçleri desteklemek için olmadık sapkınlıklar gösteriyorlar. Yapılan işin doğruluğuna inanıyorsanız, niçin olayı küçük göstermeye çalışıyorsunuz, küçük gösterince olay yasallık mı kazanıyor, yoksa halkı yatıştırmaya mı çalışıyorsunuz?
Satışlar devam ettiğine göre rakamları küçültmenin ne anlamı olacak. Sizce AKP iktidarı, satışları durdurmak için bir zaman süresi koymadı, herhalde?
– Tapu ve Kadastro Genel Müdür Vekili, “… Endişe edecek bir durum yok, satılan arazi miktarı on binde üç, her şey kontrol altında; ben müfettişlerimi gönderdim, GAP’ta, Doğu’da incelemeler yapıyorlar, ilgili Kurumlar işin kontrolünü yapıyorlar.” diyerek halkın endişesini, öfkesini göğüslemeye çalışıyor. Ancak, şimdilerde tüm rakamlar karartılarak halktan gerçekler gizlenmektedir. Yapılan iş, yanlış olmasa olayı küçültmeye kalkmazlar. Korku yüreklere düşmüş olacak ki rakamları küçültüyorlar. “… 3-5 İsrailli, 1-2 ABD’li, 4-5 İngiliz, 5-6 Alman v.s vatandaşı 2 bin dönüm yer almış durumda; bu da Heybeli’den küçük…” diyerek, işin içinden çıkmak mümkün değil. Toprak satın alan tüzel kişilerin ne adedi ve ne de aldıkları arazi miktarını bilmek mümkün değildir. Bu konuda hiçbir bilgi kamuoyuna verilmemektedir. Güya “e-devlet” ten söz edilmektedir. Hani “Bilgi Edinme Hakkı Yasası” çıkartılmıştı. Zilyetlikle alınan yerlerin miktarını öğrenmek ise bir mucize…

KADASTRO GÖRMEYEN YERLERDE ZİLYETLİK DEVİRLERİ OLUYOR

Satış işlemlerinin yalnızca tapu devri yoluyla yapılmadığını söyle
diniz. Zilyetlik devrinden bahsediyorsunuz. Bu bahsi açar mısınız?
– Zilyetlik, bir arazinin kullanma hakkının başka bir kişiye noter veya muhtar senedi ile devridir. Kadastro gören yerlerde bu durum yasal olarak geçerli değildir. Kadastro görmeyen yerlerde geçerlilik taşır. Mahkemeler tarafından da dikkate alınır ve tapu sağlanabilir.
Araziler, Türk vatandaşlarının üzerine alınarak mı devralınıyor?
– Zilyetlik devri sadece senetle yapılmaktadır. Resmi bir geçerliliği yoktur. Ancak, kadastro görmemiş arazilerde bu senet geçerli bir belge niteliğindedir. Noter ve satış vaadi yapılarak araziler başka kişilerce alınabilir. Ayrıca bu uygulama siyasi içerikte olması nedeniyle ilerde bu tür devirler için bir yasa çıkarılması dahi gündeme gelebilir. Çünkü yabancılar bu yerlere boşuna yüksek bedeller ödememektedir. Mutlaka bunun çözümünü de iktidarlara dayatacaklardır.
Alman, İngiliz ve Arap alıcılar, “tatil amaçlı” yatırım yaptıkları izlenimini veriyor. Ancak, Yunanlılar ve İsrailliler için bunu söylemek mümkün değil. İstanbul, özellikle Yunanlıların tercihi oluyor. Yunanlıların ayrıca, Karadeniz bölgesine olan ilgilerinin arttığı da gözleniyor. Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?
– Alınan yerler siteler haline getiriliyor. Bu yerler, o ülkelerin vatandaşlarının ülke toprağı sayılacaktır. Anayasa’nın 90. maddesini Uyum Yasaları’na göre değiştirmekle, “Uluslararası Yasalar” bizim yasalarımızın üstünde hükme sahip olmaktadır. Böyle olunca o topraklar elçiliklerin statüsüne sahip olabileceklerdir. Daha önce Anayasa Mahkemesi’nin verdiği 2 iptal kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararları bu durumu çok açık ve net bir şekilde belirlemektedir. Yunanlılar Karadeniz’deki Pontus hayallerinden vazgeçmiş değillerdir. Bu nedenle o bölgemizden yer almaktadırlar.

KONYA OVASI PROJESİ KİMİN İÇİN?

İsraillilere gelince… İsraillilerin Güneydoğu’daki GAP bölgesinde (Şanlıurfa’da) 450 bin dönüm arazi satın aldığını ve bunun tapu kayıtlarından gizlediğini yazıldı. Fakat, kimseden ses çıkmadı. İsrailliler, yüz milyar doları aşan bir yatırım sonrasında sulanabilir hale gelen bu topraklarda sadece tarım yapmayı mı amaçlıyorlar? Yoksa, kendilerine Tanrıdan miras kaldığına inandıkları toprakları mı sahipleniyorlar?
– Bu konuda bazı basın organlarında yapılan değerlendirmelere cevap verilememiştir. Hep İsrail’in yer almadığından söz edilmiş, hatta web sitesi bunu kanıtlamak için önceleri serbest bırakılmış ancak durum kontrolden çıkınca karartma yapılmıştır. Bu rakamlar resmi kayıtlardan gizlenmektedir. Bu topraklar, Mezopotamya ovasıdır. İsrail’de “tanrı tarafından vaat edilmiştir” inancı hakimdir. Son günlerde Yahudi hahamlar GAP bölgesinde kutsal yıkıntıların arasında ayin yapmışlar, para dağıtmışlardır. Aslında bu bir keşiftir. İsrail bayrağındaki mavi çizgilerin Fırat ve Dicle’yi sembolize ettiği yaygın bir kanıdır.
Bir konferansınızda İsraillilerin, Konya`daki askeri üssün yanında 40 bin dönüm arazi aldığı iddia ettiniz. Açar mısınız?
– İsrailliler, Konya’da askeri üssümüzün yakınında GAP’tan sonra “Konya Ovası Projesi” adı altında toplam 40 bin dekar arazi satın almışlar. Yasa’nın 30 hektar kısıtlaması yine delinmiş durumda. Bu konuda ya Bakanlar Kurulu kararı çıkartıldı, ya da zilyetlik satın alma yoluna gidildi. O nokta gizli. Konya Ovası’nda İsrailli işadamları,” Tarımsal İşbirliği ve Kalkınma Projesi ” başlatmışlar; bu alıma bölgenin 3 milletvekili de teknoloji gelecek bahanesi ile aracılık yapmışlardır. Konya Karapınar ve Ereğli ilçelerinde satın aldıkları 40 bin dekarlık bu arazi aynı zamanda, Akgöl’ün kenarında, Karakavuklar ve Ambar köylerinin arazisi içinde olup; burada halen, ABD ve İsrail’in eğitim için kullandığı hava üssü bulunmakta. “Konya Ovası Projesi”, İsrail’e hükümetin bir önerisi olarak sunulmuş. Proje, Konya, Aksaray ve Tuz Gölü civarını da içine almaktadır. Göksu nehrinin yatağı değiştirilerek, Akdeniz’e akması yerine, bir tünelle İç Anadolu’ya yöneltilecek. Tarım Bakanı kendisine, İsraillilerin Ceylanpınar’ ı istedikleri konusunda yöneltilen soruya: ” Dedim ki, GAP’la ilgili düşünceleriniz, Türk kamuoyunda bir kısım kanaatlerin oluşmasına neden oluyor. Bu nedenle başlangıç faaliyetlerimizi İç Anadolu’ya kaydırarak, sulama teknolojisini Türk kamuoyuna sunalım. Bu sayede, kamuoyunda oluşan çekingen hava kırılabilir.” cevabını veriyor. Bu işin perde arkası BOP’la bağlantılı, bunun açığa çıkartılması ileriki günlerde söz konusu olacaktır. Güneşin balçıkla sıvanması mümkün değildir.

İSRAİL’E BİR SATIŞ DAHA:
SİYONİSTLER ERDEMLİ’DE 4 BİN DEKAR ARAZİYE DE GÖZ DİKTİ

Mersin Ereğli’de 4 bin dekarlık Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nün İsraillilere satılmakta olduğu belirtiliyor. Acaba İsrail, burayı alınca bahçe tarımı mı yapacak, yoksa Ortadoğu , Asya ve Çin’i mi gözetleyip dinleyecek? Yani ABD’nin Türkiye’ye yerleştirdiği gözü, kulağı mı olacak?
– Gelecek günler bunu açıklıkla ortaya koyacaktır. Türk kamuoyu da, bütün bu tuzaklara düşmeyecek uyanıklıkta olduğunu ispatlamak zorundadır. Evet, Mersin-Erdemli’de 1944 yılında kurulmuş olan, Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’de, 4 bin 50 dekarlık arazisiyle birlikte İsraillilere satılıyor. Denize sıfır olan bu cennet sahil şeridinin 4 bin metre uzunluğunda denize cephesinin olması, onu daha da cazip hale getirmekte. Bu kurum, geçtiğimiz günlerde dünyanın ilk çekirdeksiz limonunu üretmiş; çok önemli tarımsal araştırmalara imzasını atmış bir araştırma kurumu. Kıbrıs Barış Harekâtı’nda askeri amaçlar için de kullanılmış. Kumullarının yapısının özelliği dolayısıyla,” tsunami ” araştırmasına kaynaklık edebilecek durumda. Enstitü’nün tarım alanında yaptıkları; Türkiye’de ilk seracılığın kurulmasına öncülük etmek, meyvecilikte çeşit bulan ve bunu tescil ettiren ilk ve tek kuruluş olmak, dünyada ve Türkiye’de ilk kez çekirdeksiz limon üretmek ve dünyanın en zengin turunçgil anaç koleksiyon alanına sahip olmak, topraksız kültür araştırmaları yapmak; toprak, yaprak ve gübre laboratuvarlarının bulunması, bakanlık tarafından yetkili 4 laboratuardan biri olarak tanınması, F1HİBRİD Projesini gerçekleştirmesi, süs bitkiciliği ve meyve fidancılığının Mersin, Tarsus ve Erdemli arasında bir sektör olarak binlerce aileye iş imkanı oluşturması, İsrail’in iştahını kabartmaktadır.

İSRAİL’İN AMACI BURADA TURİZM YAPMAKMIŞ

Alata’ın satışına ilişkin ilk tepki Mersin Sanayici ve İşadamları derneği (MERSİAD) geldi. Bu tepkiden sonra, ne tesadüftür ki; İsrailliler, enstitü’ye talip olmuşlardır. Yetkililer, bir de İsraillilere, “… Bir karış yer satmadık, satıldığını açıklayan olursa yalan söyler ” diyebiliyorlar. Kanıt olarak da resmi verileri, tapu kayıtlarını açıklıyorlar. Oysa o kayıtlarda bile, İsrail’in yer aldığı belgeleri ile ortada durmaktadır. GAP’ı bitirdikten sonra şimdi de, Konya Karapınar’dan 40 bin dekar arazi alımı, Mersin-Erdemli’den 4 bin dekarlık Alata’yı gözüne kestirmek, Türk tarımının ocağına incir ağacı dikmektir. Bu enstitü, İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki çok güç koşullarda kurulmuştur. Şimdi de özelleştirme kapsamında İsrail’e satılmaya çalışılması son derece üzüntü vericidir. Buna alet olmak, tarih karşısın da büyük sorumluluk almaktır. Bu yanlışlıktan zaman yitirmeden vazgeçmek gerekir.

AVRUPA`DA MÜLKİYET HAKKI YOK, BİZDE İSE TAM TERSİ

Türkiye`de topraklar satılırken, bu konuda girmiye çabaladığımız AB ülkelerinde ise tam tersine uygulamaların olduğunu görüyoruz. Örneğin, Yunanistan’da yabancılar sınırda veya sınıra yakın bölgede toprak satın alamıyor. Türkiye’de ise Ege kıyılarında yabancıların edindikleri gayrimenkullerin sayısı on bine yaklaşıyor. AB’nin yeni üyelerinden Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da da yabancılara tarım ve orman arazisi satışı yasaklanmış bulunuyor. Türkiye’de ise satışlar, alıcı yabancıları dahi şaşırtan bir kolaylıkla sürüp gidiyor. Değerlendirmeleriniz neler?
– Bu yazdıklarınız tamamen doğrudur. Bunlara İsviçre, Finlandiya, Fransa, İsveç, Hollanda, Norveç ve tüm AB üyesi ülkeler dahildir. Bütün bu ülkelerin tamamında toprak satışı yoktur. ABD’nin Güney Caroline, Oklohoma, Florida, Wyoming ve Mississippi eyaletlerinde yabancılara arazi satışı yasaktır. Diğerlerinde de bazı kısıtlamalar mevcuttur. Ayrıca dışardan elini kolunu sallayarak gelenlerin ev değil içeri girmesi dahi imkansızdır. Aylarca vize almak için beklemek, sonra oturma izni almak ve ABD’de işinin gücünün olması bunun süreklilik arz etmesi gerekir. Yukarıdaki ülkelere; Rusya, Ukrayna, Polonya, Litvanya, Letonya, Estonya, Hırvatistan ve Bulgaristan`da ilave edilmelidir. İsrail ise en tutucu bir konumdadır. İsrail topraklarının yüzde 80’i devlete, yüzde 15 ‘i Yahudi Ulusal Fonu’na geri kalan yüzde 5‘de Yahudi ve İsrailli Araplara aittir. Toprak satışı yasaktır. İngiltere’de ise, toprakların tamamı Büyük Britanya Kraliçesi’ne aittir. Sadece kullanma hakkı mevcuttur. Son yıllarda kent arazilerinde mülkiyet hakkı sınırlı ve ihtiyatlı olarak tanınmıştır. Yine tüm Avrupa ülkelerinde bizim mülkiyet hakkımıza benzer bir durum yoktur. Bizde Türk bayraklı tapu verilir. Onlarda ise kullanma hakkı mevcuttur. Yani mutlak mülkiyet yoktur. Bu durum “karşılıklılık ” ilkesinin nasıl bir yutturmaca olduğunu gösteriyor. Onlar ülkemize turist olarak kollarını sallaya sallaya geliyorlar, biz konutlarımızı, en güzel vatan topraklarını sadece askeri yasak bölge araştırması yaptıktan sonra satabilmek için ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Satılan taşınmazların gerçek rakamlarını da halkımızdan da gizliyoruz.

“Vatan Toprakları Satılıyor Mu ?” üzerine 2 düşünce

  1. Ben diyecek bir şey bulamıyorum! Vatan elimizden kayıp gidiyor. Ama yeni nesilde de iş yok ki! Neredeyse hiçbiri adam gibi ders çalışmıyor. Şimdi bana nereden çıkardın ders çalışmamasını diyeceksiniz. Açıklayayım. Şimdiki genç nesilde bilgisayar oynama sokaklarda boş boş gezime sanki bir moda oldu. Çalışanlara inek deyip alay ediliyor. Sonra çalışan azalıyor. Şimdi dershaneler de kaldırılıyor. Genç nesil pek bir mutlu olacak. E o zaman bu ülke için kim çalışacak? Kim bu ülkeyi çağdaş devletler düzeyine çıkaracak ? Eğer ki bu ülkenin insanları böyle giderse ülkemiz ömrünün son demlerini yaşıyor demektir 🙁

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir