YANLIŞ YÖNLENDİRME VE FASA FİSO GERÇEĞİ

Paul Joseph Goebbels (29 Ekim 1897 Rheydt (bugün Mönchengladbach) – 1 Mayıs 1945 Berlin) 1933 ilâ 1945 yılları arasında Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı yapmış Alman politikacıdır. Adolf Hitler’in en yakın arkadaşlarından biri ve en sadık yandaşıydı. Kendisi coşkulu ve enerjik hitabet yeteneği, sert anti-semitik görüşleri ve kitlesel propagandanın Büyük Yalan olarak bilinen tekniğini kullanmadaki ustalığıyla bilinirdi.1933 yılında Nazilerin iktidara gelmelerinin ardından propaganda bakanı oldu. İlk işlerinden biri Yahudiler ve Nazi karşıtı yazarlar tarafından yazılmış tüm kitapları Berlin’in Bebel Meydanında yaktırmak oldu. Sonrasında giderek Almanya’daki bütün haber kaynakları üzerinde tam kontrol sağladı. Savaşın ilk ve en istekli savunucularından olan Goebbels Alman halkını büyük ölçekli bir askeri çatışmaya hazırlamak için elinden gelen her şeyi yaptı.



II. Dünya Savaşı sırasında diğer Nazi liderleri ile değişen ittifaklar kurarak gücünü ve nüfuzunu artırdı. 1943 yılı sonlarında savaşın Almanya aleyhine dönmesinden sonra propagandalarını artırdı. Goebbels savaşın son yıllarında ilan edilen topyekün savaş projesinin de mimarıdır Goebbels son ana kadar Hitler ile Berlin’de kaldı. Hitler’in intihar etmesinin ardından bir günlüğüne de olsa Üçüncü Reich’ın Şansölyeliğini yaptı. Son saatlerinde karısı Magda Goebbels önce altı çocuğunu zehirleyerek öldürdü. Kısa süre sonra Goebbels önce karısını sonra da kendisini vurdu. Karısıyla cesedi vasiyeti üzerine yakıldı.Bugün bazı üniversitelerde, (iletişim bölümü) öğrencilere Goebbels’in ses kayıtları dinlettirilir. Hemen her görüşteki insan, onun bu alandaki dehasını kabul etmiştir.


Goebbels özellikle çektirdiği filmlerle Almanya dışında Yahudi kamplarının ne kadar güllük gülistanlık olduğunu göstermesiyle meşhurdu. Aynı zamanda Alman halkına da Yahudilerin ne kadar kötü olduğunu anlatıyordu ve bunda da başarılı olmuştu.



Türkiye’de propagandanın en cafcaflı dönemini hatırlarsanız 28 Şubat döneminde yaşamıştı. Her gün verilen brifingler, basında çıkan haberler en mütedeyyin insanların bile ya gerçekten bu irtica varmış be dedirttirecek cinstendi. İşte bu dönemlerde hatırlarsanız Susurluk kazası olmuştu ve o kaza sonrası dönemin Başbakanı için fasa fiso deyimi kullandığı söylenmiş olayı küçümsediği üzerine gidilmediği noktasında kendisinin kusurluğu olduğu imajı verilmeye başlanmıştı.



İtiraf etmek gerekirse buna bende inandım ve hiç gerçeği araştırmadan geçen haftaki yazımda buna isim vermeden değinmiştim… Ama bir okuyucum uyardı ve meğerse bu hataya düşen tek ben değilmişim bazı gazeteci ağabeylerimiz de düşmüş… Yani propaganda maalesef başarılı olmuş… Siz ne kadar gördüğünüz şeyin BEYAZ olduğunuzu söylerseniz söyleyin bir kere propagandaya düştü mü iş o artık beyaz değil SİYAHTIR…



Bugün yazarı Nuh Gönültaş, yıllar önce olan fasa fiso sözünün arka planını bakın şöyle anlatıyor: “Bu söz Erbakan`a ait değildir, Erbakan böyle dememiştir… Peki, işin aslı neydi: Necmettin Erbakan başbakanlığı sırasında başbakanlıkta kurmayları ile Susurluk olayı konusunda ciddi adımlar atmak için toplanmışlar. Bu arada toplantıya katılanlardan birisi diyor ki, “Efendim siz bu konuya bu kadar ciddiyetle eğilelim çözelim diyorsunuz ama muhalefet de şöyle şöyle diyor, buna ne dersiniz?” Erbakan “Sen boşver onları onlar fasa fiso, biz işimize bakalım” diye cevap verir. Cümle budur ama kamuoyuna yansıyan Erbakan`ın Susurluk olayı konusunda “fasa- fiso” dediği şeklinde oldu. Şimdi herkes de öyle biliyor.



Hani imamın keçisi çalındı derken dönüp dolaşıp imam keçi çaldı oluyor ya tıpkı onun gibi… Evet, bir kez daha öğrendik propagandanın gücünü… Gerçekten bir ordunun yaptığı kadar ülkede tahribat yapabilecek güçte… Yeter ki söyleyecek yalanınız olsun ve bunu güzel bir şekilde süsleyerek zehri şeker içinde vermeyi bilin. Propagandaya karşı ne yapmaz lazım… Çok basit aslında Kuran-ı Kerim’e bakmak lazımdı… “Ey iman edenler! Size bir fasık haber getirdiğinde diyor kerim kitabımız Kur`an durup gerçeği araştırın. Bunu yapmazsak başımıza geleceği de söylüyor: Yoksa istemeden insanların hukukuna tecavüz eder ve sonra yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız. (49.6)



Pişman olmamak için ne olur birbirimizi uyaralım ki pişmanlık duyanlardan olmayalım…



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir