“Vur Patlasın Anlayışı” Her Yerde

Medyada hüküm süren “Vur patlasın, çal oynasın” anlayışı, ne yazık ki hayatın her alanına hakim olmaya başladı. Bunun en son örneğini ise geçen hafta İstanbul’da, Mediaforce Fuarcılık tarafından CNR’da düzenlenen eğitim fuarında gördük. Yüzlerce eğitim kurumunun, çok sayıda üniversite ve özel okulun katıldığı fuar, adeta bir panayır havasında geçti. Etkinlik adı altında bol gürültülü gösteriler yapıldı. Etkinliklere bir şey dediğimiz yok, ama eğitim fuarından beklenenler bunlar değildi. Mesela üniversiteler, dünya bilimine hangi katkıları yaptıklarını anlatmalıydılar. Diğer eğitim kurumları uyguladıkları farklı yöntemlerden ve yeni fikirlerden söz edebilirlerdi. ODTÜ Bilim Müzesi’nin yaptığı ufak-tefek gösteriler dışında, 4 gün boyunca eğitimle ilgili hiçbir etkinlik veya bilgilendirme yapılmadı. Aksine, bütün gün cümbüş havası esti fuar alanında. O kadar ki, buradaki gürültü yüzünden, ziyaretçilerin fuar katılımcılarından bilgi almaları bile neredeyse imkansızdı. Oysa gönül isterdi ki, eğitim konusundaki yeni gelişmeler, yeni fikirler burada ortaya konsun, tartışılsın ve bu fuar vesilesiyle, eğitim, kamuoyunun gündemine otursun. Ama ne yazık ki medyadaki “vur patlasın anlayışı” toplumun bilinçaltına öylesine yerleşmiş ki, etkinlik denince akla başka bir şey gelmiyor. Bu arada medya da zaten ciddi konulara hiç mi hiç ilgi göstermiyor. Türkiye’nin eğitim meselesi, herhangi bir mankenin akşam yemeğini nerede yediği kadar bile ilgi görmüyor basınımızda.
Oysa gün gibi ortada olan bir gerçek var: Avrupa ile aramızdaki mesafe her geçen gün büyüyor. Avrupa Birliği’ne girip girmemek bu gerçeği değiştirmiyor. Yetişmiş insan gücü bakımından onlar bizden çok ilerideler. Bu insan potansiyeliyle onlarla rekabet etmemiz mümkün değil. Ama aynı zamanda önümüzde çok büyük bir fırsat var. Genç ve eğitime muhtaç bir nüfusumuz var. Türkiye’nin yaş ortalaması 28, Almanya’nın ise 43. Avrupa ortalaması da 41 civarında. Bunun anlamı şu: Avrupa’da insanların büyük kısmı eğitim ve tecrübe bakımından bizden ileri. Ama buradan bir başka anlam daha çıkıyor. Onların bilgileri ve tecrübeleri çoğunlukla eskiye ait. Ve bunu güncellemeleri son derece zor. Bizde eğitilmeye müsait insan sayısı daha fazla.
Eğitebilirsek onların önüne geçebiliriz. Ama eğitemezsek, kalifiye hale dönüştüremezsek büyük bir tehlike bekliyor bizi . Genç insanlar azgın nehirler gibidir. Önüne baraj yapıp ülkenin enerji ve su ihtiyacını karşılamak mümkün. Ama başıboş bırakırsanız önlerine geleni silip süpürürler. Daha fazla donanımla ve yeterli mesleki birikimle yaşlı Avrupa’ya yetişmek, hatta onları geride bırakmak mümkün. Ama bunun için en az onların iki katı çalışmamız gerekiyor. Zira aradaki açığı kapatmak ve dünya ile rekabet etmek başka türlü mümkün değil. Bunun yolu ise sloganları ve ideolojik tartışmaları bir kenara bırakıp, aklın gereğini yapmaktan geçiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir