Yalçın Küçük: Erdoğan’ın kapısını bilerek açmadılar

Profesör Doktor Yalçın Küçük, GERÇEK GÜNDEM’e, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın hastalığıyla ilgili tartışma yaratacak açıklamalar yaptı.



Profesör Yalçın Küçük, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hasta olduğuna ilişkin ilk belirtilerin, Barış Yarkadaş’ın “Hepsi Yaralar Sonuncusu Öldürür” adlı kitabında olduğunu söyledi.

Kendisinin de buradaki anektodtan yola çıkarak araştırma yaptığını anlatan Küçük, Erdoğan’ın arabada sıkışıp kalmasını ise şu sözlerle değerlendirdi:



Siz “İsyan 1” adlı kitabınızda Barış Yarkadaş’ın “Hepsi Yaralar Sonuncusu Öldürür” kitabından alıntı yaparak Recep Tayyip Erdoğan’ın, aslında askerlik bile yapamayacağını söylediniz. Erdoğan size bu yazılarınız üzerine dava açtı. Sizce Erdoğan’ın rahatsızlığı nedir?

Gayet açık olarak o davadan bahsedeyim. Tayyip beyefendi bize dava açtı. Ama biz mahkeme de şunları söyledik: “Tayyip beyin esas bizimle ilgili tartışması, rahatsızlığı bu değil; Barış (Yarkadaş) Bey’in kitabında bu çok önemli gözlem ve episodu ve bununla ilgili olarak söylediklerimizdir” dedik.

Ve bu davanın özelliği, bu davaya kadar alt mahkeme, Tayyip Bey’in bütün isteklerini kabul ediyordu. Bu sefer reddetti. Önemi budur. Orada söylediğimiz sadece bu değil; Tayyip Beyin “zina” meselesindeki çıkışları, bazı davranışlarını, çok sağlık idare etmediğini söyledik. Ben herhangi bir teşhiste bulunmadım. Ama, bir düzensizlik, bir muhakemede zaman zaman kopuklar olduğunu söyledim.

Tayyip beyefendi bundan çok rahatsız oldu. O rahatsız oldukça bu görüşler, Barış Bey’in o önemli episodunu, ben tanınır bilinir hale getirdim. Tayyip Bey’le ilgili ciddi kuşkular oluştu. Politikacılar ve diğerleri; “bir kopukluk var, istikrarsızlık var” dediler. Budur benim söylediğim. Bunun ötesinde de izninizle şunu söyleyeyim: Bize çok çeşitli yerlerden bilgiler geliyor. Tayyip Bey’in çok yakınlarından da, doktorlarından da bana bilgiler geliyor.

Ben ne bu bilgilerin kaynağını söylerim, ne içeriğini söylerim. Ama bizim ortaya çıkarttıklarımız tamamen söylenmesi gereken noktalardır. Bundan çok rahatsız oldu. Ve dünkü gelişmeler, bizim söylediklerimizi teyid ediyor. Neyi teyid ediyor:

Türk matbuatında, televizyonunda, bu kadar ahmak olduğunu insan düşünemez. Yok “akıllı otomobil varmış.”. Hayır. Bizim ana fikrimiz şudur: Tayyip Beyefendi, Barış Bey’in yazdığına benzer durumlar ortaya çıktığı zaman, yanındaki insanlara, kendisinin bu halini kimse tarafından görülmemesi konusunda emir veriyor. Şoför, koruma da onları almasının sebebi budur. Bazıları yeğenleri zaten..

Devamla; ben Tayyip Bey’in, kızı için ağladığını söylediği zaman, bunun da doğru olmayacağını anlattım. Hiç kimse kızına özlemle ağlamaz. Tayyip Bey’de, Barış Bey’in söylediği gibi bir ağlama hali var. Ağlama sonunda krize dönüşüyor. Krizi ancak bir takım hastane tedavileriyle çözebiliyorsun. O zamana kadar, oldukça vahim aşamalardan geçiyor.

Nitekim gayet açık; gazetecilik de budur, bilim adamı da budur. İyi soru soracaksın, iyi gözlem yapacaksın. Ne demek iyi gözlem yapmak: Tayyip Bey, böyle durumlara düştüğü zaman, kimseler tarafından görülmemek üzere emir verir. Nitekim daha önceki krizinde de, beş gün eve kapandı, arkadaşlarına çıkmadı. Bir insan şeker hastası olursa, bu insanın çalışmasına engel değildir. Evine kapandı; dışarıyı görmedi, bakanlarını görmedi. Demek ki, gizleniyor.



O akıllı otomobil diyenlere de, Türkiye’ de “Tahrifat Madalyası” vermek lazım. Yani bazı aktivistlere, kötü giysi, çirkin giysi verilme madalyası veriliyor, Mehmet Ali Birand’a da veriliyor. “Hayır”. O emir almıştır. Yaklaştırmayacaksınız.

Çünkü Tayyip Bey’in dün de anlaşıldığı gibi; böyle durumlara düştüğünde görünen hali görünmemesi gereken bir haldir. Onun için kilitlediler. Emirle kilitlediler. Ne akıllı otomobil var, ne de öyle bir şey. Panikle anahtarı bulamamışlardı, aralarında ihtilaf olmuştur. O zavallı küçük memurlar, köyden getirdikleri, tarikattan getirdikleri, ondan emir aldıkları için açmamışlardır. Buna benzer olabilir.

Öyle akıllı makineyle değil, otomobille değil, emirle kapatılır. Zaten bugün de, bütün meşguliyetime rağmen, değerli doktorlarla konuştum; hiçbir şeker hastasının kriz anında, dilinin boğazını önleme ihtimali yoktur.

Benim Tayyip Bey’in Epilepsi (sara-bn) olduğuna dair bir ısrarım yok. Ben doktor değilim. Benim görüşüme göre; bunu şekerle bir alakası yoktur. Ciddi olarak zaman zaman kriz yaşıyor. Bu kriz muhakeme sisteminin düzenli işleyişini engelliyor. Israrla söylüyorum: benim herhangi bir teşhisim yok. Ama buna, bugün sadece bazı doktorlar değil, Hürriyet Gazetesi’ nde Profesör Doktor Osman Müftüoğlu da buna yakın teşhisler koyuyor.

Osman Müftüoğlu’ nun çok açık teşhis koymamasının nedeni, teşhisleri tıbbi ahlaka göre, müdavi (tedaviyi yapan) doktorlar koyar. Benim söylediğim nedir? Tayyip Erdoğan böyle krizlerde müdavi değil, mutemet hastanelere gider. Ben bunu daha önce ki yazılarımda da gösterdim. Daha önceki krizde, Atatürk Hastanesi’ne gitti.

Atatürk Hastanesi’nin başhekimi, meşhur Van Üniversitesi’nden getirilen aynı tarikattan insanlardır. Bu krizde utanılacak yalanlar söylüyor. Sanki Ankara’yı hiç kimse bilmiyor! “Güven Hastanesi Meclis’e yakınmış”

Meclis’ten öksürsen “Akay Hastanesi”den duyulur. Şu anda çok popülerdir. Kucaklasalar götürürlerdi. Daha yakın olanlar, Başkent Üniversitesi hastanesi var. Güven Hastanesi’ne gidiş çok kötüdür. Nitekim onu da söylediler; ters yönde gitmişler. Güven Hastanesi’nde kim var? Bir kısmı benimde dostumdur…Eski Refah’tan milletvekilleri var. Gayet saygıdeğer insanlar.

Ama o Güven Hastanesi’nde, bir çocuk gibi başhekim çıkartılıp, hiç kimseyi ikna etmeyen konuşmalar yapıldı. Oraya bir tane dahiliye uzmanının çıkması, bir tane şeker hastalıkları uzmanının çıkması , alanlarında uzman doktorların çıkması lazım. Bu memleket bu halde, köy haline getirilemez.

Bir de çok dikkat ediyoruz; herhangi bir teşhisimiz yok. Ama bunlar olduğu zaman bakışlarında değişiklik var. Zaman zaman bunları doktor olan CHP grup başkan vekili söylüyor. (Haluk Koç-bn) Zamanında yanında çalışan Erkan Mumcu Bey söylüyor. Herkes söylüyor artık bunu. Uçuş var diyorlar. Yine uçtu diyorlar. Bunlar doktorların, kolaylıkla teşhis ettikleri bir durumdur. Ve oraya gitmesi de öyledir.

Nitekim bir şeker hastasına kriz gelir. Kriz geçtikten sonra işine devam eder. Daha önceki hastalıkta da beş gün kimseyle görüştürülmedi. Bu defa da görüştürülmeyecektir. Onları söylüyoruz. Bunu önemi nedir? Şeker hastalığıyla bugün ortaya çıkan durum nedir? Çok açıktır: ben size büyük bir sır vereyim. Bir insan yedek subay okuluna gittiğinde ve hele subay bile olduysa, buna benzer krizler yaşarsa, yedek subaylıktan çıkartılır.

Yani siz çıkartıldığını mı söylüyorsunuz?

Bilemem. Ama çıkartılır. Benim söylediğim; ben Tayyip Bey’in yedek subay okuluna gittiğine eminim. Bir müddet yedek subaylık yaptığına da eminim. Beni düşündüren nokta; daha bir tek komutan “benim yanımda yedek subaylık yaptı” demedi. Ben onlara bakarım.

Ben bilimsel olana, maddeye bakarım. Ben şuna bakarım; birisi çıkacak, başbakan koltuğunda olmuş bir insan için, “beraber yedek subaydık” diyecek. Bir yüzbaşı çıkacak; “benim bölüğümdeydi” diyecek. Ben bunları ararım. Ben “yedek subaylık yapmadı” demiyorum.

Bunlara bakıyorum. Ne çıkıyor… “şeker hastası, başbakan olur”. Ama bugün gazetelerdekine benzer bir hastalık doğru ise başbakan olamaz. Devlet memuru da olamaz. Onun için bu telaş. Ama bizi o şekilde görsünler.

Ben Barış Bey’in (Yarkadaş) çok önemli ve çok dürüstçe yazılmış bir gözlemini aldım ve Türkiye’nin sağlığı için genişlettim. O Türkiye’nin sağlığıdır. Bütün telaş budur. Yoksa bir insanın böyle olması değil.

Ve dünkü televizyonlarda Kanal D ‘nin spikeri, Türkiye’ye dürüstçe hizmet etmedi. “Akıllı otomobil varmış, ya kalp krizi olsaymış”. Nerede görülmüş gazetecilikte, habercilikte bir insan birinci kattan düşerse ne kötü olurdu diye yayın yapmak. Siz gazeteci misiniz, anası mısınız, babası mısınız? Nereden aklınıza geliyor. Ya ya ya ya ile gazetecilik olur mu! Onlara da iyi bir ders olsun bu? Öyle akıllı otomobil yoktur. Tayyip Bey bu durumu kendisi çok iyi bildiği için, sadece aşiretinden ve tarikatından şoför, koruma alıyor. Bu nedenle tecrübeli değiller.

Ben şüpheciyim. Nedenine ineceksiniz. Benim gibi üstüne gideceksiniz. İnsan köyünden getirip koruma yapar mı? Onlara bu tür emirler verildiği için böyledir. Bunlarda emirleri aldığı için, ya anahtarı telaşla bulamadılar, ya da “bize bu söylendi” diye. O panik budur.

Bayılmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Sizin Genel Yayın Yönetmeniniz Barış Yarkadaş’ın Hepsi Yaralar Sonuncusu Öldürür adlı kitabından hareketle biz bunları tespit ettik. Bir defa öyle olmadı. Tayyip Bey veya yakınları, o otomobilde olanlara, bu tür kriz olduğu zaman, “beni kimse görmesin” emrini vermiştir.

Onlar Tayyip Bey’in emri üzerine bunları yapar. Bir takım şeker hastalığı profesörleri konuşsunlar. Cumhurbaşkanı hazretleri: “bu memlekette sadece seçilmişler değil, atanmışlar da yöneticidir. Ona da sahip olacaksınız” diyor. Bir tek anayasa profesörü konuşmuyor.

Burada çıkıyorlar: “efendim, şeker hastası da, oruçtan çok yoruldu da”. Nereden çok yoruldu oruçtan. 40 yıldır oruç tutan bir kimse, sabah saat 11:00 de krize girer mi? Bir yığın insan sahura kalkmadan oruç tutuyor. Saat daha 11:00. Bunun oruçla ne alakası var. Gayet açık.

Sayın Erdoğan’ın bu durumda Çankaya’ya çıkabileceğini düşünüyor musunuz?

Biz doktor değiliz. Biz teşhis yapamayız. Ancak müdavi doktorlar teşhis yapabilir. Fakat ortaya çıkan bu manzara, Tayyip Bey’in hem Başbakanlık’ta kalabilmesi için, kaldı ki cumhurbaşkanı olabilmesi için topluma çok ciddi güvence verilmesi lazım.

Bunların bugün gazetelerde söylendiği türden krizler, hastalıklar olmadığını toplumu heyet raporuyla, ülkenin varsa güzide hastanelerinde –ve asla Atatürk Hastanesi, Güven Hastanesi değil- GATA da, Hacettepe’ de, Cerrahpaşa’da çok değerli tıp profesörlerinin, bu tür krizleri onun yüksek kamu görevleri yapmasına engel olmadığına bu toplumu inandırmaları lazım.

Dünkü krizin tek sonucu budur. Tayyip Bey, bunun çıkmasını istemiyordu, ortaya çıkmıştır. Her şeye rağmen, ağzı açık tutulmuştur. Diline bir şey yapılmıştır. Otomobil kilitlenmiştir. Bunlar emirle yapılmış şeylerdir. Bizim söylediğimiz budur. Bunları çok ciddi olarak ele almak lazımdır.

Ben cumhurbaşkanı olamaz demiyorum. Ama ortaya çıkan şeker hastalığıyla bugün ortaya çıkan sendromlar, önemlidir. Ülkenin yetkili profesörleri incelemek durumundadır. Bunlar yapılmadan, Tayyip Bey’in cumhurbaşkanlığına adaylığının söz konusu olmaması gerekir.

Son olarak; Önce evinizin alarmının sabote edilmesi iddiaları, sonra dün evinize hırsız girmesi ve diz üstü bilgisayarınızın çalınmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Birkaç elektronik malzeme daha alınmış. DVD ve kamera da gitmiş. Ama asıl önemli olan diz üstü bilgisayarın çalınması. Benim her zaman söylediğim gibi; “bunlar adi hırsızlık da olabilir.” Ama bir gün önce alarm sisteminin sabote edilmesi ki bunda bir kuşkumuz yok, bunun planlı olduğunu gösteriyor. Duyulduktan sonra, Ankara Emniyeti’nin çok çeşitli kolları, çok ciddi olarak sevindirici bir şekilde meseleye el koydular.

Bulunur mu, bulunmaz mı bilmiyorum. Ama benim dün de söylediğim üzere, ben bütün bulara tedbirliyim. Dolayısıyla böyle bir abartma, bir panik havasında değilim. Siyasi de olabilir, adi de olabilir. Ama son zamanlarda bunlar, birbirinden ayrılmıyor artık.


OSMAN KOÇER /Gerçekgundem

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir