WİKİLEAKS OLAYI VE SİBER TEHDİT

Güvenlik, insanoğlunun ihtiyaçlar hiyerarşisinde en üst sırada yer alıyor. Bunun içindir ki, tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanlar bir araya gelmiş ve kendi güvenliklerini sağlamak için işbirliği yapmışlar. Muhkem korunaklar ve kaleler yapılmış. Zaman içinde organize gruplar ve sistemler ortaya çıkmış. Ve bunun en üst noktası olarak ordular, devletler oluşmuş.

Geçmişte fiziksel güvenlik ne kadar önemli idiyse, günümüzde de bilgi güvenliği aynı derecede vazgeçilmez. Nitekim Wikileaks olayı da gösterdi ki, bilgi güvenliğinin sağlanması, yani siber tehditlerle mücadele sanıldığından çok daha önemli. Zira eskiden sağlam bir kale veya Çin Seddi gibi devasa duvarlar inşa ederek güvenliğinizi kolayca garanti altına alabiliyordunuz. Oysa bugün, siber tehdidin nereden ve ne zaman geleceğini asla bilemezsiniz. En mahrem ve değerli bilgileriniz hiç ummadığınız bir anda birileri tarafından ele geçirilebiliyor.

MÜSİAD’ın Bilgi Teknolojileri Sektör Kurulu, çok isabetli bir adım atarak, geçtiğimiz hafta bilgi güvenliği konusunda bir panel düzenledi. Sektör kurulu başkanı Ensari Yücel tarafından yönetilen panelde, Türkiye Bilişim Güvenliği Derneği Başkanı Faruk Kekevi ve ANET Gelen Müdürü Dr. Ertuğrul Akbaş bilgi güvenliğinin önemini açıkladılar ve bizi bekleyen ciddi tehlikelere dikkat çektiler.

Faruk Kekevi, tarih boyunca var olan casusluğun da aslında bir çeşit bilgi hırsızlığı olduğunu söyledi. Ancak günümüzde casusluk yapmak için çok uzaklara gitmeye gerek yok. Dünyanın herhangi bir noktasındaki bilgiye olduğunuz yerden kolayca ulaşabiliyorsunuz. Kekevi’nin verdiği bilgilere göre, 2000’li yıllarda Türkiye’ye karşı çok ciddi bilişim saldırıları olmuş ve bu zaman zarfında çok sayıda banka hesabı boşaltılmış. Böylece Türkiye’den milyarlarca dolar buharlaşıp yurt dışında çıkmış. Ve ne yazık ki bu tür olaylardan sonra telafisi imkânsız problemler gündeme geliyor. Zira hukuk altyapısı henüz hazır değil. Yargı mensupları da bu konularda pek bilgi sahibi değiller.

Sadece banka hesapları boşaltılmıyor. Aynı zamanda çalınan mahrem bilgiler uluslararası bilgi borsalarında satılıyor. Bunlar yardımıyla kişiler ve kurumlar hakkındaki birçok bilgiye ulaşılabiliyor. Mesela KEY ödemeleri dolayısıyla 1 milyonda fazla kişinin kimlik bilgileri internette açıklandı. Kekevi, bunun son drece tehlikeli olduğuna dikkat çekti ve devletin bu tür konularda daha hassas davranması gerektiğini vurguladı. Bize ait kredi kartı ve banka bilgileri mal gibi alınıp satılabiliyor. Birileri cebimizdeki parayı çalabilir. Ama bu durum çok daha tehlikeli. Zira başımıza neyin geleceğini tahmin bile edemeyiz.

Resmen casus programlar üretip piyasaya süren devletler var. Çoğu istihbarat örgütleri bu yola başvuruyor. Bazı ülkeler ise bunu aleni ve yasal olarak yapıyor.

Dr. Ertuğrul Akbaş da savunma sanayimizde bu anlamda çok büyük risklerin olduğunu hatırlattı. Savunma sanayinde bilgi teknolojileri alanında yerli payı yüzde 25. Akbaş’a göre, Türk şirketlerinin % 87 sinde güvenlik riski var.

Bütün bunlar gösteriyor ki, siber tehlike ile her an karşı karşıyayız ve gerekli önlemleri almak zorundayız. Aksi takdirde bunun bedelini çok pahalıya ödemek durumundayız. Başta devlet kurumları ve üniversiteler olmak üzere, herkesin bu konuda üzerine düşeni yapması gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir