YARGI DEVLET İDEOLOJİ



Yargı adalet aramanın mekanizmasıdır. İhkak-ı hak denen herkesin kendi adaletini sahip olduğu güçle gerçekleştirmesi yeni adaletsizliklere yol açar. Bu nedenle insanlık mahkemelerle adaletin sağlandığı bir yol bulmuştur. Buna da yargı (muhakeme) denmiştir. Bunun mantığı olayların tarafı olmayan, işin ehli (uzman-hukukçular) insanlar eliyle adalet gerçekleşsin, zulme uğrayanlar ve hak arayanlar çaresiz kalmasın istenmiştir. İktidarların güç kazanması ile yürütmenin kolu her yere ulaşır, bu güçle taraf olunca haksızlık ve zulüm yapar diye yargı bağımsızlaşmıştır. Demokratik sistemler bunu anayasal güvence altına almıştır.



Türkiye’de yargı devlete veya resmi ideolojiye yönelik saldırıların savunma mekanizması gibi görülmüştür. Muhalefet zemini gibi algılanmış ve iktidarlara direnen bir güç haline gelmiştir. Bu nedenle iktidarlardan bağımsız kılınırken aslında halktan bağımsız ve sorumsuz bir noktaya gelmiştir. Yargının en önemli niteliği olaylar, kişiler ve sorunlar karşısında tarafsız olma ve mutlak adaleti gerçekleştirme yerine yandaş olduğu kişi-kuruluş ve fikirlerin güvencesi olma çabaları görülmektedir. Yargı için tarafsızlık yeteri kadar dikkate alınmamış, yargı mensupları resmi ideolojinin yandaşı olmayı iftihar vesilesi yapagelmiştir. Bu nedenle mahkemeler özellikle siyasi meselelerde topluma adalet yönünden bir güvence vermek yerine devletin ve resmi ideolojinin teminatı olmayı seçmiştir. Bu nedenle de başörtüsü yasağı gibi sınırlayıcı ve kısıtlayıcı kararlar verilegelmiştir. Bu konularda Danıştay’ın, Yargıtay’ın ve 367 gibi kararları alan Anayasa Mahkemesinin kararları ortadadır.



Son HSYK krizinde görüldüğü gibi yargının kurul ve kurumları; mensuplarının yargı teminatını ortadan kaldıran kararlar almak için fazla isteklidir. Yürütmeye karşı direnirken aslında adalete direnmektedir. Adalete direnen yargı mensupları da bize özgüdür herhalde. Bunun örneği Şemdinli davasında Van savcısı Ferhat Sarıkaya aleyhinde alınan kararda alenen görülmüştür. HSYK hâkim ve savcıların teminatı olmak yerine devlete, güce, resmi ideoloji temsilcilerine ve açıkça söylemek gerekirse askerlere destek vermek yönünde irade göstermektedir. Bunun yargının işlevi ile bağdaşmadığı gibi bağımsızlığa ve hele tarafsızlığa gölge düşürdüğü açıktır. Türkiye’de hâkimlerin bağımsızlığı gündeme getirilirken tarafsızlık konusunun daha önemli olduğu son gelişmelerle daha çok ortaya çıkmıştır.



Yargı mensuplarının (özellikle Yar-Sav’a üye) bu taraflı kararlarına rağmen askerlerin kendilerine güvenmediği de acıktır. Çünkü ayrı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Askeri Yargıtay bile vardır. Askerlerin ordu iç disiplini için Askeri Disiplin mahkemeleri olması başka bir olgudur ve gereklidir. Ancak asker olmayan kişileri yargılayan, askeri olmayan suçları kapsayan yargılamaları demokratik ülkelerin kabul etmesi mümkün değildir. Hele ayrı Yüksek İdare Mahkemesi, Yargıtay’ı olmak başlı başına bir sorundur. HSYK gibi kurullarda bile cansiperane mücadele verenlerin askerlere tam güven vermedikleri bu yüzden ayrı bir askeri yargı oluştuğu Türkiye’ye mahsus bir olgudur. Hukukçu askerlerin de bulunduğu Yargıtay’ın bir dairesi Askeri Yüksek mahkemelerin işlevini üstlenebilir.



Dünyanın değişim rüzgârlarına karşı ordu direnir. Direnişi güvenlik endişesinden dolayı anlayışla karşılanabilir. Ancak yargının buna direnmesi adalet dağıtma işini ikinci plana atması sonucunu doğurabilir. Bütünüyle adalet sağlanmıyor demiyoruz. Türkiye’de her şeye rağmen adalet mekanizması işlemektedir. Ancak siyasi konularda yargının taraf oluyor görüntüsü vermesi adalete olan güveni sarsar ve yargıya dair derin endişeler doğurabilir.



Yargı çaresizlerin son kapısıdır. Ergenekon’un son kapısı olduğunda ortada büyük bir sorun var demektir. Bu soruna çözüm bulmak AB Yargı reformu taleplerinin ötesindedir. Gerekli ve acil bir ihtiyaçtır. Çünkü yargı mensupları destek verdiklerini güçlendirmek için adalete direndiklerinin ya farkında değildir ya da önemsememektedir. Bu yaklaşım ülkenin demokratikleşmesine engel olmasını bırakın çok da güvenli bir ülke olmadığı anlamına da gelecektir.
İdeoloji her şeyi fethettiğinde yargı Türkiye’de olduğu gibi demokratikleşmenin ve adalet dağıtmanın sorunlu bir tarafı olmuş demektir.



Oysa adalet her şeyi fetheder. Türkiye’de fethedemediği yerlerin başında bazı yargı mensupları, kurum ve kuruluşları kalmıştır ki trajik olan da budur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir