Vicdan ve Demokrasi

Demokrat dediğimiz sonunda rakibinin haklı olabileceğini kabul eden adamdır. Onu özgürce konuşturur ve söyledikleri üzerinde düşünmekten kaçmaz. Partiler ve insanlar, kendilerini başkalarının ağzını kapayacak kadar haklı gördükleri yerde demokrasi yoktur. Tevazu, nereden gelirse gelsin, cumhuriyet için faydalı bir şeydir öyleyse.”
Büyük edebiyatçı ve filozof Albert Camus böyle diyor. Tam da ülkemizdeki içi boş tartışmaları özetliyor sanki. Hükümetin kendi bürokratını atamasına bile izin vermeyen bir anlayışın ne kadar anlamsız olduğunu açıklıyor. Halka rağmen, halkı yönetmenin ne kadar meşruiyetten uzak olduğunu anlatan bir ifade. Öyle ya, halkın oylarıyla iktidara geleceksiniz. Yürütmenin sorumluluğunu üstleneceksiniz. Onlara hesap vereceksiniz ama yürütme için gerekli olan mekanizmaları oluşturmanıza izin verilmeyecek. TRT’nin, Merkez Bankası’nın ve diğer kurumların yöneticilerini atayamayacaksınız. O zaman bu nasıl demokrasi olacak? Yetkinin olmadığı yerde sorumluluk olur mu?

Fransız filozof Albert Camus’u bugünlerde yeniden inceliyorum. Ömer Sevinçgül tarafından ustaca derlenen “Ruha Dokunan Düşünceler” adlı kitabı, döne döne okudum ve çok istifade ettim. Vicdanlı düşünce adamı Camus, medeniyet konusunda çok doğru tespitlerde bulunuyor: “Medeniyetler, onun bunun kulağını çekmekle kurulmaz. Medeniyetler, fikirlerin çatışması, düşüncenin kanamasıyla, acı ve kalp ile kurulur.” Bu satırlara çok ihtiyacımız var. Özellikle son günlerde devlet adamlarımızın bu tespitlerden alacağı önemli mesajlar var.
Camus’un şu sözlerine katılmamak mümkün değil: “İyi denebilecek hiçbir siyasal düzen yoktur belki de. Ama demokrasi bu düzenlerin en az kötü olanıdır.” Ve şu ifadeler günümüz Türkiye’sine çok iyi tercüman oluyor: “Yakın bir geçmişe kadar kötü eylemlerin haklılığını ispatlamak gerekiyordu, bugünse iyi eylemlerin haklılığını ispatlamak gerekiyor.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir