VİRÜS





VİRÜS




Herhangi bir canlının vücuduna giren bir virüs, yerleştiği bölgeyi dönüştürüp anında komşu bölgelere saldırır. Tek amacı sayısal olarak çoğalıp olabildiği kadar bölgeye yayılmak yerleştiği bölgedeki bütün hücreleri kendi amacına uygun hale getirmeye çalışmaktır. Haliyle bunu yaparken çevredeki diğer hücre ve canlının tümünü hiç umursamaz.



İnsan da benzer bir şekilde çalışır aslında. Bulunduğu yeri önce eker, biçer. Bu arada çoğalır da. Daha sonra ekip biçtiği yerleri yerleşime açar, ekilen alanlar azaldığı için veya daha fazla kazanmak için doğal olmayan bir takım yöntemlerle ürün verimini artırmaya çalışır ve başarır da. Artan ürün daha çok insanı çeker ve bu döngü böyle devam edip gider.



Ta ki “bünye” bu kadar insanı taşımaktan vazgeçmesine ve “doğal olana” yapılan bu müdahalelerin insanı yok etmeye başlayacak bir silah haline gelmesine dek.



Bugüne dek doğada insanın dahil olduğu ve daha iyiye giden bir durum yoktur. Yediğimiz gıdalardaki onca tarım ilacı, hormonlar, genetiği ile oynanmış ürünler bize başta kanser olmak üzere türlü belalar olarak dönecekler tabii ki.



Şimdi o eski doğal yöntemlerin kullanıldığı tarım, bize “doğal ürün” diyerek 4 katı fiyata pazarlanmaya çalışılması ise aslında yine para kazanmak amacıyla yapılan bir faaliyetten başka bir şey değil ki.



Karpuzu kabak bitkisine aşılayan, domatese kolay çürümesin diye neredeyse kağıt yapımında hammadde kullanılmasına yol açacak kadar selüloz ekleyen, yaz kış demeden her türlü sebze meyveyi elde etme hırsından kurtulamayan biz insanlar bütün bunların bir bedelinin olmayacağını mı zannediyorduk?



Güya tarım ülkesi ülkemizde “yerli domates” kalmadığını biliyor musunuz? İsrail den gelen tohumların ise –genetik ayarı verilip-kısırlaştırılmış olduğunu ve böylece her sene tohum almak zorunda bırakıldığımızı?



Ne uğruna?


—Bir dalda 5 değil 10 domates almak uğruna?



Tadı neye benzemiş?



Ne kadar sağlıklı?



…Kaçımız umursadık?



Hadi bizi geç de, Çocuklarımıza ne kadar zarar vermiş?



Hangimiz farkındayız?



Avrupa’ya ihraç edilmeye çalışılıp da normal seviyenin (ne demekse? ) 4 katı tarım ilacı veya hormon barındıran ürünlerin Salı pazarında satıldığından haberimiz olmama ihtimali var mı?



Evet, “ ticaret yapın “ ama ; bu kadar mı fütursuz?



Bu kadar mı ; aç gözlü?



Oysa bu din, dünyaya “ Kıyamet koparken dahi olsa elinizdeki fidanı ekmekten vazgeçmeyin” diyecek kadar doğaya saygılı bir Peygamber aracılığıyla gelmedi mi?



O peygamber değil miydi namaza geç kalmak üzere iken eteğinde uyuyan kediyi rahatsız etmeden bekleyip uyanmayınca son çare eteğini kesip ibadetine giden?



Ve trafikte önümde giden araçtan yola saçılan çöpler, bu Dine,



O peygambere (s.a.s) Bağlı insanlar tarafından atılmıyor mu?






Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir