Yalanı Destekleyen Cep Telefonları

Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.
Bakara 10

Leyla Teyzeeeee, Rüstem amcaaaa size telefon geldi.
Bu cümleyi her duyduğumuzda oturma odamıza nükleer bomba düşmüş gibi bir karmaşa yaşanırdı. Annem sürekli kaybolmayı başaran tülbendini arar, babam üzerine sigara kokusunun sindiği ceketini çarçabuk giyer, ablamla ağabeyim haberi getiren komşu kızını telefonun kimden geldiğini anlamak için sorguya çekerdi. Ben ise “Ayşe sen evde kalıyorsun” cümlesine muhatap olmamak için çoktan sokağa çıkmış olurdum. Son çocuk olmanın bazı avantajları vardır. Gençken tavizsiz kovboylar gibi davranan insanlar, yaşlanınca kuralları delik deşik edilmiş hale gelirler. Artık daha esnek, daha merhametli, daha hoşgörülüdürler. İşte bu yüzden ilk çocuğun sahip olmadığı her şeye son çocuk sahip olur. Evde kalması gerekirken anne babasının peşine takılan bir yaramaz da eğer son çocuksa azardan kurtulabilir. En azından bana hep öyle olurdu.

Her şey o kadar çabuk değişiyor ki bundan on beş- yirmi yıl öncesini çocuklarımıza “Bir varmış bir yokmuş” diye başlayıp anlatabiliriz. Örneğin kendisine model model cep telefonları seçen çocuklara “bir zamanlar komşuların evinden telefon edilirdi demek” bir zamanlar keloğlan diye bir delikanlı varmış demeye benziyor. Zamanın bu destursuz ilerleyişi yüzünden her ne kadar yirmili yaşlarda olsam bile benim anılarım da çocukların yüzlerini hayret mimikleriyle dolduruyor. Kendimi yetmişini geçmiş, anı bohçasını tıka basa doldurmuş gibi hissediyorum. Sesime “Eh bizim zamanımızda her şey başkaydı” tonu gelip oturuyor.

En son bu kurumlu hali yeğenimle konuşurken yaşadım. Bana cep telefonunun özelliklerini anlatırken sohbetimiz pek çok dar sokağı arşınlayıp bizi “komşuların evinden telefon etme” bahsine getirdi. Yeğenim anlattıklarımı sessizce dinleyip tahayyül edeceğine, sürekli sorular sordu. Doğruyu söylemek gerekirse şimdiki çocuklar oldukça realist ve şüpheci oluyor. Onlarla konuşurken size inanmaları için yaşınızın büyüklüğü kafi gelmiyor, belge, şahit, mantıksal tutarlıklık vs. bekliyorlar. Halbuki biz öyle miydik?

Yeğenime bir zamanlar yaşanan telefon maceralarını anlattığımda, suratı görülmeyen bir el tarafından sıkılmış gibi buruştu ve bana: “Bu çok saçma dedi, yani her telefon edeceğinizde yada size her telefon geldiğinde komşuya gidiyorsanız evde oturamazsınız ki” Şimdi de bu kıza telefonun bizim çocukluğumuzda bir sohbet aracı olmadığını sadece acil durumlarda kullanıldığını anlat. O zaman telefon, yanında “sadece acil durumlar içindir, gereksiz yere kullananlar cezalandırılır” uyarısı olan trenlerdeki fren gibiydi. Hatta o kadar nadir kullanılırdı ki telefonların yuvarlak hatlarını örten “bir telefon danteli” bile bulunurdu.
Zaten “komşunun evine” telefon geldiğinde telaş edilmesinin sebebi de bu “acil” durumlardı. Gelen telefon, sihirli küresine bakan falcı kadın gibi sadece önemli şeyler söylerdi. Yapılan görüşmeden sonra insanların suratını ya kocaman bir gülümseme işgal eder ya da hüzün eline aldığı bez parçalarıyla yüzleri mumyalardı. Telefon; doğum, ölüm, düğün, kaza gibi insanların hayatlarına parmak izlerini bırakacak olayları haber vermek için kullanılırdı.

Şimdi ise telefonun bir sohbet aracı olmadığını sadece telefon faturalarına tuhaf tuhaf bakıp “ Lafa para veriyorsunuz” diyen yaşlılardan duyabilirsiniz. Artık evin nadiren güzellik uykusundan uyandırılan yuvarlak hatlı telefonu günde birkaç kez kullanılır hale geldi. Dış görünüşü de değişti tabii; şimdi yirmi birinci yüzyıla uygun bir tarzı var; Daha ince bir bedeni, çevirmeli yerine tuşlu rakamları, rengarenk görünüşleri … Telefon hayatımızdaki yerini, zenginleşince çiftliğinin sınırlarını genişleten bir çiftçi gibi genişletti. Çiftçi babasının bıraktığı mirası iyi değerlendirip malını üçe katlayan çocuklara benzeyen cep telefonları çıktı birde. Cep telefonlarının yaşamımızdaki yeri evlerdeki cetlerine ne kadar başarılı evlatlar olduklarını ispatlamak ister gibi sürekli artıyor.
Telefon icat edildiğinde Amerika’daki bir belediye başkanı önündeki tuhaf cihaza bakıp: “Bir gün her kentte bir tane olacak” demişti. Çevresindekiler koskoca bir belediye başkanının bu kadar hayalperest olmasını ayıplamışlardı. Şu an değil her kentte her cepte bir telefon yaşıyor. Eğer belediye başkanı bin sekiz yüzlü yıllardan şimdiyi öngörüp “Bir gün her cepte olacak” deseydi acaba ahali onu taşa tutar mıydı? Muhtemelen belediye başkanının makamı belediye binasından akıl hastanesine intikal ederdi.
Sizi yormayacaksa biraz geçmişe gitmek istiyorum. Telefonun icat edildiği 1876 yılına doğru adımlarınızı sıklaştırmanız gerecek. Alexander Graham Bell’le tanışın lütfen, kendisi telefonu icat eden kişidir. Telefonun icadından önce bir mesajı en hızlı iletmenin yolu, Mors alfabesiyle telgraf hatlarından ulaştırmaktı. Telgraftan önce ise acil mesajların atlı ulaklar, duman işaretleri, güvercinler ve gemiler kullanılıyordu. Bell, tüm hayatını – Belki sevgilisi de sağır olduğu için- sağırların eğitimine adamıştı. Bir yandan da telgrafı geliştirmeye ve bu sayede para kazanmaya çalışıyordu. Deneyleri sırasında, bir odadan diğerine gerdiği telin yansıttığı ses titreşimlerini duydu. Bell, insan kulağının titreşimleri güçlendirmesi konusundaki derin bilgilerinin yardımı ve tel aracılığıyla insan sesinin aktarılmasının mümkün olduğu fark etti. İşte telefonun doğum hikayesi böyle. Umarım bu seyahat sizi fazla yormamıştır. Yok yok bu zamandan hemen öyle çıkmayacağız. Sizi o yıllarda Amerika’yı ziyaret eden Brezilya İmparatoru II. Pedro’nun telefonla karşılaştığında verdiği tepkiyi göstermeden bırakmayacağım. Ne mi demiş II.Pedro ; “Bu konuşuyor”
Artık şimdiki zamana dönebiliriz.
Artık bundan sonra Allah’a karşı kim yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

ÂL-İ İMRÂN 94
II. Pedro telefona bakıp “Bu konuşuyor” demişti, şimdilerdeyse bu alet yalnızca konuşmuyor iyi de yalan söylüyor. Eğer gözlerinizi gezdiği yerleri unutmamak için zihnine kayıt eden turistler gibi açarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Yalan cep telefonları sayesinde bizimle yemek yiyen, konuşan, uyuyan, işe giden canlı bir varlık haline geldi. Her an her yerde onunla karşılaşabiliyorsunuz. Mesela sokakta cep telefonuyla annesiyle konuşurken yanınızdan geçen bir genç kızın “şu anda arkadaşımın evindeyiz, merak etme” diyen yalanı size kurumlu kurumlu bakıyor. Yada İstanbul’da ki evinizin su borularını değiştiren bir ustanın cep telefonuyla konuşurken şu an İstanbul’da değilim diyen yalanı su borularınızın üzerine yapışıyor. Lokantada çorbanızdan bir kaşık almışken yan masadaki bir iş adamının “ Şu anda bile çalışıyorum, inanın yemek yemeğe bile vaktim yok” diyen yalanı sürünerek önünüzdeki salatanın içine giriyor. Bazen onunla camilerin, türbelerin, dini sohbetler edilen mekanların içinde bile karşılaşıyorsunuz. Orada dahi edebin şehrine uğramamış bir yüzle gülüyor size. Çürük dişleri kalbinizi ısırıyor.
Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.

ÂL-İ İMRÂN 137
Hayır asıl suçluyu saklamıyorum. Telefonun değil onun içinden geçen sesin suçlu olduğunu biliyorum. Lakin yalan eskiden eteklerini sürüye sürüye böyle sokaklarda gezemezdi. Biz komşuların evlerinden telefon ederken, muhatabımıza yalan söyleyemezdik. Yalan için komşumuzun telefonunu kullanmak cinayet işlemek için onun ekmek bıçağını kullanamaya komşumuzun evini kullanmak cesedi onun yatak odasına saklamaya benzerdi. Buna kimin hakkı olabilir ki. Hem komşumuzun açıklama isterken bizi tartaklayan bakışlarına mazur kalmak da vardı.
Şimdi kimse kimseden bir açıklama talep etmiyor. Yalan sanki büyük günahlardan değilmiş de yaşam ağacımızın verdiği bir meyveymiş gibi onu benimsedik. Zina yapmak insanlara korkunç gelirken yalan söylemek boyna sardığımız bir atkı gibi ruhumuzda yumuşak etkiler bırakıyor. Dilimiz yalan günahtır dese de günde birkaç kez onun kapısına uğruyor. Üstelik yaptıklarından utanıp gizlice buluşan sevgililer gibi değil açıktan açığa yapıyorlar bu flörtlerini.
Bak Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.
Nisa 50
Dinimizde günahların saklanması esastır. Isız bir yoldan ilk kez geçecek kişi bizsek korku kalbimizi parmaklarıyla kurcalar. Lakin o yoldan daha önce bir çok kez geçilmişse korku eteğini toplayarak kalpten çekilir. O yol artık olağandır. İşte bu yüzden o yoldan geçmiş olsak bile başkalarının aynı yoldan geçmesine izin vermemek için bu seyahati saklamamız gerekir. Cep telefonları da işte tam da bu yüzden suçlu. Yalanı söyleyen elbette telefon değil ama sokaklarda bu kadar yalan duymak yalanın doğal bir şey olduğu intibasını uyandırıyor insanda. Çocuklar sokakta her gün cep telefonlarıyla tanımadıkları insanların söyledikleri yalanlara şahit oluyorlar. Ve yalan biz fark etmeden zihnimizdeki büyük günahlar gurubundan istifa ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir